

Çin’in ABD-İsrail ittifakının İran’a savaşı nedeniyle, iki muhrip eşliğinde Hürmüz Boğazı bölgesine gönderdiği Liowang-1, dünyanın en gelişmiş istihbarat gemilerinden sayılıyor. Savaş uzadıkça ilgilenen taraflar artıyor. Çin “ben de varım” diyor. (Foto: Defence Express)
Resmen ilan edilmese de uydu görüntüleri, ABD-İsrail ittifakının başlattığı İran savaşının petrol boyutunun odağındaki Hürmüz Boğazında sadece Batılı değil, artık Çin donanmasının da bulunduğunu gösteriyor. Çin’in 2025’te hizmete aldığı, dünyanın en gelişmiş istihbarat gemilerinden biri sayılan Liaowang-1’in, Çin Halk Kurtuluş Ordusuna bağlı iki muhrip korumasında Hürmüz Boğazı açıklarında, Umman Denizinde demir attığı bildiriliyor.
Böylelikle sadece Çin Ortadoğu’da artık askeri bir varlık göstermiş olmakla kalmıyor, aynı zamanda savaş uzadıkça daha çok tarafın dahil olacağı ve petrol boyutunun ABD’yi zorlayacağı anlamına da geliyor.
İran’ın ABD-İsrail saldırıları karşısında kapatma tehdidi altındaki Hürmüz Boğazından, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’i geçiyor. Çin, petrol ihtiyacının yüzde 50’sini Hürmüz kanalıyla sağlıyor. (Hindistan da öyle. Ancak bu oran ABD’nin müttefikleri Günay Kore’de yüzde 65, Japonya’da yüzde 72’ye çıkıyor.)
Çin İran’a mı İstihbarat Veriyor?
Liaowang-1, çatışmanın tırmandığı bölgede 1,200 füze ve uçağı aynı anda takip edebilecek, uydu bağlantıları ve yapay zekâ destekli 6000 kilometrelik bir gözetleme menziline sahip, 30.000 tonluk bir deniz istihbarat platformu.
Çin tek bir füze bile ateşlemeden SIGNT (sinyal istihbaratı) alanında önemli bir pozisyon yakaladığı geminin yetenekleriyle toplanan bilgilerin, halihazırda yüksek tempolu füze, hava ve deniz operasyonlarıyla tanımlanan bir bölgedeki durumsal farkındalık dengesi etkileyebilir.
Geminin uzun menzilli elektromanyetik istihbarat sensörleri, teorik olarak, harekât bölgesindeki ABD ve İsrail uçaklarının hareketlerini erken tespit edebilme olanağı sağlayarak, bu tür bilgilerin iletilmesi halinde, İranlı komutanların tepki sürelerini uzatmaya, Tahran’ın savunma planlamasındaki belirsizliğin azaltılmasına olanak sağlayabilir.
Ancak Çin’in, yeni nesil sinyal istihbarat gemisi Liaowang-1‘i, Hürmüz Boğazı açığına konuşlandırmaktaki amacının İran’a destek olmaktan ziyade, İsrail ve ABD’nin son nesil savaş yeteneği ve savunma sanayi kapasitesini izlemek, öğrenmek olduğu değerlendirilmelidir.
ABD-İsrail Planları Tutmuyor
ABD’nin İsrail ile birlikte 28 Şubat’ta İran’a yönelik “Destansı Öfke Operasyonu” üçüncü haftasına girdi.
ABD ve İsrail, İran’ın nükleer güç kapasitesinin sınırlanması, balistik füze programının yok edilmesi ve İran’da rejim değişikliği gibi stratejik aklın ve birikimin dışında hedeflerle savaşa girdiler. Beklenti, İran’ın lider kadrosunun yok edilmesi ile birlikte Irak, Libya örneklerinde olduğu gibi içeriden halkın desteği ile birlikte, birkaç gün içinde İran’da rejimin çökeceği şeklindeydi. İran’ın ve bölgenin tarihi gerçekleri, coğrafi özellikleri, bölge insanının inanç ve değerleri, jeostratejik öneme haiz enerji kaynaklarının arzına olan ihtiyaç, gerçekçi bir şekilde dikkate almadılar.
İran ise asırlardır yaşadığı bölgeyi, jeopolitik iyi tahlil etti. Şii inanç yapısı ve nüfuz alanına güvendi; stratejik öneme haiz “empati” yeteneğini zamanında kullandı. İlk hedef Körfez Ülkeleri, bu ülkelerdeki ABD ve İsrail varlığı oldu. İran savaşı, Körfez ülkelerinden sonra İsrail, Lübnan, Irak, Ürdün ve Doğu Akdeniz’e kadar yaydı.
İran’ın yoğun saldırılar karşısındaki misillemesi güçlüydü; “stratejik sabır” stratejileri yerini “stratejik varoluşa” bıraktı.
İran’ın İstihbarat Zafiyeti
İsrail son 10 yıldır İran’da nokta suikast ve operasyonlarla önce nükleer alanda çalışan mühendis ve bilim adamlarına suikastlar düzenledi. Başta Kudüs Gücü Komutanı Kâsım Süleymani olmak üzere İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarını, Hamas ve Hizbullah lider kadrolarını öldürdü. Son hedef dini lider Ali Hamaney oldu.
İran’da istihbarat karşı koyma konularında belli ki zaafiyet var. Otokratik rejimlerin, güç zehirlenmesinin, ekonomik ve sosyal kırılganlıkların, artan rejim muhalefeti hareketlerin beklenen bir sonucu.
İsrail’de ise espiyonaj, casusluk alanında ise güçlü ve sürdürülebilir bir başarı öyküsü var. MOSSAD ve CIA, Tahran’da rejim liderleri ve DMO gibi stratejik hatlarda, birbirinden bağımsız, doğru ve zamanında bilgi veren ajan ağlarına sahipler. MOSSAD, İran ve Lübnan’da HUMİNT (insana dayalı istihbarat) faaliyetlerinde başarılı sonuçlar almaya devam ediyor. HUMİNT faaliyetleri, SIGINT (Elektronik istihbarat) ve gelişen savaş teknolojisi ile birleşince İsrail sonuç alıyor.
Üzüm Salkımı Modeli
DMO ve İran Silahlı Kuvvetleri’nin, ABD-İsrail saldırısıyla birlikte “mozaik” bir yapıya, üzüm salkımı taneleri şeklinde bir karar alma sürecine geçtiği anlaşılıyor. Amaç, tüm istihbarat ve karar alma sürecini Tahran’da toplayan katı merkezi bir yapıyı önceden planlı şekilde dağıtarak İsrail’in hedefi olmamak.
Ancak burada başka bir sorun ortaya çıkıyor. Sahada, Tahran’dan kilometrelerce uzakta alınan kararların, amacını aşan kararlar olabilme ve uygulanma riski tehdidi.
Nitekim Irak ve Suriye’yi aşarak Doğu Akdeniz’de Türkiye hava sahasına girerken NATO imkânlarıyla düşürülen üç balistik füze, teknik veriler karşısında, İran’ın resmî açıklamaları kapsamında doğrudan bu tehdidi akla getiriyor; hükümetle DMO arasındaki koordinasyon eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir.
Türkiye’ye Etkileri
Orta Doğu jeopolitiğinde Irak ile başlayan, Suriye ile devam eden ve Gazze’den sonra İran’a genişleyen çatışmalar ve bunların siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal sonuçları, Türkiye’yi doğrudan etkiliyor.
Türkiye, İran’ın nükleer silah edinme arayışlarının karşısında duruyor. Ayrıca Irak ve Suriye örneklerinden sonra İran’ın, toprak bütünlüğü ve mevcut rejimin devamından yana duruş sergiliyor. Askeri ve güvenlik alanında zayıflamış, ancak Tahran’da güçlü bir Hükümet. Aksi takdirde düzensiz göç ve bölücü terör örgütü (PKK-PJAK) kaynaklı tehditler ilk akla gelenler.
İran’ın diplomatik alanda farklı söylemleri olsa da Türkiye’nin bir NATO üyesi ülke olması, İncirlik üssü ve Kürecik radarı, Türkiye’yi hedef haline getiriyor.
Türkiye açısından bir diğer risk konusu Azerbaycan, hatta dolaylı olarak KKTC. İran rejimi, Azerbaycan ile İsrail ittifakını, Şii Azerbaycan ve Türkmen nüfusunu hassasiyetle takip ediyor.
Türkiye’nin mavi vatan stratejisi dikkate aldığında Doğu Akdeniz’de konuşlanan çok uluslu donanma, Yunanistan’ın GKRY’de yaptığı askeri yığınak Türkiye’yi rahatsız edecek boyutta.
NATO Boyutu ve Tarafsızlık
Türkiye, tartışmasız NATO şemsiyesi altında askeri, diplomatik girişimlerine çok yönlü devam ederken, istihbarat teşkilatları arasında koordinasyon ve istihbarat diplomasisine verdiği önemi sürdürmeli.
Küresel en eski jeopolitik çatışma alanı Orta Doğu’da barışın tartışmasız bir diğer anahtarı ise Türkiye ve İsrail arasında asgari müştereklerde bir araya gelinerek çözümüne odaklanmaktır. İstihbarat servisleri arasında kesintisiz devam ettiği değerlendirilen ilişki, önce diplomasi alanına, sonra siyasi liderler düzeyine taşınmalıdır.
ABD ve İsrail askeri, istihbari ve teknolojik alanlardaki üstünlüğünün bir sonucu olarak yaşadıkları güç zehirlenmesiyle İran’la savaşa girdiler. Gazze ve Venezuela örneklerinden aldıkları cesaretle, savaşın nihai hedefini ve sınırlarını, savaşın ne şekilde sonlandırılacağını, çatışmanın küresel ve bölgesel alanda yaratacağı stratejik sonuçları yanlış tahlil ettiler.
Bu süreçte var olma savaşı veren İran artık stratejik akıldan yoksun. İran, petrolü caydırıcı ve etkili bir silaha dönüştürdü.
Şimdi savaşın ne zaman ve şartlarda ve ne zaman biteceği bilinmiyor.


