

Dünyanın çeşitli coğrafyalarında devletler yeni dış ittifak arayışlarına yöneldi. Hindistan-İsrail yakınlaşması da bunun örneklerinden biri. Mevcut ittifaklarda ise derin çatlaklar ve ayrışmalar var.
ABD Başkanı Donald Trump’ın kural tanımayan dış politika uygulamaları, NATO’dan çekilme tehdidi ve savunmasını ABD’nin kendilerini koruyacağı varsayımına bağlayan Körfez ülkelerinin hayal kırıklığı, dünyanın çeşitli coğrafyalarında devletleri yeni dış ittifak arayışlarına yöneltti. Mevcut ittifaklarda ise derin çatlaklara ve ayrışmalara yol açtı.
İslâm NATO’su fantezisi
İran’a yönelik ABD/İsrail saldırılarından etkilenen bölgelerin başında şüphesiz Orta Doğu geliyor. Artan İsrail saldırganlığını durdurabilmek amacıyla ilk akla gelen, İslam ülkelerinin savunma yeteneklerini bir araya getirerek güçlerini birleştirmek. Bir bakıma İslam NATO’su kurmak anlamına gelen bu fikir, o kadar yeni de değil. 2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Örgütü’nün (İİÖ) kapsadığı işbirliği alanlarına askeri boyutun da eklenmesini önermişti.
İİÖ, müşterek bir ordu kurmayı bir kenara bırakın, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşın başlamasından bu yana bir kez olsun bile toplanarak bir bildiri yayınlamadı. Sadece Müslüman Arap ülkelerinden oluşan Arap Ligi ise 4 Mart’ta İran’ın Körfez ülkelerine yönelik füze saldırılarını ele almak üzere tek bir gündem maddesiyle çevrimiçi bir toplantı yaptı. Sanki asıl saldırıya uğrayan İran İslam ülkesi değil.
İslâm İşbirliği Örgütü Nerede?
İslâm İşbirliği Örgütü’nden ne köy ne kasaba olacağı ortaya çıkınca, bir grup İslâm ülkeleri kendi aralarında ittifaklar oluşturmaya başladı. Bu çerçevede ilk olarak geçen yıl Eylül ayında İslâm âleminin tek nükleer gücü Pakistan ve Suudi Arabistan, taraflardan birine saldırı olması halinde, diğerinin yardımına koşmasını öngören “Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması” imzaladılar.
Bu anlaşmaya Türkiye’nin de katılmasına ilişkin temaslar sürerken, bu kere Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan dörtlü toplantılar yapmaya başladı. Bu toplantıların üçüncüsü son Antalya Diplomasi Forumu marjında gerçekleştirildi. Halen toplantılar serisi halinde devam eden sürecin ileride bir ittifaka dönüşmesi ihtimal dışı değil.
Türkiye karşıtı “altıgen ittifak”
Yine geçtiğimiz yılın son ayında İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi askeri işbirliği boyutu da bulunan ortak bir bildiriye imza attılar. Her ne kadar taraflar, bu bildirinin askeri ittifak anlamına gelmediğini beyan etseler de, bildiride kriz durumlarında faaliyete geçecek 2500 kişilik bir askeri güç oluşturulması da yer alıyor.
28 Şubat’ta savaşın başladığı gün Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kudüs’teydi. Bu ziyaret öncesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, aynı güçlüklerle yüzleşen ülkeler arasında yeni bir eksen oluşturma arayışında olduklarını ifadeyle, Ortadoğu içerisinde ve çevresindeki ülkelerin katılımıyla kurulacak bir “altıgen ittifak”tan söz etti. Netanyahu ülke ismi zikretmese de altıgen ittifakta Türkiye karşıtlığı ortak paydasında birleşen İsrail, Yunanistan, GKRY, Hindistan ve Ermenistan gibi ülkelerin yer alması kuvvetle muhtemel.
NATO’nun Ankara zirvesi
Trump’ın mevcut ittifaklar üzerindeki tahrip edici etkisine gelince, ilk sıraya NATO’yu koymak mümkün. Yıllar önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Beyin ölümü gerçekleşti,” dediği NATO, bu sefer Trump sayesinde varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıya. Bu açıdan NATO’nun 7-8 Temmuz’da yapılacak Ankara Zirvesi daha da önemli bir hale geldi.
NATO içerisinde şimdiden farklı gruplaşmalar oluşmaya başladığı görülüyor. Fransa ve Almanya, caydırıcılığı artırmak üzere nükleer görüşmelere başladıklarını açıkladılar. İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya, Hürmüz Boğazı’nı yeniden uluslararası ticarete açabilmek için kendi aralarında toplantılar yapıyorlar. ABD ve İngiltere arasındaki stratejik işbirliği ortaklığı fiilen sona erdi. Artık Trump “tak” dediğinde, İngiltere Başbakanı Keir Starmer “şak” diye yapmıyor.
Güney Asya, Rusya ve Çin
Alt kıtada da ittifaklar hızla değişiyor. ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşın sona erdirilmesi girişimleriyle yıldızı parlayan Pakistan karşısında, ezeli düşmanı Hindistan da Rusya’ya yaklaşıyor. Nadiren yurt dışına çıkan Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, 6 Aralık’ta Yeni Delhi’yi ziyaret etti. Hindistan ayrıca Rusya’dan aralarında yeni parti S-400’lerin de yer aldığı 25 milyar dolarlık askeri malzeme almaya karar verdi.
2023 yılında ABD’nin Çin’i çevreleme politikası uyarınca ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya arasında kurulan Dörtlü İttifak (QUAD) çatırdamaya başladı. Trump Hindistan’a gitmeyince bu yılki QUAD Zirvesi düzenlenemedi. Bir zamanlar Türkiye’nin de gündemine giren BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün adları duyulmaz oldu.
Türkiye ne yapacak?
Gelinen noktada önümüzdeki temel soru yeniden şekillenmekte olan Avrupa güvenlik mimarisinde Türkiye kendisini nerede konumlandıracak? İlk bakışta Türkiye’deki NATO’cuların eli düne göre güçlenmiş görülüyor. Artık NATO’da Türkiye’ye yönelik tehditlere müdahale etmede müttefiklerimizin isteksiz davranmasına neden olan “alan dışı” gibi bir kavram da kalmadı.
ABD Avrupa’daki kuvvetlerini çekerse ne olacak? Avrupa Türkiye olmadan Estonya, Letonya, Lüksemburg. Bulgaristan, Romanya, Portekiz, Arnavutluk gibi askerî açıdan önemsiz (military insignificant) ülkelerle kendisini koruyabilecek mi? Yoksa, sırtımızı sıvazlayarak “Seni AB’ye almasak da savunma için sana muhtacız, bizim Hansların, Corçların canı çok kıymetli, senin Mehmetler gelsin bizim için savaşsın” mı diyecekler?
AB’nin de kafası karışık, ama sanki ikincisi daha büyük bir olasılık gibi görünüyor. Türkiye bu oyuna gelmemeli.


