

“Mavi Vatan” konusu Yunanistan gündeminde zirvede. Aslında Başbakan Miçotakis de durumun farkında, ama Yunan iç politikası “Türkiye tehdidi” söylemi üzerine kurulu. Fotoğraf 11 Şubat 2026 Ankara buluşmasından. (Foto: Beştepe)
Son birkaç gündür Türk dış politikasının Batı, yani NATO, Avrupa Birliği cephesinde, Doğu, yani İran-İsrail cephesindeki gelişmelere bağlı önemli hareketlilik gözleniyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen ay İngiltere ve hafta başında Almanya’daki temaslarından hemen sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile yaptığı telefon görüşmesi bu çerçevede sayılabilir. Bu görüşmelerin bugün (20 Mayıs) İsveç’te toplanan ve 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nin gündem maddelerinin konuşulacağı NATO Dışişleri Bakanları toplantısı öncesinde yapılması da bir zamanlama çerçevesi sağlıyor. Bu görüşmeler kuşkusuz küresel planda ABD-Çin, Rusya-Çin liderleri arasında tartışılan küresel güvenlik konularıyla bağlantılı. İşte bu “büyük resim” içinde Yunanistan’la Türkiye açısından bir Mavi Vatan tartışması da yürüyor.
Mavi Vatan Konusu Canlandı
Yunanistan’la Mavi Vatan tartışması, 12 Mayıs’ta Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Araştırma Merkezi (DEHUKAM) Başkanı Mustafa Başkara’nın düzenlediği bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşılan “Deniz Yetki Alanları Kanun Taslağı” önerisiyle canlandı. Basın toplantısında, zaten on yıldır bu konudaki çalışmalara katıldığı bilinen Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Çağrı Erhan’ın da katılması siyasi destek olarak yorumlandı. Dışişleri ve Milli Savunma bakanlıklarının da uzmanlık katkısıyla hazırlandığı bildirilen yasa taslağının tam metni açıklanmadığı halde hem Türkiye hem Yunanistan siyaset ve medyasında haritalar, kaç ada üzerinde kimin hakkı bulunduğu tartışmaları alevlendi.
Bu tartışmalar Türkiye’de, CHP’nin baştan destek vermesiyle daha çok sosyal medya düzeyinde kalıyor. Yasa taslağının 9 günlük Kurban Bayramı tatilinin ardından TBMM’ye getirilmesi bekleniyor.
“Neden Şimdi?” Sorusu ve İsrail
Üyesi bulunduğum Türk-Yunan Forumu toplantıları için 17 Mayıs’ta Atina’ya indiğimizde Mavi Vatan konusunun gündemin zirvesinde olduğunu gördük. Hem Yunanistan Dışişleri yetkilileri hem de forum toplantılarında iki gün boyunca yaptığımız temaslarda en çok karşılaştığımız soru “Neden şimdi?” oldu.
Bir de “Hani artık birbirimize sürpriz yapmayacaktık?” sorusu. Ankara’nın Deniz Yetki Alanları Yasa Taslağını açıklamadan önce kendilerine de danışmasını bekliyormuş Atina. Ankara’nın “Ege Adaları’na Lozan Antlaşması’na aykırı silah yığarken bize danıştınız mı?” sorusuysa “O ayrı” karşılığı alıyor.
Atina, basında, özellikle de Bloomberg’de yer alan ayrıntıların Türk hükümetince sızdırıldığına inanıyor. Siyasetteki fay hatlarındaki hareketlenmeyi dikkate almıyorlar. Bunlar arasında Yunanistan’ın İsrail ile tam da İsrail Filistinleri haritadan silmeye çalıştığı sırada, Güney Kıbrıs’ı da katarak kurduğu ittifak da yer alıyor. AK Parti’nin seçmenine, “Boş oturmadığını” gösterme ihtiyacını, “Ama Türkiye’ye karşı değil ki” diye izaha çalışıyor yetkili ağızlar.
Doğru Bilinen Yanlışlar
İsrail etkeni elbette başat etken değil; asıl önemli olan Türkiye’nin 1982’den bu yana pek çok gelişme olduğu halde deniz yetki alanlarını belirleyen bir yasal çerçevesinin bulunmaması.
Yasa taslağı önerisinin hazırlanmasında önemli payı bulunan ve kendisi de Türk-Yunan Forumu üyesi olan hukukçu Yücel Acer, taslağın tam metnine vakıf kişilerden. Söyledikleri şunlar:
1- Yasa taslağının ne başlığı ne metninde “Mavi Vatan” adı geçiyor
2. Yasa taslağında harita yok,
3- “Gri bölgeler”, yani belirsiz egemenlik alanları, taslakta yer almıyor. Taslak egemenlik haklarını kapsamıyor, çerçeve yasa niteliğinde,
4- “152 ada” gibi, ada sayısı vb. ifadeler yasa taslağında yer almıyor. Bu bir egemenlik alanları metni değil,
5- Münhasır Ekonomik Bölge yasa taslağının kapsamı içinde,
6- Aslında yasa taslağının getirdiği yeni bir şey yok, ama mevcut durumu kayıt altına alıp yasalaştırma amacını taşıyor.
Atina’nın bir endişesi de yasa taslağında Cumhurbaşkanı’na diğer deniz hukuku konularında da yetki vermesi. Ancak mevcut Anayasa’ya göre bütün yürütme yetkisi bugün de zaten Cumhurbaşkanı’nda.
Zamanlama ve NATO
Atina, bu yasanın çıkmasına engel olmak, olamazsa da geciktirerek ABD ve AB baskısıyla Ankara’nın değişikliklere gitmesini zorlamayı düşünebilir. Bunun için de seneye yapılacak Yunanistan seçimlerine dek “Mavi Vatan” konusunun askıya alınmasını isteyebilir.
Ankara’nın bu konudaki kozu ise NATO Zirvesi. Hükümet, hazır CHP desteği de varken “Demir tavında dövülür” atasözünde olduğu gibi, bayram sonrasında NATO zirvesi öncesinde güçlü bir parlamento desteğiyle yasayı çıkartıp bu konuyu geride bırakmak isteyebilir. Bu Ankara açısından akılcı bir yol gibi duruyor.
NATO konusundaysa Türkiye’nin önce Rusya-Ukrayna, ardından ABD/İsrail-İran savaşlarındaki aktif tarafsızlık tutumu, NATO’nun “Daha Avrupalı” tutumunu, Fransa-Yunanistan eksenli frenleme çalışmalarına rağmen güçlendirmiş gibi duruyor. NATO gündeminde Orta Doğu, Karadeniz ve savunma sanayi gibi konuların yer alması durumunda bu konum daha da güçlenebilir.
NATO üzerinden AB?
Erdoğan NATO Zirvesi vesilesiyle bu sorunları geride bırakıp AB ile de yakınlaşma yollarını arama siyaseti izliyorsa, bu sadece bir taktik değilse, doğru bir yol olur. Ama bu yalnızca jeopolitik avantaj ve askeri sanayi ile sağlanabilecek bir hedef değil. Türkiye’nin iç barışına da hizmet edecek iki demokratikleşme adımı da atılmalı:
– PKK’nın silahsızlaşması yoluyla Kürt sorununa Meclis çatısı altında siyasi çözüm bulunması, “Terörsüz Türkiye” sürecinin başarısı,
– Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanması ve muhalefetin üzerine yargıyla gidildiği görüntüsüne son verecek bir yargı reformu.
Mavi Vatan tartışması hem Yunanistan’la “sakin sular” siyasetini pekiştirecekse, bugünkü tartışmalar sert geçse de uzun vadede her iki ülkenin de yararına olabilir.
Miçotakis Farkında Ama…
Aslında Miçotakis bu durumun farkında. Tam Mavi Vatan tartışmalarının gölgesindeyken, tartışmaya yol açan iki Patriot bataryasını adalardan geri çekme kararı bunun işareti.
Ama Yunanistan iç politikası “Türkiye’den gelen tehdit” söylemi üzerine kurulu, bu da “suların sakinleşmesi” önündeki en büyük engellerden biri.
Bir de ekleme yapmak isterim: Görebildiğim kadarıyla Yunanistan’ın İsrail’le ittifak siyasetine halk destek vermiyor; kalpler saldırı altındaki Filistin halkından yana. İsrail hükümetinin saldırgan politikaları Yunanistan’ın sadece Türkiye’yle değil, uzun vadede başka ilişkilerini de zehirleme potansiyeli taşıyor.


