Nuriye Ortaylı

Doktor, halk sağlığı uzmanı

Koronavirüs Covid-19’a yakanalanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu İBB toplantısına evden katılırken görülüyor. Dr. Nuriye Ortaylı salgınla mücadelede alınan yeni önlemlerin gecikmiş ve yetersiz olduğunu yazıyor. (Foto: Twitter/İBB)

Salgınla mücadele yönetimi yaz aylarını Temizlik-Maske-Mesafe, TaMaM diyerek boşa harcadı. Tamam olmadığını o zaman da çok söyleyenler oldu. Şimdi ancak bir küsuratını açıkladıklarını öğrenmiş olduğumuz vaka sayıları varken, yani bulaşmanın birçok odağı varken ve üstelik bulaşma hız kesmemişken bireysel tedbirlerle salgını kontrol edemezsiniz dedik. Söylenenlere kulak tıkadılar, uyarı yapmaya çalışanlar hain ilan edildi, bugünlere geldik. İçinde yaşadığımız durumun vahameti artık lafı eğip bükerek gizlenecek halde değil. Nihayet artık koronavirüs Covid-19’a karşı yeni tedbirler ilan ediliyor ama işe yarayacak tedbirler mi bunlar?
İlk ilan edilen tedbir grubu, restoran, kafe, sinema, jimnastik salonu, vb.nin saat 22:00’den sonra kapanacak olması. Bu belli saatten sonra kapatma fikri bazı Avrupa ülkelerinden alınan ilhamla düşünülmüş herhalde. Örneğin Fransa, Hollanda buna benzer tedbirler aldılar. Ama şöyle bir gerekçeleri vardı. Yaptıkları filyasyon çalışmalarında bulaşmanın önemli bir kısmının bar, restoran, gece kulübü kaynaklı olduğunu göstermişlerdi.

Bilime dayanmayan tedbirler işe yarar mı?

Bu ülkelerin özellikle büyük şehirlerinde insanlar iş çıkışı buralara takılırlar ve müşterilerin önemli bir kısmı da gecenin ilerleyen saatlerinde iyice sarhoş olana, yani davranışları üzerindeki kontrolleri kaybolana kadar kalır. Örneğin Fransa’da salgınla mücadele yönetimi, akşam eğlentilerinin bulaşmanın en önemli kaynaklarından biri olduğunu saptadığı için, bu tür mekanları erken kapatmayı (böylece müşterileri hızlı bir yemek yiyip bir an önce evlerine gitmeye zorlamayı bir “ara” çözüm gibi gördüğünü açıklamıştı.
Bizde de böyle bir durum mu var? Hayır, Türkiye’de böyle bir bulgu yok. Gece 22:00’den sonra sauna partileri yapıldığını, ya da sinema salonu kaynaklı salgınlar çıktığını duymadık, bilmiyoruz. Varsa böyle bir bulguları açıklasınlar.
Bakanın kendisinin de söylediği gibi Türkiye’de bulaşmanın çoğu evlerde, sonra işyerlerinde, sonra toplu taşımada oluyor. Tedbirle 22:00’de kapatılan mekanlar esas olarak gündüzleri dolu olan mekanlar, tehlikeli iseler (ki bence içinde bulunduğumuz bulaşma hızında öyleler) gündüz de kapalı olmaları lazım. Gündüz kapatamıyorsanız iş yapmış olmak için 22:00’de kapamanın bir yararı yok.

İşçilerin hepsini 7’de işe başlatmak

İkinci grup tedbiri İstanbul valisi, nihayet, 4 Kasım’da ilan etti. Mesai kademelendirmesi. Salgınla mücadele için kamu çalışanları dönüşümlü çalışacaklar, risk grubundakiler idari izinli olacak,ve sanayi çalışanları da (özel sektörle anlaşma sağlanarak) sabah saat 7’de başlayacakmış işe.
Birincisi bütün sanayi işçileri aynı saatte işe başlayacaksa bu nasıl kademelendirme? Gebze sanayi bölgesine akın akın giden işçiler, hepsi ha saat sekizde gitmiş, ha yedide. Kademelendirecekseniz, bir fabrika bir saatte bir diğeri başka bir saatte başlamalı. Daha iyisi aynı fabrikanın içinde mümkün olduğunca farklı mesai saatleri izlemeli insanlar ki, aynı anda birlikte bulunan işçi sayısı azalsın. Bir gayret gösterilmiş ama ne kadar mantıklı olduğu, işe yarayacağı kuşkulu.

Kaynak:Bilimsel araştırmalar sitesi http://www.sarkac.org

İkincisi bu dönüşümlü çalışmanın, risk grubundaki çalışanların evden çalışarak korunmasının zamanı, Haziran ayıydı. Yani sayılar düşme eğilimindeyken, risk düşükken. Mayıs ayından başlayarak iş yerlerinde ve toplu taşımada kalabalıkların önlenmesi için tedbirler tartışılıp harekete geçilseydi, en azından yaz aylarını oldukça düşük vaka sayıları ve düşük bulaşma hızlarıyla geçirebilirdik.

Gecikmiş, etki gücünü yitirmiş tedbirler

Bugün o noktayı çoktan geçtik. İçinde bulunduğumuz durumda, bu kısmi tedbirler ancak bir miktar işe yarar, ama salgını kontrol etmeye yetmezler.
En azından üç aydır çok hızlı ve yaygın bulaşma oluyor. Sayıları bilmiyoruz, anlaşılamaz bir inat yüzünden öğrenecek gibi de görünmüyoruz. Ama kendi sosyal ağımız içinde ne kadar çok kişinin, enfekte olduğunu biliyoruz. Enfeksiyon bir şehirde pik yapıyor, artan hastaların yarattığı korku ile, insanlar biraz geri çekiliyor, vakalar biraz azalıyor, ama bu tehlikenin geçtiği, her şeyin kontrol altında olduğu anlamına gelmiyor. Tersine salgının doğal seyri bu: her biri bir öncekinden daha büyük dalgalar halinde ilerlemek. Mesela Bakan üç bilinmeyenli denklem şeklinde yaptığı açıklamalarda, Ankara’da günlük vaka sayısı yüzde altmış azaldı diyor. Sayıları bilmiyoruz yalnızca bir oran.

Bulaşma zincirini kırmak için izolasyon şart

Başını sonunu biz dolduralım. Mesela birinci olasılık Ankara’nın günlük vaka sayısı yüz iken, yüzde altmış düşüşle kırka düşmüş olsaydı, bu kabul edilebilir bir risk düzeyine işaret ederdi. Ama ya başka bir olasılık geçerliyse? Günlük vaka sayısı mesela on binden dört bine düştüyse? Dört bin hastanın filyasyonla kontrol edilmesi mümkün değildir ve yüzde beşi bile kurallara uymasa dört-beş hafta içinde yeni bir büyük dalga yaratırlar. Verilerin olmadığı koşullarda, kıpkırmızı kesmiş HES haritalarının da hekimlerin söylediklerinin de işaret ettiği, birinci değil, ikinci ihtimal.
Sözü uzatmayacağım. Bu kadar yaygın enfeksiyon varken, alınan ufak tefek tedbirlerle salgınla mücadelede bir sonuca ulaşmamız mümkün değildir. Türkiye’nin mutlaka bulaşma zincirini kıracak, ciddi tedbirlere ihtiyacı var. Evet acı ilaca. Bitiminde değerlendirilerek gerekirse uzatılacak en az iki haftalık bir “bulaşma zincirini kırma” hamlesine. Zorunlu birkaç sektör dışında bütün işyerlerinin kapanmasına ve herkesin evde kalmasına. Bu olmadan kışı sağ salim atlatmamız da “ekonominin çarklarını” normale yakın bir şekilde çevirmemiz de olanaklı olmayacak.