Avatar

Gazeteci-Yazar

7 liranın altında tutmak için devlet varlıklarından 100 milyar dolar harcandığı bildirilen dolar fiyatı 8’in altını gördü diye seviniyoruz. Madem yapılabiliyordu, neden daha önce yapılmadı? (Photo: Michael Longmire/Unsplash)

“Erdoğan konuştu, piyasa coştu” kıvamında İstanbul basını. Sebebi, Hükümetin önce 6, sonra 7 liranın altında tutabilmek için bir yıl gibi bir sürede devlet kasasından 100 milyar dolar harcadığı kurun 8,5 liradan 7,8’e “düşmesi”. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın değişik ne dediğini söyleyen yok. Sadece damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığından gitmiş olmasını kutluyor galiba “piyasa”. Bu tür isim değişikliklerinden çok politika değişikliklerine önem veren büyük sermaye ise Merkez Bankası’nın başına getirilen Naci Ağbal’ın önemli isimleri arayıp bundan böyle daha çok “diyalog, şeffaflık ve öngörülebilirlik” sözü vermesine inanıyor; belki de bir umut inanmak istiyor. Ağbal’ın faiz konusunda 19 Kasım toplantısında “gerekenin yapılacağı” gibi şeffaflık ve öngörülebilirlikten hayli uzak bir “ilk demeç” vermiş olduğunu görmemeye çalışıyorlar. Erdoğan ise belki zor yoldan, deneme yanılma yoluyla öğreniyor ama yanılan da faturayı ödeyen de Türk halkı oluyor.
Zor yoldan öğrenme dediysem, ekonominin gerçeklerini görmezden gelerek ekonomiyi yönetmenin zorluğundan söz ediyorum.

Gerçekleri kabul ediyor mu gerçekten?

Erdoğan gerçekten pahalıya da mal olsa durumun farkına varıp yanlıştan dönüyor mu? Yoksa biraz vites küçültüp, tepkileri dindirip bildiğini okuyacak mı? Şimdiye kadar kaç balkon konuşmasında ne sözlerin verildiğini hatırlayan var mı?
Yapılan atamalar ilk heyecanı geçtikten sonra tartışılmaya başladı. Örneğin hukuk devleti ilkelerine bağlılığı her fırsatta öne çıkaran TÜSİAD dahi Ağbal’ın siyasi bir kişilik olarak MB Başkanı atanmasının Anayasal olmadığını bildiği halde övüyor. Karşılarına en azından dertlerini anlayacağını ümit ettikleri bir iktisatçı çıktığına seviniyorlar.
Albayrak’ın “benden bu kadar” deyip Allah’a havale ederek bıraktığı Hazine ve Maliye bakanlığının başına geçen Lütfi Elvan da İstanbul piyasalarında bir “hiç değilse” rahatlamasına neden oldu. 8 Temmuz 2018’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 25 kişinin ölümü, 345 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan tren kazasına neden olan zemin inşaatının Elvan’ın Ulaştırma Bakanlığı döneminde yapıldığını T24’te Murat Sabuncu hatırlatmış. Elvan tercihinin AK Partiden Gelecek ve DEVA partilerine muhtemel kayışları önlemek için siyasi taktik olabileceği konusunu görmek isteyen dahi yok.

Başka gerçekler de var görülmesi gereken

Örneğin koronavirüs salgını. 22 Ekim’de 70’i geçen günlük vefat sayısı, 4 Kasım’da 80’i geçti, 11 Kasımda 90’a dayandı; 86 idi.
Bütün Avrupa evlerine kapanır, bazı ülkelerde tam karantina ilan edilirken Türkiye’de gece 22’den sonra lokanta kahvehane yasağı ve şimdi sokakta sigara içme yasağı ile yetiniliyor.
Neden? Çünkü öyle söylenmese de ekonominin bunu kaldıracak hali yok. Sanayi üretiminden söz etmiyorum. Büyük yatırımcılar bir şekilde Covid-19 önlemlerini alıyor, ticaretten söz ediyorum.
25 Ekim’de Malatya’da AK Parti içinde Albayrak tepkisini yükselten o “ekmek götüremiyoruz” tepkisini hatırlayacaksınız. O tepkiyi dile getiren Malatya Servis Araçları Odası Başkanı Mesut İnce’nin neden şikâyet ettiğine de kulak vereniniz oldu mu? Pandemi nedeniyle okulların kapalı tutulmamasını istiyordu ki servisler çalışsın. Ekonomik sıkıntılar insanların algısını “hastalık nasıl olsa geçer, ölüm kader, dükkanlar açık kalsın” seviyesine geriletmiş durumda.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca “maske” diye çırpınsa da Erdoğan önceliğini hastalıkla daha sıkı mücadele yerine, esnafı daha fazla kızdırmamaktan yana kullanmış görünüyor.

Madem yapılabiliyordu, neden yapılmadı?

Dönelim piyasalar konusuna. Madem Türk lirasının değerini bu kadar düşürmemek mümkündü, faiz inadıyla devlet varlığından 100 milyar dolar harcayıp, kasayı 50 milyar dolar zarara düşürmek şart mıydı? Madem sadece konuşarak dahi bazı olumsuzlukları kontrol altına almak mümkündü, neden yapılmadı? Deneme tahtası mıyız?
Şimdi hataların tamamını Albayrak’a ve Covid salgınına atıp sıyrılmak kolay görünüyor. Şu sıkıntıdan çıkalım da nasıl olursa öyle çıkalım diyenler bunu da alkışlayacak, inanmış görünmeyi tercih edeceklerdir. Çözüm olmadığını bile bile. Ya bir umut diyerek ya da eleştirirlerse bozgunculukla suçlanmaktan çekinerek.
Erdoğan’ın ise artık gerçekten hata yaptığı konuları samimiyetle görüp o hatalardan dönmesi bunu da somut olarak göstermesi gerekiyor. Bu da belki kendisini içine hapsettiği dar çevrenin bilgi tekelinden çıkarmasıyla mümkündür. Beştepe koridorlarında Albayrak ile Ağbal’ın tartışmasına neden olan o raporlama doğruysa eğer, Erdoğan devlet yönetimine dair başka konularda da kendisine eksik veya yanlış bilgi verildiğini hesaba katmak zorunda. Demek ki bütün gücü elinde tutmak da insanı zayıflatabiliyor.