Türkiye Ankara İçişleri Siyaset Kulisleri Haber ve Yorumlar

Suriye harekatı: görünüşe aldanmayın

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye harekatı yanı sıra Arınç’ın KHK çıkışın da görüşüldüğü 5 Kasım İstişare Kurulu toplantısına başkanlık ederken görülüyor. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Suriye topraklarında birinci ayını doldurmakta olan Türk askeri harekatının ortaya çıkmaya başlayan sonuçları, ilk bakışta göründüğü gibi olmayabilir. Dış politikada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yönetimine duyulan tepki, Türkiye’nin yalnızlaştırılmasıyla sonuçlanmayabilir. Keza iç politikada harekata verilen desteğin de Erdoğan’ın değil, muhalefetin güçlenmesine yol açma ihtimali bulunuyor.
Biraz açalım.

Tablo şöyle:
1- ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmalar PKK ve Suriye’deki uzantıları PYD/YPG’nin sınır boyunca özerklik ilanını engellese de uluslararası bilinirliğini artırarak ona meşru bir görüntü verdi. Batının silahlı Kürt hareketlerini bir kez daha kullanıp ortada bırakmasının getirdiği vicdan azabı, ya da timsah gözyaşından da kaynaklanan bu görüntü kalıcı olmayabilir. Nitekim, PKK’nın Kürtlerin tek temsilcisi gibi anılmasından rahatsız olan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, 5 Kasım’da Erbil’de yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin Suriye Kürtleriyle bir sorunu olmadığını, sorunun Suriye Kürtleri üzerinden meşruluk arayan PKK yüzünden çıktığını söyledi. AB ülkelerinin çoğu göstermelik ambargoları ise, geçmişte olduğu üzere ticari çıkarlarla geride kalabilir. Dolayısıyla şu anda Kuzey Amerika ve Batı Avrupa sokaklarındaki havayı kalıcı saymak yanıltabilir.
2- ABD Temsilciler Meclisinin 29 Ekim’de Türkiye aleyhine ezici çoğunlukla oyladığı yaptırım ve Ermeni karar tasarıları Türkiye’nin Suriye harekatı nedeniyle yalnızlaştırıldığı algısına yol açtı. Oysa tasarıların ABD Başkanı Donald Trump’ın azli kampanyasının parçası olma boyutu da bulunuyor. Bu nedenle Senato’dan ya da Trump’tan dönme ihtimali yok değil. Zaten Trump’ın Erdoğan’ı Kaşıkçı cinayetinde damadı Kushner’in adının geçtiği şantajı yüzünden desteklediği, ya da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı iken Ukrayna İçin lobi yaptığı iddialarının bir biri ardına ortaya atılması da böyle bir sıkışmayı gösteriyor.
3- Nitekim ABD Dışişlerinin hem yaptırım, hem Ermeni tasarılarının onaylanmaması için (Senato çoğunluğunu hala elinde tutan) Trump yönetimine tavsiyede bulunduğu haberleri var. Yönetim katmanlarında, karar tasarılarının kabulünün Türkiye ile ipleri koparabileceği, ABD’nin işleri diyalogla halletme etkisini zayıflatacağı ve Rusya’nın bu boşluktan yararlanabileceği görüşünün ağır bastığı anlaşılıyor. Üstelik Irak karışık, İran ile durum belirsizken. Erdoğan’ın 13 Kasım’da Trump’ın davetine gidip gitmeyeceğine önceden telefonla bazı garantiler alırsa gideceğini söylemesi de bu yüzden. Neticede yaptırımların kabulü Erdoğan, ailesi ve bazı bakanlarını da etkileyecek türden.
4- Buradan iç politikaya geçebiliriz. Soru şu: Erdoğan’ın kendisine hakaretimiz bir mektup yazan Trump’ın çağrısı üzerine gidip Beyaz Saray’da uzlaşması mı iç politikada daha çok puan getirir, yoksa çatışmaya devam etmesi mi? Evet, doğru cevap ikincisi; Amerika’yla uzlaşmazlık görüntüsünün devamı, belki bazı yatırımcıları caydırabilir ama siyasette daha çok puan getirir. Ancak mevcut işaretler, krizin yatışacağını, uzlaşmanın sağlanacağını gösteriyor ki Türkiye’nin çıkarları da çatışmasızlık yönünde.
5- Barış Pınarı’na kitle desteği yüzde 80’ler düzeyinde görünüyor. Araştırmalar, hatta HDP seçmeni içinde dahi, yüzde onlar düzeyinde olsa da destek gösteriyor, tabii bu sorulara hayır demenin caydırıcı etkisi de hesaba katılmalı. MHP ve İYİ Partide destek yüzde doksanlarda. Ancak bunu Erdoğan’a destek olarak görmemek gerekiyor. Diş politika ve güvenlik konuları halkı heyecanlandırır ama nadiren oya dönüşür; seçmen bunu geçmişte de ayırmıştır. Ecevit’in Kıbrıs Fatih’i sayıldığı seçimi kazanamadığı, Churchill’in İkinci Dünya Savaşını kazandığı seçimi kazanamadığı unutulmamalı.
6- Seçimi yine ekonomi belirleyecektir. Ekonomide halkın alım gücünü ve işsizliği olumlu yönde etkileyecek gelişmeler olmadıkça ve israf görüntüsü devam ettikçe baskın seçim kararı Erdoğan için riskler taşır. Yerel seçim sonuçları Suriyeli mültecilerin de AK Parti iktidarı için artık yük olmaya başladığını gösterdi. Barış Pınarı harekatının gerekçelerinden biri olarak gösterilen mültecilerin dönüşü beklenen sonucu vermezse, bu da ters tepebilir.
7- Erdoğan ve seçim ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Suriye harekatından iç politika beklentisi, muhalefet blokunun bölünmesiydi. Oysa CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener bu tuzağa düşmedi, daha da kenetlenmiş bir görüntü verdiler. Harekat AK Parti içindeki milliyetçi-muhafazakar oyları Erdoğan etrafında kenetleyici, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’a gidişi engelleyici etkisinden söz edilebilir. Öte yandan AK Parti içindeki Kürt oyların biraz daha yabancılaşmasına da yol açmış görünüyor. Nitekim son haftalarda daha önce AK Parti’de siyaset yapmış bazı Kürt kanaat önderlerinin Babacan’la çalışmaya başladığı haberleri alınıyor. Bülent Arınç’la yaşanan KHK/FETÖ gerilimi, sözünü sakınmayan Mustafa Yeneroğlu’nun tasfiyesi gibi gelişmeler, AK Parti bünyesindeki rahatsızlıkları dışa vuruyor.
Dediğimiz gibi, bugünlerde her şey göründüğü gibi olmayabilir.

Bir Cevap Yazın