

ABD-İsrail saldırısında öldürülen İran dini lideri Ali Hamaney’in yerine, din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisinin oğlu Mücteba Hamaney’i getirdiği ilan edildi. Şahin görüşleriyle tanınan ve İran’daki radikal dinci Türklerin yanı sıra Irak Şiilerinin de desteğine sahip ikinci Hamaney, Devrim Muhafızlarının adayıydı.
ABD ve İsrail 28 Şubat sabahı karşı, İran’a yönelik büyük bir saldırı başlattı. Saldırının daha ilk gününde İran’ın “Yüce” (dini) Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürüldüğü açıklandı. On gün kadar sonra, 9 Mart’ta din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisinin yerine oğlu Mücteba Hamaney’i getirdiği ilan edildi. Şahin görüşleriyle tanınan ve İran’daki radikal dinci Türklerin yanı sıra Irak Şiilerinin de desteğine sahip ikinci Hamaney, Devrim Muhafızlarının adayıydı.
İran karşılık veriyor. On günden beri bölge semalarında füzeler uçuşuyor. Her iki taraf füze stokları tükenene kadar havada savaşa devam edeceğe benziyor. Stokları alarm verince muhtemelen kara savaşına geçebilirler. İran’ın niyeti de esasen ABD Başkanı Donald Trump’ı kara savaşına çekmek. ABD ise, Orta Doğuda geçmişteki acı tecrübeleri ışığında artık bölgede kara savaşı yapmaya pek niyetli değil.
Tahran-Kum, Dünyevi-Ruhani
İran İslam Cumhuriyetinin başkenti Tahran, çağdaş bilimleri ve ileri teknolojik gelişmeleri ülkesinde ve dünyada kullanmakta ehliyet ve ustalığa sahip modern bir teknokrat sınıfına ve muktedir siyaset adamlarına sahip.
Öte yandan İslam Cumhuriyetinin kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin doğduğu kent olan ve Mollaların dini kurumlarının yer aldığı Kum şehri, ülkenin gerçek yaşamında bir nevi ikinci bir başkent gibi siyasi ve idari etki icra ediyor. Mollalar, halk ile yüz yıllardır aynı dalga boyunda olmalarından ötürü, halk nezdinde ve özellikle nüfusun çoğunluğunu oluşturan eğitimsiz kitleler üzerinde ciddi bir nüfuza sahip.
Kum’da geçerli olan ve Şia inancı temelli siyasi düşünce tarzı, ülkenin Yüce Liderliğinin ve parlamentosunun bulunduğu ve siyasi, ekonomik ve askeri ve “dünyevi” başkenti Tahran’da alınan kararları, dün olduğu gibi bugün de derinden etkilemekte.
Arkasında İsrail Etkisi Var
Trump, ilk günden beri İran’a yönelttiği saldırının “önleyici” savaş olduğunu söylüyor. Ancak ABD’nin İran’a saldırıya karar vermesinde temel etkeninin İsrail olduğu açık. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Şubat’ın son iki haftası içinde hemen hemen iki günde bir Vaşington’a gittiği anımsanacaktır. Bu ziyaretlerin sebebinin Trump’ı İran’a saldırıya ikna etmek olduğu açıktı.
İçerde ekonomik zorluklar ve Epstein skandalı gibi başka ciddi sorunlar ile de başetmek durumunda olan Trump’ın ise, bu yıl 4 Kasım’daki ara seçimlerinde bir başarı hikayesine ihtiyacı var. Tabi İran macerası tam tersi bir sonuç da verebilir. Neticede 28 Şubat’ta Amerika, İsrail ile birlikte İran’a yönelik bu saldırıyı gerçekleştirdi. Bunu yaparken ne Kongre’ye ne de BM’lere danıştı.
Yanı başımızdaki bu tehlikeli gelişmeler bizim güvenliğimizi doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle İsrail’in savaşı yaygınlaştırmak istemesi, gelişmeleri bizim için daha şimdiden ciddi bir tehdit haline getirmekte. Sonuç olarak bizim nasıl bir politika geliştirmememiz gerektiğini tüm yönleriyle iyi düşünmemizi zaruri kılmakta.
Hukuksuzluk, Anti-Semitizm ve Tepkiler
Trump bu operasyonla ülkesinde gündemi değiştirdi ve Epstein bulutlarını bir süreliğine daha dağıttı. Ama İran’a karşı bu operasyon Amerika’da çoğunluk tarafından desteklenecek bir hamle değil. Üstelik olumsuz sonuçları netleştikçe, Trump ve Cumhuriyetçiler açısından maliyeti sandığa yansıyacaktır.
Çünkü savaş ABD için bir zaruret değildi. Trump’a oy verenlerin bir kısmının Başkana savaş yapmayacağını söylediği için destek verdiği biliniyor. Bu tablonun onları da mutlu etmediği düşünülebilir. Üstelik son dönemde Amerika’da, İsrail ve Yahudiler için eleştirel yaklaşımın yükselişte olduğu dikkate alınınca, bu savaşın ABD’de, İsrail ve Yahudiler için olumsuz etkilerin artmasına ve antisemitizmin çoğalmasına yol açması da muhtemeldir.
Hamaney’in öldürüldüğü açıklanınca savaşın Kongre ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı olmadan gerçekleştiği ve dolaylı olarak hukuksuz yapıldığı meselesi gündeme getirildi. Böyle bir operasyon nedeni ile Amerika’nın asker kaybetme olasılığı zaten gündemde kolayca tutulmaya elverişli bir konu. Önümüzdeki dönemde farklı radikal Şii grupların saldırıları gerçekleşir ve ABD askerleri ölürse Trump’a tepkiler artabilir.
Savaşın Siyasi Amacı
ABD başlangıçta İran’a saldırıyı nükleer silah edinme ve İsrail’e saldırı ihtimalleriyle izah ediyordu. Ancak Hamaney’in öldürülmesinin ilanıyla birlikte operasyonun amacını İran’daki rejimi değiştirmek şeklinde değiştirdi.
Başta ABD ve İsrail’in mevcut kaynaklarıyla savaşı hızla kazanacağı izlenimi verdi. Ama gelişmeler bir noktadan sonra bu izlenimini ortadan kaldırmakta; şimdilerde en az 4-6 haftadan bahsediyorlar.
Bu durumun temel sebebi savaşın siyasi hedefinin belirsizliği. Trump savaşın başlangıcından itibaren sık sık aşırı başarı ifadelerini dile getiriyor. Kendisini bu söylemlerinin cazibesine kaptırırsa savaşın erken sonra ermesini geciktirebilir.
Tam tanımlı olmayan siyasi hedef çerçevesinde, normal koşullarda bir araya gelmeyecek muhalif gruplar bir araya getirildi. Kürtler kendi aralarında birleştirildi. Amaç kara işgali olmadan, hava gücü ve ekonomik baskıyla “düşük maliyetli rejim değişimi” sağlamaktı. Ama bundan da vazgeçildiği bilgileri geliyor. Kara savaşının da konuşulmaya başlaması, savaşın, İsrail ve ABD için çok iyi bir yere doğru gitmediğini kanıtlamakta. Trump sıkıştığı bir noktada operasyonu, bölgeyi yanarken bırakıp, çekilirse söndürmek Türkiye gibi bölgede istikrar isteyen ülkelere kalabilir.
Hamaney Sonrası İran
Diğer taraftan Hürmüz Boğazının kapatılması ve enerji fiyatları ve arz-talepteki bozulma ABD ekonomisini etkileyebilir. Savunma bütçesi şişerken sosyal harcamalar üzerindeki baskı artar. Halihazırda ABD’de ekonominin seyri üzerinden Trump’a yönelik ciddi eleştiriler var. Savaş uzar, ekonomik ve askerî maliyet büyür, İran’da kaos derinleşirse, bu hamle Trump’ın siyasi kariyerinin de riski hâline gelir.
İran ise kaynaklarını bu savaşta caydırıcılık oluşturmak için tüketecek. Nispeten tecrübeli yöneticilerini kaybetti. Bu aşamadan sonra düze çıkması çok olası durmuyor. ABD ve İsrail’i geriye püskürtse bile çatışmalar ve her şeyden bıkmış bir halk ile kırılgan bir zeminde kalmaya devam edecek. Üstelik etnik fay hatları hareketlenirse düşük veya yüksek yoğunluklu iç çatışmalar sürer.
Hamaney’in ölümü yas kültürü güçlü olan halka rejimin şehit rehber söylemi ve hikayeleri ile uzun bir propaganda imkânı verecektir. Menkıbeler ve olağanüstü söylemlerle Hamaney efsaneleşir.
İran Pes Etmez Ama…
Savaşın bu aşamasında, gelecek tahminlerinde bulunmak sağlıklı değil.
Ne var ki İran aldığı ağır darbelere rağmen, başlangıçta öne sürüldüğü gibi, dağılma emarelerini henüz göstermiyor. Şia inancı temelli siyasi düşünce, ülkede dini toplumsal yapı üzerinde dayanma gücünü sürdürebilir. İran, savaşı körfeze yayarak üzerindeki siyasi ve askeri baskıyı hafifletmeye çalışmakta. Ama ABD ve İsrail’in mukayese kabul etmeyecek birlikte güçleri ve ortak baskıları karşısında İran, bugün değilse bile yarın bir rejim değişikliğine sahne olabilir.
Kum’daki Mollaların Şia inancına bağlı Müslüman nüfus üzerinde ve özellikle eğitimsiz kitleler üzerinde 16’ıncı yüzyıldan beri canlılığını muhafaza eden ciddi bir nüfuza sahip olduğu unutulmamalıdır. Dolaylı olarak, İran’da Şia nüfuzunun gücü, ülkede bir rejim değişikliği olsa bile, mevcut toplumsal ve sosyolojik düzenin bu yeni düzene kolaylıkla teslim olmasına izin vermeyebilir.


