Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Türkiye Avrupa Birliği Genişlemesiyle Hâlâ İlgileniyor mu?

Yazar: Selim Yenel / 01 Temmuz 2026, Çarşamba / Oda: Siyaset

 

Ankara Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanındaki stratejik önemini vurgulamaya devam ederken, Brüksel daha ziyade yasa dışı göç penceresinden bakıyor. Dış İlişkilerden sorumlu Komiser Kaja Kallas, Genişlemeden sorumlu Komiser Marta Kos ve Göçten sorumlu Komiser Magnus Brunner Ankara’ya yaptıkları son ziyarette Dışişleri Bakanı Fidan ile görülüyor. (Foto: TC_Disisleri)

Geçtiğimiz ayın başında Almanya ve Fransa’nın Avrupa Birliği’nin genişlemesine ilişkin ortak önerileri basınımızda pek yankı bulmadı. Bunun başlıca nedeni, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından Kiev’in AB üyeliğine başvurması ve kısa süre içinde aday ülke statüsü kazanmasıydı. Ancak AB, bundan sonraki genişleme sürecini nasıl yöneteceği konusunda hâlâ net bir yol haritası oluşturabilmiş değil.

Avrupa Birliği’nin genişlemesi uzun süre Brüksel’in çok başarılı bir dış politika aracı olarak anılmaktaydı. Ancak genişleme şu anda çözümlenmesi gereken bir mesele olarak görülüyor. Daha önce en fazla dokuz yıl aralıklarla yeni üyeler kabul eden Avrupa Birliği, Hırvatistan’ın 2013 yılında üye olmasından sonra on üç yıldır genişlemedi. Bilakis Birleşik Krallığın ayrılmasıyla daraldı dahi diyebiliriz.

Avrupa’nın Güney Doğusunu kapsayan Balkan ülkelerinin hepsi uzun süredir adaylık kapısında bekliyorlar. Bu durum, “genişleme yorgunluğu” kavramının ortaya çıkmasına yol açtı. 2004’teki büyük genişlemeden üye olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin zaman zaman Birlik içinde ortak tutumu zorlayan politikaları, Brüksel’i yeni genişlemeler konusunda daha temkinli davranmaya yöneltti. Bundan dolayı örneğin üyelik müzakerelerinde en ileri safhada bulunan Karadağ bir türlü üye olamadı. Şu anda on ülke aday konumundadır.

Adaylar uzun süredir beklemede

Ülkemizi saymazsak en çok uzun süre bekleyen Kuzey Makedonya yirmi iki yıl önce üyelik başvurusunda bulundu. Kuzey Makedonya önce Yunanistan’ın sonra da Bulgaristan’ın sırasıyla isim ve azınlıklarla ilgili engellemeleri ile karşılaştı. Karadağ da 2008’de üyelik için başvurmuştu ve 2028’de müzakereleri bitirmeyi amaçlıyor. Bu durumda Katılım Antlaşmasının imzalanıp tüm üyelerin onay süreçlerinin tamamlanmasından sonra üyelik 2030’da gerçekleşebilir.

Diğer adaylardan Arnavutluk ve Sırbistan 2009’da üyelik için başvurdular. Bosna – Hersek ise on yıl önce girişimde bulundu. Kosova bile dört yıl önce başvuruda bulundu ama henüz adaylığı kabul edilmedi zira AB içinde beş ülke Kosova’yı tanımıyor.

AB bu ülkelerle zaman zaman Zirveler yapıp bir araya geliyor ve ağızlarına deyim yerindeyse bir parmak bal çalıp bırakıyor.

AB’nin yeni arayışları

AB’nin bu konuda silkinmesi ve yeni arayışlara yönelik çabaları Rusya’nın Ukrayna’yı işgale kalkışması ile gerçekleşti. Ukrayna Moskova’nın bu girişiminden hemen sonra AB’ye üyelik için başvurdu ve bunun bir hafta sonra Gürcistan ve Moldova takip etti. Bu durum AB’yi çıkmaza soktu. Bir yandan Ukrayna’ya yardım etmek istese de üyelik için hiçbir açıdan hazır olmadığını biliyor. Ama buna rağmen bazı fasıllarda müzakerelere geçildi. Mesele elbette siyasi.

Genelde bu gibi açmazlarda Fransa kapsayıcı önerilerde bulunur. Nitekim Belarus ve Rusya dışındaki tüm Avrupa ülkelerini içerecek şekilde 2022’de “Avrupa Siyasi Topluluğu” önerisini ortaya attı. Son toplantısı geçen ay Erivan’da yapılan bu oluşum liderlerin altı ayda bir araya gelmesini sağlamanın ötesinde somut bir işlev kazanabilmiş değildir.

Brüksel genişleme sürecini bilinçli bir şekilde yavaşlattı. 2004 yılındaki genişleme öncesinde adaylara belli bir tarih verilmiş ve ülkeler buna göre çabalarını artırmışlardı. Şimdi Arnavutluk gibi  2030 tarihi için bastıran ülkeler olmasına rağmen Brüksel buna yanaşmamaktadır.

Öte yandan, üyelik koşulları zaman içinde hem artmış hem de ülkeden ülkeye farklılık göstermeye başlamıştır. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar gibi alanlar, diğer müzakere başlıklarında ilerlemenin ön koşulu haline gelmiştir.

Üyelik sürecinde farklı modeller

Bugün Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu tablo daha da karmaşıktır. Bir yandan aday ülke sayısı artarken, diğer yandan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı, genişleme konusunu yeniden stratejik bir çerçevede gündeme taşımıştır.

Bu çerçevede, Avrupa Birliği içinde farklı genişleme modelleri de tartışılmaya başlanmıştır. Bu fikirler yeni değildir. Son kırk yıldır AB çevrelerinde farklı biçimlerde gündeme gelmektedir. AB zaman içinde bir çok konuda nitelikli oy sistemine geçse de üyelik hakkında karar almak için kimse oy birliğinden, diğer bir deyişle veto hakkından vazgeçmeye niyetli değildir.

Aday ülkelerin Birliğin bazı alanlarına kademeli olarak dahil edilmesi ve belirli koşulları yerine getirdikçe üyeliğe geçmeleri gibi öneriler gündeme gelmektedir. Bu yönde AB’nin kurucu antlaşmalarında değişikliklerinin gerekip gerekmediği de tartışma konusudur. Ancak antlaşma değişikliğinin bazı ülkelerde referandumları zorunlu kılacak olması AB’yi daha pragmatik yollar aramaya itmektedir.

Avrupa Birliği’nin öncelikleri arasında Batı Balkan ülkelerinin Birliğe bağlanması yer almaktadır. Ancak bu ülkeler için net bir takvim ortaya konulamaması, sürecin inandırıcılığını zedelemekte ve alternatif arayışları güçlendirmektedir.

Bütün bunlara rağmen Komisyon ve bazı üye yetkilileri Balkan ülkeleri üzerinde Çin, Rusya ve hatta Türkiye’nin etkisinden endişe ile söz edebilmektedir. Ayrıca sadece Ukrayna’ya bazı kapıların kısa sürede açılması halinde iki yüzlülükle suçlanacaklarını biliyorlar. Kısacası AB bir açmaz içindedir.

Alman – Fransız önerisi

İşte bu noktada Alman – Fransız önerisi ortaya çıktı. Buna göre “aday ülkeleri daha yapılandırılmış bir kademeli entegrasyon yoluyla fiilen AB’ye daha fazla yaklaştıracak ve böylece reformlar için ilave teşvikler sağlayacak çeşitli araçlardan oluşan bir katılım öncesi strateji” önerilmektedir. Devam edelim:

“Bu araçlar, katılım müzakerelerinde kaydedilen ilerleme üzerine inşa edilmeli ve ilgili aday ülkenin reform sürecinde geriye gitmesi veya AB’nin temel değer ve ilkelerinden uzaklaşması halinde geri alınabilir nitelikte olmalıdır.

Her aday ülke için ihtiyaçlarına uygun, özel olarak tasarlanmış bir yaklaşım benimsenmekle birlikte, yeni yaklaşım tüm aday ülkelere derhal ve somut ilerleme imkânı sunacaktır.

Tam üyelik hedefi değişmeden devam etmektedir. Amacımız ne tam üyeliğin yerine başka bir model koymak ne de üyeliğe giden yolu uzatmaktır. Tam tersine, bu yolda daha hızlı ilerlemeyi teşvik edecek yeni özendirici unsurlar oluşturmak istiyoruz.

Bu çerçevede Komisyonu, aday ülkelerin AB’ye katılım yolunda kademeli entegrasyonunu kolaylaştıracak öneriler hazırlamaya davet ediyoruz.

Bu öneriler, özellikle müzakerelerde kaydedilen somut ilerlemeye bağlı olarak İç Pazara ayrıcalıklı erişim ile AB’nin günlük karar alma süreçlerinde Avrupa kurumlarıyla daha yakın bağlar kurulmasını kapsamalıdır. Örneğin, AB’nin karar alma özerkliğine halel getirmeyecek koşullar altında aday ülkelere AB kurumlarının toplantılarında kademeli olarak gözlemci statüsü verilmesi değerlendirilebilir.”

Türkiye’nin Adının Geçmediği Belge

Ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde bunun aslında “ara formül”den çok, üyelik öncesi aşamalı entegrasyon modeli olduğu yönünde. Ancak iki nokta dikkat çekiyor.

Birincisi, belgede sürekli “tam üyelik hedefi değişmemektedir” denmesine rağmen önerilen en ileri aşama Avrupa Ekonomik Alanı modeliyle Tek Pazara tam katılım. Bu, ekonomik açıdan üyeliğin en büyük kazanımlarından birini üyelik gerçekleşmeden sunuyor. Bu nedenle Batı Balkan ülkelerinin “Üyelik yerine yeni bir bekleme odası mı oluşturuluyor?” diye sormaları şaşırtıcı olmaz. Nitekim ülkemizin AB ile 30 yıl önce gerçekleştirdiği Gümrük Birliği bazı AB ülkelerince ilişkilerdeki en ileri safha olarak görülmüyor muydu?

İkincisi belgede Türkiye’nin adı hiç geçmiyor. Zaten belge yalnızca Batı Balkanlar ve Moldova’yı örnek gösteriyor.

Bunun tesadüf olduğu söylenemez. Önerilen araçların büyük bölümü –SEPA, Dijital Tek Pazar, enerji piyasası, Horizon Europe, Erasmus+, siber güvenlik ve savunma iş birliği gibi– teknik açıdan Türkiye’ye de uygulanabilecek niteliktedir. Buna rağmen Türkiye’nin belgede yer almaması, AB’nin iki büyük ülkesinin Ankara’yı genişleme politikasının dışında değerlendirdiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

AB, genişleme politikasında yeni bir “kademeli entegrasyon” modeli geliştirmektedir. Ancak bu modelin bütün aday ülkelere eşit şekilde uygulanıp uygulanmayacağı ve özellikle Türkiye’yi kapsayıp kapsamayacağı belirsizliğini korumaktadır. Ancak mevcut siyasi atmosfer dikkate alındığında, bu modelin Türkiye’ye uygulanmasını beklemek gerçekçi görünmemektedir. Türkiye resmen aday olsa da AB çevrelerinde farklı değerlendirilmektedir.

Şimdi Komisyonun resmen bir öneri ile gelmesi beklenmektedir.

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde gelişme bekleyemeyiz

Birçok kere yazıldığı gibi Türkiye – AB ilişkileri bırakın üyeliği, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi veya vize muafiyeti gibi temel unsurlardan arınmış bir şekilde farklı ele alınmaktadır. Ankara Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanındaki stratejik önemini vurgulamaya devam ederken, Brüksel daha ziyade yasa dışı göç penceresinden bakıyor. Ankara’yı bugünlerde ziyaret etmekte olan Dış İlişkilerden sorumlu Komiser Kaja Kallas, Genişlemeden sorumlu Komiser Marta Kos ve Göçten sorumlu Komiser Magnus Brunner daha ziyade kendi önceliklerini ele alırken ilişkilerin diğer alanlarda düzelmesi için hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü gibi gerekli koşulların sağlanması gerektiğini tekrar edeceklerdir.

Gerçekten de son yıllarda hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklar alanlarında yaşanan gerileme, Türkiye’nin üyelik perspektifini zayıflatan başlıca unsurlardan biri olmuştur. Dolayısıyla bugün yaşanan tıkanıklığı yalnızca AB’nin siyasi tercihleriyle açıklamak mümkün değildir; iki tarafın da bu tablodaki sorumluluğunu görmek gerekir.

Avrupa Parlamentosunun son aldığı tavsiye kararında bunlar daha sert bir şekilde vurgulanıyor. Değerli meslektaşım Büyükelçi Selim Kuneralp bunu ayrıntılı bir şekilde izah etti. Komiserler bunları makamlarımıza daha kibarca ifade edeceklerdir ancak sözünü sakınmayan ve bir bakıma Komisyonun aynasını oluşturan Avrupa Parlamentosunun çoğunluğu gibi düşündüklerini bilmemizde fayda var.

Bu konuyu diğer meslektaşlarım ve uzmanlarla defalarca yazdık. Ne Brüksel ne de Ankara mevcut tabloyu değiştirecek siyasi iradeyi ortaya koymaktadır. Bu nedenle ilişkiler, stratejik önemi inkâr edilemeyen ancak üyelik perspektifi giderek silikleşen tuhaf bir denge içinde sürdürülmektedir. Tarafların bu durumu değiştirmek üzere harekete geçmemeleri halinde uzun bir süre daha devam edeceği anlaşılmaktadır.

Önümüzdeki aylarda Komisyonun hazırlayacağı öneriler, AB’nin genişleme konusunda gerçekten yeni bir sayfa açıp açmayacağını gösterecektir. Ancak bugünkü tablo, Türkiye açısından yeni modellerin dahi siyasi engellerden bağımsız değerlendirilmeyeceğini ortaya koymaktadır.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: AB Genişleme, AB-Türkiye, AB-Ukrayna, Genişleme Yorgunluğu

OKUMAYA DEVAM EDİN

Dünya siyasetinde yeni bir kavram: topyekûn salgın
Erdoğan’a halef kim? Albayrak mı, Soylu mu, başkası mı?
Danıştay kararı: Başka sözleşmelerin garantisi var mı?
  • Türkiye Avrupa Birliği Genişlemesiyle Hâlâ İlgileniyor mu?1 Temmuz 2026
  • Yeni partinin kuruluşu Kıbrıs veya Lozan’ın yıldönümünde30 Haziran 2026
  • Nükleer silahı olmayan ülkeler mi hedef alınıyor?30 Haziran 2026
  • Yargı paketleri amacına hizmet etmiyor30 Haziran 2026
  • Hak ve özgürlükler mücadelesi ABD ve AB’ye güvenilerek yürütülemez29 Haziran 2026
  • NATO Ankara Zirvesi: Askeri harcamalar, Ukrayna ve Türkiye’nin rolü29 Haziran 2026
  • Deryalar, Kaptanlar ve 64 Gün 19 Saatte Bir Devr-i Alem27 Haziran 2026
  • Güney Kıbrıs’ta Gazze toplantısı. Türkiye katılmıyor. İsrail katılabilir27 Haziran 2026
  • CHP dağınık ama ortalık gül bahçesi olmadı: NATO telaşı neyi gösteriyor?26 Haziran 2026
  • Ankara’nın Jeopolitikası Batıyla Normalleşme mi, Çok Yönlü Pazarlık mı?26 Haziran 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP