Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Türkiye’nin Arabuluculuk Diplomasisi: İmkânlar ve Sınırlar

Yazar: Ahmet Erdi Öztürk / 12 Mayıs 2026, Salı / Oda: Siyaset

Dışişleri Bakanı Fidan bölgesel barışı korumak ve ülkelerarası koordinasyonu artırmak amacıyla 29 Mart 2026′ da İslamabad’da Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistanlı mevkidaşlarıyla düzenlenen kritik dörtlü zirveye katılmıştı. (Foto: Pakistan Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye’nin arabuluculuk diplomasisi artık yalnızca tarafları masaya getirme becerisiyle ölçülmüyor. Deniz güvenliği, enerji hatları, savaş sonrası düzen, teknik kapasite ve bölgesel istikrar gibi somut alanlara uzanıyor.

Bunun güncel örneklerinden biri Hürmüz Boğazı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ile ABD arasında muhtemel bir anlaşma sonrasında Türkiye’nin Hürmüz’de mayın temizleme çalışmalarına katılabileceğini söyledi. Bu, Ankara’nın kriz sonrası güvenlik ve insani istikrar üretimine teknik katkı sunma iddiasını gösteriyor. İkinci örnek Karadeniz. Ukrayna savaşı bitmeden savaş sonrası güvenlik tartışılıyor. Türkiye, Montrö’yü uygulayan, tahıl koridorunda rol oynayan, Rusya ve Ukrayna ile konuşabilen bir aktör olarak öne çıkıyor.

Kısacası mesele artık sadece konuşmak değil. Hangi krizlerde, hangi kapasiteyle sonuç üretileceği. Bu bağlamda da sorunun tamamını çözmektense bir kısmına dahil olmak da önemli.

Arabuluculuğun Kurumsallaşması

Bu bağlamda, Nisan 2024’te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Uluslararası Arabuluculuk Genel Müdürlüğü’nün kurulması önemli. Bu karar, Türkiye’nin arabuluculuk iddiasını geçici diplomatik hamlelerden çıkarıp kurumsal bir devlet kapasitesine dönüştürme arayışını gösteriyor. Çünkü arabuluculuk yalnızca liderler arası telefon diplomasisi veya sembolik toplantılarla sürdürülmemeli. Kurumsal bir anlayış şart ve Türkiye bu kimliği uzun süredir inşa ediyor. 2010’lardan itibaren Ankara kendisini krizlere tepki veren değil, krizleri önlemeye çalışan, tarafları konuşturan ve kolaylaştırıcı rol üstlenen bir aktör olarak konumlandırdı. BM, AGİT ve İİT bünyesindeki Arabuluculuk Dostlar Grubu girişimleri, İstanbul Arabuluculuk Konferansları ve temas diplomasisi bu markanın parçalarıydı.

Rusya-Ukrayna savaşı bu iddianın en görünür sınavı oldu. İstanbul görüşmeleri ve tahıl koridoru Türkiye’ye bir sıfat kazandırdı ve fakat kalıcı barış sağlanamadı. Çünkü güvenlik talepleri, toprak meselesi, Batı’nın savaş stratejisi ve Moskova’nın hesapları Ankara’nın tek başına değiştirebileceği unsurlar değildi. Hürmüz’de muhtemel mayın temizleme rolü de önemli fakat İran-ABD anlaşmasına, Körfez’in tutumuna, ABD stratejisine ve İran’ın rejim güvenliği hesaplarına bağlıdır.

Kısacası Türkiye katkı arabuluculuğa katkı sunabilir durumda ama oyunun bütün kurallarını belirleyemiyor, peki neden?

Büyük Erişim Kapasitesi

Türkiye’nin arabuluculuk gücü büyük ölçüde erişim kapasitesinden geliyor. Ankara Batı, Rusya, İran, Körfez ülkeleri, Ukrayna ve Balkan aktörleriyle aynı anda konuşabiliyor. Bu bağlantısallık Türkiye’nin en büyük avantajı. Coğrafi konumu da bu avantajı büyütüyor ve Türkiye, birçok krizin doğal muhatabı haline geliyor.

Fakat konuşabilmek ile çözebilmek aynı şey değil. Arabuluculukta temas kurmak ilk adım olsa da esas başarı tarafların taviz verebileceği bir zemini oluşturabilmek. Burada Türkiye’nin karşısına birkaç temel sınır çıkıyor ki bunların aşılması an itibariyle çok da mümkün değil.

Kapasitenin Sınırları

Birinci sınır büyük güçlerin çıkarları. ABD, AB, Rusya veya Çin gibi aktörler, kendi nüfuz alanlarındaki krizlerde Türkiye’nin fazla öne çıkmasını istemiyorlar. Arabuluculuk yalnızca diplomatik beceri değil, aynı zamanda güç siyaseti meselesidir. Türkiye bunu İran nükleer meselesinde gördü. Ankara ve Brezilya’nın Tahran Deklarasyonu ile açtığı diplomatik alan, Batı tarafından yeterince sahiplenilmediği için kalıcı sonuca dönüşmedi.

İkinci sınır tarafların uzlaşmazlığı. Arabulucu ne kadar maharetli olursa olsun, taraflar temel güvenlik taleplerinden geri adım atmaya hazır değilse süreç tıkanır. Ukrayna-Rusya savaşında bu açık biçimde görüldü. Türkiye’nin ev sahipliği ve kolaylaştırıcılığı önemliydi fakat Rusya’nın toprak kazanımlarını koruma isteği ile Ukrayna’nın egemenlik ve güvenlik garantisi arayışı arasındaki mesafe çok büyüktü. Arabuluculuk bu mesafeyi yönetebilir, ama her zaman kapatamaz.

Üçüncü sınır tarafsızlık algısı. Türkiye’nin avantajı esnek dış politika yürütebilmesi, dezavantajı ise bu esnekliğin zaman zaman taraflılık algısı üretmesi. NATO üyesi olması bazı aktörlerde kuşku yaratıyor. Rusya ile ilişkilerini açık tutması Batılı başkentlerde soru işaretlerine yol açıyor. Suriye, Libya veya Doğu Akdeniz gibi dosyalarda doğrudan taraf olarak görülmesi, başka krizlerdeki arabuluculuk iddiasını doğal olarak zorlaştırıyor.

Sınırlara Rağmen Yapılabilecekler

Bütün bunlara rağmen tablo tamamen olumsuz değil. Zira, dünya aynı anda Ukrayna savaşı, İran dosyası, Hürmüz güvenliği, Karadeniz dengesi, Gazze, Suriye, Libya, Balkanlar ve Kafkasya gibi krizlerle yaşıyor. Bu kadar parçalanmış bir düzende herkesle konuşabilen aktör sayısı azalıyor ve Türkiye’nin değeri tam burada artıyor.

Ancak bu değerin kalıcı hale gelmesi için Türkiye’nin arabuluculuk politikasını daha seçici, teknik ve kurumsal yürütmesi gerekiyor. Uluslararası Arabuluculuk Genel Müdürlüğü doğru bir başlangıçtır; fakat yeterli değildir. Dışarıda güvenilir arabulucu olmanın yolu, içeride hukuk, demokrasi, kurumsal tutarlılık ve öngörülebilirlik üretmekten de geçer.

Artık mesele yalnızca “herkesle konuşabilen ülke” olmak değil; doğru dosyada, doğru araçla ve doğru zamanda sonuç üretebilen bir diplomatik kapasite kurmak.

Yeni dünya düzeninde arabuluculuk sadece barış çağrısı değil; güç, güven, uzmanlık ve demokratik meşruiyet meselesi. Türkiye’nin asıl sınavı, yüksek potansiyelini kalıcı ve güven veren bir devlet kapasitesine dönüştürebilmek.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: arabuluculuk diplomasisi

OKUMAYA DEVAM EDİN

Uluslararası hukukçuların ortak sorusu: Türkiye’ye ne olacak?
Suriye sahasında üstünlük, hatalı siyaseti örtecek mi?
SDG Anlaşma Bozdukça Şam’la Biraz Daha Azına Uzlaşıyor. Ankara Memnun
  • Terörsüz Türkiye yasası Meclis’e NATO zirvesinden önce gelebilir mi?23 Haziran 2026
  • Starmer de İstifa Etti. İngiltere’ye Neden Başbakan Dayanmıyor?23 Haziran 2026
  • Moskova’nın En Tehlikeli Yanı: Gücü Değil, Söylediğini Yapma İradesi22 Haziran 2026
  • Bahçeli’nin kurmayı Akçay: CHP, MHP’deki çatlağı büyütmeye çalışmıştı22 Haziran 2026
  • Zaman Her Yarayı İyileştirir mi? CHP Krizine David Easton’un Cevabı20 Haziran 2026
  • Kılıçdaroğlu televizyonda, Özel mahalle kahvesinde: hangisi daha güçlü?20 Haziran 2026
  • Tehlikeli ve Büyüleyici Bir Uğraş: Sualtı Mağara Dalışı20 Haziran 2026
  • Pervin Buldan: 5 günlük işi var. Yasayı Meclis tatile girmeden çıkaralım19 Haziran 2026
  • Türkiye’nin Jeopolitik Primi ve Güven Açığı19 Haziran 2026
  • Orta Güç Türkiye G7 Zirvesine Neden Davet Edilmedi?18 Haziran 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP