Arzu Çerkezoğlu

DİSK Genel Başkanı

“Geçmediğimiz köprülerin ve yolların, gitmediğimiz havalimanlarının müteahhitlerine garanti veren devlet, işçinin hakkının da güvencesi olmalıdır. Kıdem tazminatı en köklü haklardandır.” (Foto: Alev Takıl / Unsplash)

Kıdem tazminatı Türkiye işçi sınıfının 90 yıla yakın bir süredir sahip olduğu en köklü haklarından birisidir. Dünyada da en yaygın işçi haklarının başında gelir. Sermaye ve iktidarlar yarım yüzyıla yakın bir süredir işçi sınıfının kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırma düşü ile yaşıyor.
İşçi sınıfının kıdem tazminatı kazanımına yönelik bugüne kadarki en büyük darbe, 12 Eylül cuntasının kıdem tazminatına tavan getirmesi oldu. O dönemden bugünlere kıdem tazminatı, sermayenin ve iktidarların gündeminden hiç düşmedi. AKP döneminde de kıdem tazminatı sık sık gündeme geldi. Kıdem tazminatının fona devri AKP iktidarları tarafından her gündeme geldiğinde işçi sınıfının büyük tepkisi ile karşılaşıldı ve ülkeyi yönetenler her defasında bu dayatmadan vazgeçme yolunu seçtiler.
Son olarak 11’nci Kalkınma Planından Yeni Ekonomik Program’a kadar bütün politika belgelerindeki hedeflerde ve IMF’nin tüm raporlarında mevcut sisteminin değiştirilmesi “tavsiye” edildi. Bu hedefler ve tavsiyeler doğrultusunda, kıdem tazimatının fona devredilmesi, “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi” adı altında bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Yöntem antidemokratik

Öncelikle, konunun gündeme getiriliş yöntemi oldukça problemlidir. Pandemi koşullarında 82 milyon insan yaşam mücadelesi verirken, işçiler olarak bizler, canımızı, işimizi ve gelirimizi korumak için mücadele verirken, işsizlik rekorlar kırmışken, iktidarın bu konuyu karşımıza çıkarması kabul edilemez. Böylesi ağır koşullarda iktidarın görevi halkın canını, işini ve gelirini korumak iken kıdem tazminatına göz dikmesi, akıllara 1999 depreminin yaraları sarılmaya çalışılırken mezarda emeklilik yasasının çıkarılmasını getirmiştir.
Zamanlama dışında bir başka sorunlu durum da konunun tartışıldığı zemindir. Konu, Anayasa ve yasalar çerçevesinde kurulan Ekonomik Sosyal Konsey, Üçlü Danışma Kurulu gibi “sosyal diyalog” mekanizmalarında değil; kapalı kapılar ardında, “seçilmiş” sendikalarla konuşulması ve medyaya sızdırılan bilgilerle tartışılmaktadır. Türkiye’nin neredeyse tamamını ilgilendiren bir konunun bu yöntemle gündeme getirilmesi başlı başına hukuksuz, antidemokratik ve eşitsiz bir durumdur.
İktidarı bu antidemokratik yönteme iten şey, konunun işçi sınıfını tehdit eden ve onay verilemeyecek içeriğidir. Çünkü Türkiye işçi sınıfı kıdem tazminatı hakkının öneminin farkındadır ve dönüşümün amacına dair güçlü sezgilere sahiptir.

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi kayıpları

Kıdem tazminatı işçi ücretinin bir parçasıdır. Kıdem tazminatı işçilerin, işverende beklettiği 13’üncü ay ücretidir. Kıdem tazminatının işverenle bağı kopartılırsa, bir işveren sorumluluğu olmaktan çıkartılırsa ve çeşitli biçimler altında fona devredilirse bunun adı kıdem tazminatı olmaz.
Kıdem tazminatı Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ne (TES), yani fona devredilirse işçi sınıfının kayıpları üç ana başlık altında sıralanabilir.
Fon, işten çıkarmaların kolaylaşması demektir.
1- Yasalarımızda kıdem tazminatı bir işveren sorumluluğudur. Kıdem tazminatının işverenle bağı kopartılarak fona devredildiğinde, işverenler işçi çıkardığında toplu bir ödeme yapmak zorunda olmayacak. Böylece işten çıkarmalar kolaylaşacak. İşsiz sayısının 18 milyona yaklaştığı bir dönemde işten çıkarmaları kolaylaştıracak bir düzenlemenin toplumsal sonuçları çok ağır olacaktır.
2- Fon ile tazminat almak hayal olacak. Şu anda işveren işçileri işten çıkardığında, erkek işçiler askere gittiğinde, kadın işçiler evlendiğinde, 15 yıl ve 3 bin 600 gün prim ödeme süresini doldurduğumuzda kıdem tazminatımızı alabiliyoruz. Fon sisteminde ise bu yararlanma koşulları ortadan kalkacak. Kıdem tazminatı almak hayal olacak.

Ciddi hak kayıpları

3- Tazminat miktarı azalacak. Kıdem tazminatı şu anda işçinin aldığı son ve brüt ücret üzerinden hesaplanmaktadır. Fon sisteminde ise son ücret ile bağ koparılmakta, böylece miktarı da otomatik olarak düşmektedir. Fonlarda biriken paraların nasıl çarçur edildiğini İşsizlik Sigortası Fonu gibi deneyimlerden bilmekteyiz. İşsizlik Sigortası Fonu, işsizliğin tarihi bir seviyede olduğu bugünlerde bile bir işveren fonuna dönüşmüş durumdadır. İşsizlerin derdine derman olmaktan çok, işverenlere teşvik amacıyla ve hükümetin ucuz iç borçlanma aracı olarak kullanılmaktadır.
Kıdem tazminatında fon sisteminin işçiler açısından ciddi hak kayıpları içerdiği ortadadır. Hükümetin ısrarının bir nedeni de kıdem tazminatını çalışma yaşamında esnekliği bozan, işten çıkarmayı zorlaştıran, bir yük olarak gören sermayenin talepleridir. Hükümetin acil kaynak arayışı da bir kez daha gözlerin kıdem tazminatına dikilmesine neden olmuştur. Kıdem tazminatı için oluşturulacak fonun hükümet tarafından bir kaynak olarak görüldüğü bizzat Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından ifade edilmiştir. İşçilerse 90 yıllık kazanımlarını sermayeye ve hükümete yem etmeyeceğini, Türkiye’nin dört bir yanında, işyerleri, meydan ve sokaklarda gösteriyor.

Devlet işçi hakkının güvencesi olmalı

Kıdem tazminatı konusunda konuşulması gereken bir şey varsa o da sistemin zayıflatılması değil, güçlendirilmesidir. İşçilerin bir gün bile çalışsa, istifa hali dahil olmak üzere kıdem tazminatı alması, mevcut yasadaki küçük bir düzenlemeyle mümkündür. İşveren işçinin kıdem tazminatını ödemediğinde, bu yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, devletin yapması gereken kanun hâkimiyetini sağlamaktır. Geçmediğimiz köprülerin ve yolların, gitmediğimiz havalimanlarının müteahhitlerine garanti veren devlet, gerektiğinde işçinin hakkının da güvencesi olmalıdır. İşçiye hakkını teslim edip, işverenin yakasına yapışması gereken devlettir. Bugün iş mahkemelerinde dava açmayı zorlaştıran, iflas durumunda işçi alacaklarının önceliğini öne çekmekten kaçınan bir zihniyet, maalesef bu gerçekçi ve pratik çözümlere yanaşmamakta, “ille de fon” diye dayatmaktadır.
Mutabakat çağrıları yapanlar bilmelidir ki, işçi sınıfının kıdem tazminatında fon sistemi konusunda bir mutabakatı yoktur, olamaz. Güvencesizliği ve işsizliği daha da artıracak olan fon dayatması işçi sınıfının sinir uçları ile oynanması anlamına gelmektedir. Fon dayatması sürerken bir yandan da 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar başta olmak üzere esnek-güvencesiz çalıştırmayı yaygınlaştırarak kıdem tazminatı hakkı yok edilmek istenmektedir. Yani bütün yollar kıdem tazminatına çıkmaktadır. İşçi sınıfı kıdem tazminatına o ya da bu biçimde dokunulmasına izin vermeyecektir.