En büyük yanlış, büyükbaş hayvancılığın kapalı alanlara kaymasıdır. Meralarımız hâlâ istenen seviyede değil, ıslah çalışmaları da yetersiz.
Tarımı konuşuyorsak, hayvancılığı da konuşmak zorunda olduğumuz, çünkü tarım ve hayvancılığın birbirinden ayrılamaz olduğu her zaman vurguladığım bir gerçektir. Türkiye’de hayvancılık sektörü ortalama her on senede bir büyük krize girer. Mevcut oyuncular çekilir, yeni oyuncular sektöre dahil olur. Devlet uygun faizli krediler ve hibeler verir ama nedense bu on yıllık kriz döngüsü bir türlü engellenemez. Peki, ama neden?
Türkiye’de karma yem sektörü son yirmi yılda yaklaşık yüzde 350 büyüme sağladı. Ülkemizde yaklaşık 600 yem fabrikası var. İlk okuyuşta ne kadar mutluluk verici, değil mi? Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere AK Parti iktidarı sözcülerinin sürekli altını çizdiği rakamlar bunlar. “Sektör krizde olsa, bu kadar yem fabrikası olur mu? Kapasite 40 milyon tona yaklaşır mıydı?” diyorlar.
Peki, böyle devasa bir büyüme varken ve yem fabrikası sayısı 600’ü bulmuşken nasıl oluyor da ithalat bağımlısı hale geldik? Karma yem sektörü yüzde 56 oranında ithalat yapıyor; evet, yanlış okumadınız, yüzde 56.
En büyük yanlış, işin alfabesi olan büyükbaş hayvancılığın kapalı alanlara kaymasıdır. Yani hayvanların yem olan yerlere götürülmeyip, yemin hayvanların ayağına götürülmesidir. Meralarımız hâlâ istenen seviyede değil, ıslah çalışmaları yetersiz ve bu durum kimsenin umurunda değil.
Doğal yollardan beslenme minimuma inerken, büyük ve modern tesisler yapıldıkça fabrika yemlerine ihtiyaç artıyor. Çiftlikler ve fabrikalar açılıyor, kapasite büyüyor; ancak ithalat bağımlılığı düşeceğine tam tersine artıyor.
Fabrika yemleri üretilirken olmazsa olmaz ham maddeler şunlardır:
Bu üç kalemde de ağırlıklı olarak dışa bağımlıyız.
Mısır ve ürünlerini ayrı değerlendirmek gerekiyor; son iki yıldır yaşanan kuraklığa bağlı olarak üretimdeki ciddi azalma, ithalatı zorunlu kıldı. 2025 yılında ülkemizde yaklaşık 150.000 ton soya üretimi gerçekleşti. Yüzde 95 oranında ithalat yapıyoruz; tıpkı enerji (petrol ve doğal gaz) bağımlılığımız gibi. Tarım ve hayvancılık sektörünün “petrolü” belki de soyadır. Soya ithalatı için harcanan para yaklaşık 2 milyar dolar. Bu da sadece bir kalemde yapılan ithalat.
2025 yılı, Türkiye’nin mısır ithalatında rekor kırdığı yıl olmuştur. Savaş halindeki Ukrayna’nın en büyük alıcısı konumuna ulaştık. Ukrayna’dan yapılan mısır ithalatı 5,4 milyon tona, piyasa değeri ise yaklaşık 1,5 milyar dolara ulaştı.
Özellikle son iki yıldaki kuraklıklar bunda etkili oldu. Ancak iklim değişikliğinin acı bir gerçek olarak önümüzde durduğu bu ortamda artık “ne yapalım” diyerek bahane üretemeyiz.
Mısır için acilen adımlar atılmalıdır. Mısır, en çok su tüketen tarla bitkilerinden biridir. Su kıtlığının ve “su savaşlarının” konuşulduğu bir dünyada, hâlâ geleneksel yöntemlerle sulama yapamayız. Mısır için en etkin ve tasarruflu yöntem damla sulamadır.
Sulamada en verimli yöntemdir. Su ve gübre doğrudan kök bölgesine verilir, su tasarrufu sağlar ve verimi yüzde 20-30 artırır. DSİ ve Tarım ve Orman Bakanlığı raporlarına göre, Türkiye’de fiilen sulanan arazilerin sadece yüzde 17’sinde damla sulama kullanılmaktadır.
Son yıllarda teşvikler verilse de bu oran yetersizdir. Bu konuda bir “seferberlik” başlatılmalı ve su tasarrufu devletin birincil önceliği olmalıdır.
Bir diğer sorunlu kalem ise DDGS (Distillers Dried Grains with Solubles) yani “Damıtık Kurutulmuş Tahıl ve Çözünürleri”dir. En basit anlatımıyla DDGS; mısır, buğday veya arpa gibi tahıllardan biyoetanol üretildikten sonra geriye kalan, besin değeri yüksek bir yan üründür. 2025 yılında Türkiye bu üründen 1,5 milyon ton ithal etmiştir.
Soya ve mısır fiyatları karşısında bir alternatif olarak görülse de bu durum aslında “borcu borçla kapatmak” gibidir.
Yem ham maddelerinde dışa bağımlılığımız yüzde 15-20 seviyelerine düşmedikçe bu krizleri yaşamaya devam edeceğiz. Umarım bir gün, tarım ve hayvancılığın en stratejik sektörlerin başında geldiği tam manasıyla idrak edilir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın kural tanımayan dış politika uygulamaları, NATO’dan çekilme tehdidi ve savunmasını ABD’nin…
Beyaz Saray Muhabirleri Derneği'nin (WHCA) 25 Nisan akşamı yapılan yıllık balo ve ödül töreni silahlı…
CHP zor bir kararın daha eşiğinde. 23 Nisan konuşmasında “Millet bizden mücadele bekliyor” diyen Özgür…
Son hafta içindeki gelişmeler ABD görünümlü İsrail-İran savaşı fonunda Türkiye’nin ABD-AB-NATO üçgeninde tutmaya çalıştığı hassas…
Bir zamanlar denizlere hükmeden, küresel düzeni şekillendiren Britanya, bugün hâlâ aynı reflekslerle konuşuyor; ancak aynı…
Dün akşam, TBMM’deki 23 Nisan davetinde en çok tartışılan konulardan biri de Terörsüz Türkiye sürecinin…