Türkiye Ankara İçişleri Siyaset Kulisleri Haber ve Yorumlar

Erdoğan’ın İmamoğlu’na yenilgisinden çıkan dersler

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir belediye Başkanlığına yeniden seçildiğini ilk duyuran rakibi Binali Yıldırım oldu. Yıldırım böylelikle ne Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, ne YSK’nın, ne Anadolu Ajansı, ne de AK Parti İl Yönetiminin kendisini daha fazla arada bırakıp ezdirmesine meydan vermeden havlu atıp sahneden çekildi; 23 Haziran seçimini saat 19.20’de bitirdi.
Zaten kaybedenin Binali Yıldırım olmayacağını her kes biliyordu; özellikle de 17 Haziran’daki Kadım Dostlar toplantısında Erdoğan’ın kendisini öne çıkarma kararından sonra. Erdoğan’ın ve seçim ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, bu seçimin yalnızca İstanbul seçimi olmadığı, Türkiye’nin kader seçimi olduğu yolundaki beyanları, döndü kendilerini vurdu. Erdoğan, İstanbul belediyesinden öte, kendi iç, dış ve ekonomi politikalarının devamı için Yıldırım’a oy isterken, İmamoğlu’nun açık farklı zaferiyle kendi iç, dış ve ekonomi politikalarıyla birlikte giderek dozu artan kibirli söylemine de seçmenden “artık yeter” yanıtı aldı; açık farkla yenildi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, modern siyaset tarihinde belki de ilk defa, Türkiye’de demokratik düzenin devamına sahip çıkan seçmen, tek-adam yönetimine gidişe, tamamen demokratik yollardan, sandıktan çıkarak dur dedi.
İmamoğlu’nun attığı bu 9 puanlık fark, Batı siyasetinde “landslide – heyelan” dedikleri açık bir farktır. 31 Mart seçiminde 13 bin oy farkın şaibeli olduğu ve “oy çalındığı” iddiasıyla YSK’ya iptal baskısı kurup seçimi iptal ettiren Erdoğan-Bahçeli ittifakı, 23 Haziran’da 777 bin küsur farkla yüzleşmek durumunda kaldı.
KONDA araştırma şirketi yöneticisi Bekir Ağırdır’ın bulduğu 8-9 puan farkı birkaç gün önceden açıklaması ciddi bir akademik cesaret örneğiydi. Ağırdır, 23 Haziran akşamı kendisini ilk tebrik edenin Yıldırım’ın seçim ekibinden bir yetkili olduğunu söyledi. MetroPoll yöneticisi Özer Sancar’ın yüzde 10 tahminin de burada anmak lazım; demek ki gören görüyor.
Ortaya çıkan tabloyu başka türlü tarif edersek, bir ilçe belediye başkanının bir cumhurbaşkanını açık farkla yendiğini de söyleyebiliriz.
Erdoğan’ın hemen herkesi azarlayan, kendisi desteklenmezse ülkenin ve milletin başına gelecek felaketlerden söz eden yaklaşımına karşın, İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” iyimserliği galip gelmiştir.
İmamoğlu’nun aldığı yüzde 54,2 oy, Erdoğan’ın 25 yıl önce, 1994 seçimini kazanıp siyasi yükselişini başlattığı yüzde 25,2 oyun iki katından fazladır.
Eğer seçim ilçeler düzeyinde de tekrar edilmiş olsaydı, İstanbul’daki 13 ilçenin daha İmamoğlu başkanlığındaki muhalefete geçmesi söz konusu olacaktı; AK Parti’nin oy depoları sayılan Fatih, Üsküdar ve Beykoz’da, 31 Mart’ta MHP’nin aldığı Silivri’de çoğunluk, açık farkla İmamoğlu demiştir.
Bunda, İmamoğlu’nun, son yıllarda Erdoğan ve AK Parti tarafından temsil edilen Arap kültürel etkisi altındaki Ortodoks Müslümanlık anlayışına, seçmenin geleneksel Türk tipi, Anadolu tipi Müslümanlığa dönüş eğiliminin de etkisi olmuştur. İmamoğlu, bildik Türk sosyal demokrat kalıplarının dışında, hem dindar, hem laik ve Atatürk’e saygıda kusur etmeyen, modern, şehirli aile profilini temsil etmiştir. Bu sonuçta Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nda –CHP’nin eski tüfeklerinin direnişine rağmen- ısrar etmiş olmasıyla sergilediği liderlik de pay sahibi olmuştur.
İmamoğlu’nun aldığı oy desteği, CHP’nin potansiyelinin oldukça üzerindedir. Bu sonucu sadece CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Merak Akşener’in seçim ittifaklarının başarısıyla açıklamak mümkün değil. Sadece İmamoğlu’nun demokratik tahammül örneği veren güler yüzlü, kucaklayıcı söylemiyle de açıklamak yetersiz kalır. Ya da, birazdan geleceğiz, Erdoğan ve Bahçeli’nin son düzlükte icat ettiği “Öcalan açılımı” fiyaskosuyla da. Bu sonuçta, Erdoğan’ın giderek başında bulunduğu AK Parti iktidarını her şeyi yapmaya ehil ve muktedir görmeye başlayan, kapasite sınırlarının üzerinde siyasi iddia ve kibirli söyleminin de büyük payı vardır. HDP’den Saadet Partisine, hatta öyle anlaşılıyor ki AK Parti ve MHP’den de İmamoğlu’na oy verilmiştir.
Gelelim, seçmenin sabrını taşıran damla olan “Öcalan açılımına”.
31 Mart seçiminden hemen sonra, 21 Nisan’da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’taki şehit cenazesinde, HDP’yi terörist ilan etmedi diye, devlet güvenlik güçlerinin gözü önünde linç girişiminde bulunulduğu hafızalarda.
Meclis’teki üçüncü büyük parti grubuna sahip HDP’yi terörist ilan etmediler diye Kılıçdaroğlu’nu, Akşener’i, SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun Erdoğan-Bahçeli ittifakınca “terör destekçisi” ilan edildiği de öyle.
Keza HDP’nin seçilmiş belediye başkanları “PKK’lı terörist” diye hapse atılmışken, HDP’nin önceki eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hapisteyken, daha 31 Mart’ta seçilmişlerin Kürtçe tabela asması yasaklanmışken, Binali Yıldırım’a Diyarbakır’da “Kürdistan” ve “pekeke” dedirterek Kürt seçmenin aklının çelinebileceğini öngörmek kimin parlak fikriydi acaba? Ya da PKK lideri Abdullah Öcalan’a HDP’ye güya “tarafsızlık” ve “üçüncü yol” görüntüsü altında, aslında “İmamoğlu’na oy vermeyin” anlamına gelen mektup yazdırmak, yüzlerce kişinin ölüm emrini vermekten aranan Osman Öcalan’a devlet televizyonu TRT’de CHP-karşıtı propaganda yaptırmak kimin fikriydi? Erdoğan-Bahçeli ikilisine çok pahalıya patlayan bu fiyaskonun kimin fikri olduğu ve onun akıbetini gerçekten merak ediyorum. Erdoğan’ın “Kürt de olsa insandır” sözünün dökülmesine yol açtığı “kardeşlik” yaldızından hiç söz etmiyorum bile; o kişiyi merak ediyorum daha çok.
İmamoğlu’nun açık farkla kazanması bir bakıma Öcalan’ın oportünizmini, fırsatçılığını da açığa çıkarmış, hem PKK hem, HDP üzerindeki etkisine hasar vermiştir. Erdoğan’ın bundan sonra, eğer Bahçeli veto etmezse yeni PKK diyaloglarında Öcalan’ı kullanması zorlaşmış görünmektedir; HDP’li seçmen “Öcalan’a selam, ama oylar İmamoğlu’na” demiş görünmektedir.
İmamoğlu’nun seçim galibiyeti, ya da Erdoğan’ın yenilgisinin Türkiye’nin iç, dış ve ekonomi politikalarında bir dizi değişikliğe yol açması söz konusu olacaktır.
Öncelikle Erdoğan’ın seçim yenilgisinden sorumlu tuttuğu AK Parti yöneticilerine tırpan vuracağı beklentisi Ankara siyaset kulisinde yüksektir. Bu tırpanın şiddeti, Abdullah Gül-Ali Babacan ve ayrıca Ahmet Davutoğlu etrafındaki gruplaşmaların, AK Parti bünyesindeki çatlakların artasıyla da sonuçlanabilir.
İstanbul’un Ankara’dan fazla önem verdiği “kabine değişikliğinin” aynı zamanda Cumhurbaşkanının damadı olan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın koltuğunu koruyup korumaması dışında fazla bir önemi olduğu söylenemez. Albayrak gitse de, kalsa da ekonomide yaşayabilir bir programa ihtiyaç vardır ve burada da sorumluluk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisindedir. Öte yandan pratik olarak Serhat Albayrak’ın orkestra şefliğinde bulunan hükümet yanlısı medyanın, tam saha baskıya rağmen Erdoğan’ın seçim kazanmasını sağlayamadığı, tam tersine zarar verdiği göz önüne alınırsa, medya cenahında da değişiklikler muhtemeldir.
İçerideki seçim yenilgisi, ülkenin beş büyük şehrinin muhalefet tarafından yönetilecek olması, seçmenden aldığı bu sert uyarı Erdoğan’ın dış politikasını etkileme potansiyeli taşıyor. Örneğin “Öcalan açılımından” sonra Suriye ve Irak’ta PKK ile mücadele konusunda ABD, Rusya ve diğer muhataplarla yeni bir denklem kurulup kurulmayacağı önemli bir sorudur. Keza S-400 ve Amerikan yaptırım konularında durum eskisine göre zorlaşacaktır.
Erdoğan, 28-29 Haziran’da Japonya’nın Osaka şehrindeki G20 zirvesine katıldığında ABD Başkanı Donald Trump’tan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, AB liderlerinden Çin Devlet Başkanı Xi (Şi) Jinping’e dek bakışların farklılaştığı gerçeğiyle karşı karşıya kalabilir.

“Erdoğan’ın İmamoğlu’na yenilgisinden çıkan dersler” için 3 yorum

  1. Çok güzel analiz etmişsiniz alınan sonucu eski bir ak parti oyvereni olarak anlayabiliyorum.
    Ben şahsen hiçbir zaman Chp yi bir alternatif olarak görmem ülke yönetimin de ancak, şayet istanbul da yaşıyor olsa idim oyum İmamoğlu na idi…
    Bir ülkede iktidar a fakir gelip zenginlerseniz, üretimi özendirmeyip tüketimi zorlarsanız, adalet adalet deyip onu yerlebir ederseniz, eğitime bir arpa boyu yol aldırmaz iseniz, millilik ten dem vurup eti buğdayı ithal ederseniz bu halk da bu kadar ağmak değil tabi

  2. Tabi bir tavsiye de chp ye gönül vermiş, zafer naraları atan seçmenlere partiniz ve elitler iniz ve dahi sizler zihniyetiniz de yeni kodlamalar yapmaz iseniz bazı müslüman görünenleri yericem derken işinde gücünde kendi halinde “Anadolu müslümanında” kalbini kırmaya devam ederseniz bu alınan sonuç korkarım sizin için çook aldatıcı olur…

Bir Cevap Yazın