

Trump İran’da savaşla rejim değiştiremeyeceğini görmeye başladı; çıkış arayışında, ama Netanyahu savaşı sürdürmesini istiyor. (Foto: White House)
Aslında savaşın ilk haftasından itibaren ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in zorlamasıyla giriştiği İran savaşından çıkış yolu aramaya başladığı 9 Mart’ta yaptığı konuşmada açığa çıkmıştı. Trump konuşmasında, herkesi hayretler içinde bırakarak, İran’a savaş kararı almasını en yakın yardımcılarının verdiği bilgilere dayandırıyor, adeta “başkomutan” sorumluluğunu paylaştırmak istiyordu:
• “Durum çok hızlı bir şekilde kritik noktaya yaklaşıyordu. (…) Steve, Jared, Pete ve diğerlerinin bana anlattıklarına dayanarak söylüyorum; Marco da işin içindeydi ki bence bize saldıracaklarını düşünüyordum. Eğer o anda bunu yapmasaydık, onların bize saldırmayı planladığını düşünüyorum.”
Buradaki Steve, Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff; Jared, damadı ve danışmanı Jared Kushner; Pete, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Marco da Dışişleri Bakanı Marco Rubio.
Okulun Vurulması Olayı
O sırada bir muhabir, İran’a saldırıların ilk gününde, 28 Şubat’ta Minab şehrindeki bir kız okulunun Tomahawk füzesiyle vurulup, büyük çoğunluğu çocuk en az 168 kişinin öldürülmesini olayını sorunca şunları söylüyordu:
• “Tomahawk – etraftaki en güçlü silahlardan biri – başkaları tarafından da kullanılıyor, satılıyor ve kullanılıyor. İran’ın da biraz Tomahawk’ı var. (…) Gerçek şu ki başka ülkelere satılıyor. Ama şu anda bu araştırılıyor.”
Trump’ın burada sorudan kurtulmak için yanıltıcı bilgi verdiği görülüyordu.
Birincisi, İran’ın elinde Tomahawk yoktu; başka seyir füzeleri var ama onlar da Tomahawk taklidi değildi.
İkincisi, ABD’nin Tomahawk füzelerini sattığı dört ülke bulunuyor: İngiltere, Avustralya, Japonya ve Hollanda. Suçlu olabilecekleri imasında bulunduğu bu müttefiklerinden hiçbirinin bölgede Tomahawk fırlatma kapasitesine sahip gemisi bulunmuyordu. Ancak ABD Merkezi Komutanlık (CENTCOM) sitesinde kendi gemilerinin İran’a Tomahawk atma görüntüleri yayınlanıyordu.
Okulun, hem de ders saatinde vurulup çocukların öldürülmesi olayının Beyaz Saray’da dahi sorun yarattığı, Trump’ın çıkış arayışının nedenlerinden birinin bu olduğu anlaşılıyor.
Trump’ın Çıkış Arayışı
Trump’ın İran savaşından bir an önce çıkış arayışının başka nedenleri de var.
Bunlar arasında örneğin İsrail Başbakanı Netanyahu ve İsrailli yetkililerin Trump ve Amerikalı yetkililere ABD’yi savaşın içine, tercihen kara savaşına çekme amacıyla yanıltıcı bilgiler verdiğinin anlaşılması var. Örneğin, İran’ın lider kadrosunun yok edilmesiyle ülkenin çöküp teslim olmayacağı artık anlaşıldı. Örneğin, İsrail’in İran rejimiyle kara savaşına hazır Kürt silahlı grupların güç ve yetenekleri konusunda verdiği bilgilerin çok abartılı olduğu anlaşıldı. Türkiye’nin de açık ve örtülü diplomatik girişimleriyle İran savaşında Kürt dosyası açılmadan kapandı.
Giderek artan petrol sıkıntısının etkisi var ayrıca.
Ama asıl neden siyasi. Kasım ayında ABD’de ara seçimler var ve Trump, Cumhuriyetçilerin Senato ve Temsilciler Meclisi’nde azınlığa düşmesini istemiyor. Bu nedenle, PR ve dezenformasyon kampanyalarıyla Amerikan kamuoyuna kolaylıkla büyük bir zafer gibi pazarlanabilecek küçük bir zaferle seçime gitmek istiyor. Trump’ın Fox TV’de birkaç gün önce kapıları kapatmasının tersine, İran’la görüşmelerinin mümkün olduğunu söylemesi bunu gösteriyor.
İsrail’le Ayrışma
Vaşington’daki sıkıntıyı The Wall Street Journal gazetesi, ABD’nin savaşı bitirmek istediği ama İsrail’in istemediği tahliliyle 10 Mart’ta duyurdu.
ABD ve İsrail yönetimleri arasında İran konusundaki ayrışma artık gözle görülür halde.
• Trump İran’da rejimin sadece hava harekâtıyla bitirilemeyeceğini gördü ve belli konularda anlaşabileceği bir İran yönetimiyle savaşı bitirecek bir çıkış arayışında. Böylelikle Kasım 2026 seçimlerine bir “zaferle” girmeyi hesaplıyor.
• Netanyahu ise bunu istemiyor. Sonuna kadar gidilip İran’da İslâm Cumhuriyeti yerine, eski Şah rejimi gibi İsrail’e dost bir rejim kurabileceği saplantısında. Hakların Gazze faciasına ek olarak katlanan Siyonizm nefretini dikkate almıyor.
İsrail, ABD’yi kendisi çekilse de İran’daki savaşı sürdürmekle, böylece Beyaz Saray’ı ABD’deki İsrail lobisi ve “Hristiyan Siyonist” kiliselerin baskısı altında bırakmakla tehdit ediyor. Bunu da ABD ve Batı Avrupa’nın askeri desteğine muhtaç olduğu en fazla 3 hafta civarında sürdürebileceğini bile bile yapıyor. Netanyahu, Gazze’deki soykırım siyaseti ve ardından İran saldırısı ile Ekim 2026 seçimlerini nasıl olsa garantilemiş görüyor kendisini.
Trump’ın Açmazı ve Rusya
Netanyahu ve İsrail hükümetinin içinde bulunduğu özgüven patlaması ve saldırgan kibrine rağmen Trump’ın çıkış arayışına girmesinde Vaşington’da yönetim içi dengelerden kaynaklanan bir etken daha var.
Trump’ın 28 Şubat öncesi Pentagon ve CIA tarafından “yüksek risk” uyarısına rağmen Netanyahu’nun, gerekirse İsrail’in tek başına İran’ı vuracağı, ABD’nin sonrasında nasıl olsa kendisini savunmaya geleceği şantajına boyun eğmesinin ardından, savaş başladıktan sonra hazırlanan bir başka rapor.
Washington Post’ta yayınlanan Ulusal İstihbarat Konseyi raporuna göre bu savaşla, dış askeri müdahaleyle İran’da rejim değişikliği mümkün olmayacaktı.
Şimdi İran’ın başında, savaştan önce de şahin bilinen Mücteba Hamaney bulunuyor. ABD-İsrail saldırılarında babası, annesi, eşi, oğlu, kız kardeşi, yeğenleri öldürüldüler. Trump yine kibriyle onu kabul etmeyeceğini söylüyor. Ama belli ki onu da öldürseler, yerine başkası geçecek. Dolayısıyla Trump savaştan bir çıkış bulacaksa bunu Netanyahu’nun etkisinde değil, İran yönetimiyle yeniden temas kurarak bulacak.
Trump’ın (yine 9 Mart’ta) Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesine odaklanmakta yarar var.


