İstanbul’da oynanan Avrupa Kadınlar Voleybol grup maçlarında Türkiye Polonya, Slovenya, Almanya, Letonya ve Macaristan ile aynı grupta oynadı ve beş maçının dördünü kazanarak son 16 turuna katılmaya hak kazandı. Oynadığımız beş takımının hepsinin antrenörleri bizim hocamız Santarelli gibi İtalyan’dı.
Yeri geldiğinde saatleri sabahın beşine kurup hepimizi ekran başına bağlayan, neredeyse tüm oyuncuları ezbere saymamızı sağlayan, dans etme özürlüsü olsak bile şampiyonluklarından sonra erik dalı oynamamızın müsebbibi Türkiye A Milli Kadın Voleybol takımı 2015-2016 arasındaki Ferhat Akbaş dönemini saymazsak 2007 yılından beri Çizme’den gelen hocalara emanet.
İstanbul’da oynadığımız beş takımının hepsinin antrenörleri tıpkı bizim hocamız Daniele Santarelli gibi İtalyan’dı. Letonya’nın başında Capriotti, Polonya’da Lavarini, Almanya’da Bregoli, Slovenya’da Orefice, Macaristan’da Chiappini takımlarının başarıları için taktik üretmeye çalıştı.
Avrupa şampiyonası elemelerinde yer alan 24 takımın antrenöründen 9’u İtalyan pasaportu taşıyor. Bizim gruptaki takımlar dışında Bulgaristan, İsveç ve Slovakya da takımlarını İtalyan hocalara emanet etmiş durumda. Peki ya İtalya? İtalya’nın başındaki hoca kırk üç yıldır İtalya’da yaşayan çoktan dünya voleybolunun efsaneleri arasına girmiş bir Arjantinli var, Julio Velasco.
Ama Arjantin’i terk etmedi. Diktatörlük yıllarında öğretmenlik yaptı, sonra voleybola ağırlık verdi. Ferro Carril Oeste’de genç takımları çalıştırmaya başladı. Voleybol onun için yalnızca bir meslek değil, bir tür hayata tutunma alanı oldu. 1982 Dünya Şampiyonası’nda Arjantin’in dünya üçüncülüğünde teknik ekibin önemli isimlerinden biri olması, uluslararası kariyerinin kapısını açtı. 1983’te Arjantin’de diktatörlük sona erip merkez sol, sosyal demokrat Raùl Alfonsin iktidara geldiğinde talihin bir cilvesi olarak İtalya’nın Jesi kentinden teklif geldi. Hugo Pratt ve René Goscinny’nin tersi istikamette Buenos Aires’ten yaşlı kıtaya geldi.
Velasco bunu bir sürgün olarak görmedi, kendi deyimiyle Arjantin’den “kaçmamış”, İtalya’ya gelmişti. Başlangıçta planı yaklaşık üç yıl kalıp deneyim kazanmak ve geri dönmekti. İlk yıllarda Arjantin’i çok özledi; Buenos Aires’i hatırlattığı için tango bile dinleyemediğini söyledi. Ama Jesi’den Modena’ya uzanan kariyer bütün hesabı değiştirdi. İtalya’da kaldı ve İtalya’yı değiştirdi.
Velasco 1980’lerin başında İtalya’ya geldiğinde yalnızca başarılı bir antrenör değildi. Antrenörlüğün kendisine ilişkin farklı bir fikri vardı. Onun için antrenör, oyuncuya ne yapacağını söyleyen kişi olmaktan çok, oyuncunun nasıl düşüneceğini değiştiren kişiydi.
Modena’da başlayan ve daha sonra İtalya erkek milli takımına uzanan kariyeri, İtalyan voleybolunda bir dönüm noktası yarattı. 1990’ların “Generazione di fenomeni” (fenomenler kuşağı) olarak anılan İtalyan erkek takımı dünya voleyboluna hükmederken, kenardaki adam yalnızca maç kazanmıyor; aynı zamanda bir antrenörlük kültürü yaratıyordu.
Velasco’nun çevresinde yetişen Massimo Barbolini (2013-14 yıllarında Türk kadın milli takımın da hocası) gibi isimler daha sonra kadın voleybolunun en önemli teknik adamları arasında yer aldı. Giovanni Guidetti (2017-2022 arasındaki hocamız) ise Velasco’yu kendi mentorları arasında saydı. Burada önemli olan, Velasco’nun bütün İtalyan antrenörlerin doğrudan hocası olması değil. Velasco’nun değiştirdiği iklim, sonraki kuşakların yetiştiği ortamı değiştirdi. Bir başka deyişle Velasco, kendisinden sonra gelecek antrenörleri yalnızca eğitmedi; antrenörlüğün ne olması gerektiğine dair çıtayı yükseltti.
Bugün Guidetti, Santarelli veya Lavarini’nin Avrupa’nın başka ülkelerinde çalışmasını yalnızca kariyer başarısı olarak okumak eksik kalıyor. Onlar beraberlerinde bir oyun sistemi kadar bir çalışma anlayışı da taşıyorlar. İtalyan antrenörlüğünün önemli özelliklerinden biri, oyuncunun yalnızca fiziksel ve teknik kapasitesine bakmaması. Oyuncunun karar verme biçimi, baskı altında verdiği tepki, takım arkadaşlarıyla ilişkisi ve hata karşısındaki davranışı da oyunun parçası kabul ediliyor. Kadın voleybolunda bu yaklaşım özellikle önemli.
Çünkü üst düzey kadın voleybolu yalnızca servis, blok ve hücumdan oluşmuyor. Aynı zamanda karmaşık bir sosyal organizasyon. Aynı takımda dünyanın farklı ülkelerinden gelen, farklı karakterlere sahip, birbirleriyle rekabet eden ve aynı zamanda birbirlerine güvenmek zorunda olan oyuncular var. Büyük antrenörün işi bu insanları yalnızca aynı formayla sahaya çıkarmak değil; aynı takım haline getirmek. Velasco’nun asıl uzmanlığı da burada.
Velasco’nun farkı, oyunculara bakışındaki merak. İyi bir antrenör oyuncusunun servis yüzdesini bilir. Büyük bir antrenör ise oyuncusunun neden servis kaçırdığını anlamaya çalışır. Neden bu oyuncu kritik anda korkuyor? Neden biri hata yaptıktan sonra toparlanıyor, diğeri ikinci hatayı yapıyor? Neden bazıları sorumluluk almaktan kaçarken bazıları baskı altında daha iyi oynuyor? Velasco için bunlar yalnızca psikolojik ayrıntılar değil, oyunun kendisi.
Belki de bu nedenle 2025’te Trieste Üniversitesi ona psikoloji alanında fahri doktora verdi. Üniversite, liderlik, motivasyon, grup yönetimi ve insan potansiyelinin geliştirilmesine yaptığı katkıyı özellikle vurguladı. Aynı yıl “Il Codice Velasco” adında onun antrenörlük prensiplerini anlatan bir kitap yayınlandı.
Velasco’nun antrenörlüğünü bu açıdan bir tür pedagoji olarak görmek mümkün. Bir öğretmenin öğrencisine kitap vermesi kadar doğal bir şey yoktur. 2026’da İtalya kadın milli takımındaki oyuncularına ikişer kitap vermesi ilk bakışta küçük bir ayrıntı gibi görünebilir. Oysa listenin kendisi Velasco’nun zihnini ele veriyor.
Oyuncularına Borges, Cortázar, Vargas Llosa, Elena Ferrante, Sándor Márai, Ágota Kristóf, Raymond Chandler, Edgar Allan Poe, Ray Bradbury, Isabel Allende, Gabriel García Márquez ve başka yazarların kitaplarını seçti.
Üstelik kitapları rastgele dağıtmadı. Oyuncuların karakterlerine göre seçti. Velasco hocalığını entelektüel tarafıyla bağdaştırıyor. Bir roman yazarının karakterine “bu insan neden böyle davranıyor?” diye sorması gibi Velasco da oyuncusuna bakarken aynı soruyu soruyor muhtemelen. Bu yüzden oyuncularına kitap vermesini bir kültür gösterisi olarak değil bir tür antrenman olarak düşünüyor. Kasları geliştiren antrenmanın yanında, zihni genişleten bir antrenman. Çünkü sahada karar veren şeyin yalnızca beden değil beyin olduğunu çok iyi bildiğine şüphe yok. Sarah Fahr’a Kolera Günlerinde Aşk’ı uygun görürken, Paolo Egonu’ya Bin Bir Gece Masallarını seçmesi veya Danesi’ye Edgar Alan Poe okutup ,Orro’ya Sandor Marai’yi uygun görmesini tamamen onun ferasetine bağlamak gerekiyor.
Velasco’nun kitap seçimlerindeki Borges ve Cortázar tercihi özellikle dikkat çekici. Borges’in labirentleri, Cortázar’ın oyunları ve gerçeklikle kurduğu tuhaf ilişkiler, insanın dünyayı tek bir açıdan görmemesi gerektiğini düşündürüyor. Voleybolda da durum benzerdir. Rakibin blok düzeni, bir hücumcunun tercihi, bir oyuncunun korkusu kısacası her şey bir anda değişir ve maçın psikolojisi bir anda başka bir şeye dönüşür. Velasco’nun anlayışını “iyi oyuncu topu görür. Büyük oyuncu durumu görür” diye özetlemek çok da yanlış olmayacaktır. Velasco’nun antrenörlüğünde de “doğru hareketi ezberlemekten” çok, değişen durumu okuyabilmek önemlidir.
Bu nedenle Borges ile Velasco arasında doğrudan bir düşünsel bağ kurmak için Velasco’nun “Borgesçi” olduğunu iddia etmek gerekmiyor. Kitap seçimleri en azından şunu gösteriyor: Velasco’nun ilgisini çeken edebiyat, insanı tek bir açıklamaya indirmeyen edebiyat.
Üstelik kitap verme alışkanlığı yeni değil. Velasco bunu 1994’te, otuz iki yıl önce İtalya erkek milli takımının yükseliş döneminde başlatmıştı. Japonya’ya gitmek üzere Linate’den ayrılan dünya şampiyonu takımın oyuncularına kitaplar vermişti.
Ama Velasco’nun fikri değişmedi. Oyuncuyu yalnızca kazanması için hazırlamanın yetmeyeceğini kendisini anlamasına yardımcı olmak gerektiği görüşünde. Hatta kazanma arzusunu oyuncunun düşmanı olarak görüyor: “la voglia di vincere è sempre il peggiore nemico” (kazanma arzusu her zaman en kötü düşmandır) diyor, paradoks gibi görünen bu cümlesini “succede che quando un giocatore ha troppa voglia di vincere poi si fa prendere dall’ansia” (bir oyuncu kazanmayı fazla istediğinde kaygıya kapılabiliyor) diye açıklıyor.
İtalya’nın Avrupa kadın voleybolundaki etkisini yalnızca Guidetti, Santarelli veya Lavarini’nin kazandığı kupalarla ölçmek bu yüzden yetersiz. İtalya’nın asıl başarısı, bilgiyi kuşaktan kuşağa aktaran bir sistem kurmuş olması. Velasco bu sistemin tek kurucusu değil; ama en önemli dönüştürücülerinden biri. Belki de İtalyan voleybolunun Avrupa’ya ihraç ettiği en önemli şey bir taktik değil, bir düşünme biçimi.
Bu düşünme biçiminin son ve en güzel örneği ise bir maçta değil, kitapların arasında duruyor. Velasco’nun oyuncularına verdiği Borges, Cortázar, Ferrante, Márai ya da Chandler kitapları aslında onlara voleybolun dışında bir dünya açıyor.
Çünkü Velasco bir oyuncunun ufku ne kadar genişse, sahada görebileceği ihtimallerin de o kadar geniş olduğunu biliyor. Belki de iyi bir antrenörün en önemli görevi tam olarak budur. Oyuncusuna ne düşüneceğini öğretmek değil, daha fazla şey düşünebilir hale getirmek.
1972-80 yılları arasında erkek milli voleybol takımımızı çalıştıran Mehmet Fuat Bengü (Memet Fuat) edebiyat ve voleybol birlikteliğine özel bir örnek. Voleybol milli takımı antrenörlüğünü bıraktıktan sonra 1981-87 yılları arasında Adam Yayınlarda editör olarak çalışan Memet Fuat, Nazım Hikmet’in kitaplarının yayınlanmasında büyük emeği olan gerçek bir aydın ve edebiyat ustasıydı (annesi Piraye Hanım 1935’te Nazım Hikmet ile evlenince sekiz yaşından itibaren onunla aynı evde büyümüştü).
O da La Platalı meslektaşı gibi oyuncuların sadece yetenekli adaleler değil aynı zamanda düşünen beyinler olarak görmüştü. Platon’un neredeyse iki bin yüz yıl önce söylediği “ya filozoflar yönetici olmalı ya da yöneticiler filozof” sözü galiba voleybolda arada sırada da olsa gerçek oluyor.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nı Bağımsızlık Savaşımızın son perdesi olan ve 25 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz'un…
16 Ağustos 2026’da ilan edilen Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı ile Kuzey Ege Deniz Millî Parkı,…
Ratko Mladiç öldü. Ama onun ölümü, Balkanlar’ın otuz yıl önce kapandığı düşünülen en karanlık defterlerinden…
Tamam, “Türkiye demeyelim”, konuyu sadece PKK’nın silah bırakmasına sıkıştırmayalım. Tamam, “Çözüm süreci” de demeyelim; akla…
DEM Parti İmralı heyeti 26 Ağustos’ta Ankara’da Starton Otel’de bir basın toplantısı düzenledi. İmralı heyetinden…
Türkiye önümüzdeki kışa hazırlanırken yalnızca petrolün, doğal gazın ve elektriğin fiyatına bakmamalı. Bence masanın üzerine…