Uncategorized

Kongre yaptırım isterken ABD Ticaret Bakanı Türkiye’de 5 gün ne yapar?

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, 7 Eylül 2019’da İstanbul’da yapılan heyetlerarası yemekli toplantıda ABD Ticaret bakanı Wilbur Ross’a hitap ederken görülüyor. (Foto: Ticaret bakanlığı sitesi.)

Türk ve Amerikan askerleri 8 Eylül’de nihayet sınırın Suriye tarafında ortak devriyeye başladı ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a göre, bu yeterli olmaktan uzaktı. Yakınlarında ABD/NATO Füze Kalkanı radarının üslendiği Malatya’da yaptığı konuşmada, “Müttefikimiz bizim için değil, terör örgütü için güvenli bir bölge oluşturmanın peşinde” dedi; “Eylül bitmeden Fırat’ın doğusunda kendi askerlerimizle güvenli bölgeyi oluşturmazsak kendi yolumuza gitmekten başka çaremiz kalmayacak”.
Aynı esnada ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, İstanbul’da Ticaret bakanı Ruhsar Pekcan ve özel sektör temsilcileriyle üç gün süren temaslarına ara vermiş, Fener’deki Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’u ziyaretini tamamlamak üzereydi. Ama Ross’un temasları henüz tamamlanmamıştı; 10 Eylül’de Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştükten sonra Türkiye’den ayrılması planlanmıştı.
Normal zamanlarda dahi bir ABD Ticaret Bakanının Türkiye’ye 5 günlük bir çalışma ziyareti yapması görülmüş şey değil. NATO müttefikleri Türkiye ve ABD, Rus S-400 füzeleri alımı ve Türkiye’nin ortak üretilen F-35 programından çıkarılma girişimi nedeniyle en ciddi krizlerinden birisinin ortasındayken özellikle olağandışı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Ross’u hem de Kongre Türkiye’ye CAATSA ekonomik yaptırımları talep ederken, bu kadar uzun süreyle Türkiye’ye göndermesinin altında, Haziran ayında Japonya’da Erdoğan ile görüşürken iki ülke arasındaki ticaret hacmini (mevcut 20 milyar doları beşe katlayarak) 100 milyar dolara çıkarma hedefinden söz etmesi yatıyor.
Bu sadece Trump’ın Türkiye’nin stratejik değerine (Kongre’nin itirazına rağmen) verdiği önemden ve Türkiye’yi Rusya ile ayrıca İran ve Çin ile daha sıkı işbirliğine mecbur bırakmak istememesinden kaynaklanmıyor. Aynı zamanda, şu anda kendisi açısından en önemli stratejik konu olan Çin ile ticaret savaşları bakımından da çıkarlarına uygun olduğunu düşünüyor.
Nitekim Türk ve ABD ticaret heyetleri arasında 7 Eylül’de İstanbul’da, Dolmabahçe’de yapılan görüşmelerden edindiğimiz bilgilere göre Ross, Çin konusunu açmış. Çin’in ABD’nin yükselttiği gümrük vergileri nedeniyle ihracat zorlukları yaşayacağını, Türkiye’nin süratle bu pazara girip ABD’ye mal satabileceğini söylemiş. Pekcan’ın “eşit ve adil ilişki istiyoruz” açıklamasında saydığı sivil havacılık, otomotiv, mücevher, mobilya ve tekstil sektörleri, ABD pazarında Çin’den ithal edilen ürünlerin yokluğunu telafi etme yaklaşımını açıklıyor. Özetle, Trump, Çin’den gelişini zorlaştıracağı ama Amerikan pazarında ihtiyaç olan ürünleri, Türkiye gibi ucuz ve nitelikli işgücü olan ülkelerden karşılamak istiyor; sadece Türkiye değil ama Türkiye dâhil. Tabii ABD’nin de bunun karşılığında istekleri olacak; özellikle silah sanayii, ilaç sanayii, tarım ve gıda sanayi alanlarında ve bir de Rusya ve İran’dan alınan doğal gazın yerine ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alınması talebi var.
Trump’ın Ross’u Türkiye’ye göndermesindeki zamanlama da önemli. Görüşmelerde mesafe alınırsa, yaz tatili 9 Eylül’de bitip yeniden çalışmalara başlayacak olan Kongre’ye Türkiye’yi ekonomik olarak cezalandırmanın Amerikan çıkarlarına aykırı olduğunu söyleyecek. Erdoğan’a da, Amerika’nın ekonomik çıkarları doğrultusunda işbirliğine gidebilirlerse, yaptırımları engelleme gücü olduğunu kanıtlayacak. Zaten biraz da bu nedenle, ABD ile ilişkilerde ticaret diplomasisi kanalının açılmasını özel sektör alanında sağlayanlardan Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, 100 milyar dolar gibi iddialı bir hedefe birkaç yıl içinde, örneğin 2023’de ulaşılmasını “Türk ve Amerikan liderlerinin güçlü iradesi devam ettiği müddetçe” mümkün görüyor. Ross’un İstanbul temaslarında TAİK yönetim kurulu toplantısına eş-başkanlık yapmış olması, devletle olduğu kadar özel sektörle ilişkilere verdiği önemi gösteriyor.
Erdoğan ise Suriye’de, Fırat’ın Doğusunda PKK’nın Suriye kolu PYD’ye karşı “Güvenli Bölge” oluşturulması konusunda somut mesafe almadan Trump’ın “Ticaretle her şeyi çözeriz” yaklaşımına “evet” derse, Suriye’de oyalama siyasetinin devam edeceğinden endişe ediyor. Eylül sonuna dek tarih vermesi bu yüzden; Kongre Türkiye’yi yeniden gündeme almadan Güvenli Bölgeyi bir şekilde garantiye almak istiyor.
Bu konudaki bir eşik de 16 Eylül’de yapılacak Astana Süreci görüşmeleri olacak. Erdoğan, Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile Ankara’da Suriye’deki mevcut sorunları ve Suriye’nin geleceğini konuşacak. Türkiye sınırındaki İdlib’te Türk askeri gözlem gücünün güvenliğini tehlikeye atan gelişmeler üzerine Erdoğan 27 Ağustos’ta Moskova’ya gitmiş, ne İdlib, ne bir başka Suriye toprağında Türkiye’nin gözü olmadığını tekrar etmişti. Erdoğan ayrıca Putin’i Trump ile Suriye’nin Fırat’ın Doğusunda kalan sınır boyunda oluşturmayı konuştukları Güvenli Bölgenin de Türkiye’nin Suriye’den toprak talebi anlamına gelmediğine ikna etmiş, Putin de o kayıtla destek vermişti.
Ortada çok bilinmeyenli bir denklem var. Şimdiye dek Suriye’deki güvenlik alanına sıkışan bu denkleme, şimdi bir de ticaret boyutu eklenmiş durumda. Bu yeni unsur, Türkiye’nin hem ABD, hem de Rusya ile ilişkilerini yeni bir raya oturtmasına yardım edebilecek mi? Bunu anlamak için sanırım Eylül sonrası gelişmeleri beklememiz gerekecek.

Bir Cevap Yazın