Nuriye Ortaylı

Doktor, halk sa?l??? uzman?

Covid-19 virüs salgını can almayı sürdürürken, hükümete salgını yavaşlatmak için Avrupa ülkelerinin yaptığı türden “kapanma” çağrıları artıyor. (Foto: Sağlık Bakanlığı)

Son haftalarda ben de tüm vatandaşlar gibi (istisnalar olabilir) döviz kurlarındaki dalgalanmaları izliyorum. İzlerken de keşke diyorum Koronavirüs de piyasalar gibi olsa. Yani birkaç yeni atama, bizi yönetenlerin bazı açıklamalarına cevaben hemen biraz durulsa. Ekonomiden anlayanlar, kalıcı çözümler için açıklamaların ötesinde eylem gerektiğini söylüyorlar. Öyledir mutlaka, ama ben biraz durulmaya bile razıyım. Azıcık hızını kesse, hiç olmazsa ivmelenmese, bir hafta iki hafta. Pazarlık edebileceğine dair en ufak bir sinyal gönderse. Bize kendimize biraz olsun çeki düzen verebilme için bir nefeslik fırsat tanısa.
Ama virüs insanların dilinden, kendi aralarındaki kodlardan anlamıyor. Bunlarla hiç ilgilenmiyor. Hatta Dünya Sağlık Örgütü Direktörünün dediği gibi bizim ondan sıkılmış olmamızla bile ilgilenmiyor. Bulaşma hızlandıkça hızlanıyor. Sahada çalışan herkes, İstanbul’dan Aile Hekimleri , İzmir’den Göğüs Hastalıkları Uzmanları, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu vaka sayılarının da ölümlerin de yeşil slaytlarda gösterilenlerin defalarca üstünde olduğunu söylüyor, kapanma çağrısı yapıyorlar. Can kaybı yükseliyor.

İstanbul: hem salgın hem ekonomi merkezi

Sayıların büyüklüğü tartışmasını bir kenara bırakalım esas olan, sahada çalışan herkes bulaşmanın hızlanarak arttığını, ağır hastalara bile yer bulmanın zor olduğunu, İstanbul’da bu sınırın bile geçildiğini söylüyor. Korkutucu olan bu, virüs zincirlerinden boşalmış bir şekilde, ikiye, üçe katlanarak değil, üstel bir şekilde artıyor. Bir odakta değil Türkiye’nin birçok şehrinde. Ama en çok da tek başına birçok Avrupa ülkesinden daha fazla ve çok hareketli bir nüfusu daracık bir alanda barındıran İstanbul’da.
Nisan ayında yaşadığımız açmaz da buydu. Salgının merkezi İstanbul’du, ama ekonominin ana damarı da İstanbul’du. İstanbul’u kapamayı göze alamadık, salgını küçükken boğamadık. Tersine şehirlerarası ulaşım açılır açılmaz virüs kahkahalar atarak, koşa koşa bütün ülkeye yayıldı. Şimdi tek odaklı değil yaygın, üstelik dolu dizgin (Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geçenlerde satır aralarında bir kişi ortalama üç kişiye bulaştırıyor demişti) bir salgınımız var.
Nasıl tanımlandığı belli olmayan dolayısıyla salgının gidişatı hakkında fikir verme yeteneği olmayan hasta-vaka tartışmalı yeşil slaytlara bakmanın bir anlamı yok.

Gecikmenin bedeli hem cana hem ekonomiye

Ama Önder Ergönül’ün www.sarkac.org sitesinde yayınladığı İstanbul grafiği, Güçlü Yaman’ın 19 il için e-devlet kayıtlarına dayanarak hazırladıkları “ölüm fazlası” grafikleri, hepimizin kendi sosyal çevremizde, hekimlerin sahada gözlediklerine paralel bir şekilde sonbaharın ilk haftalarından itibaren koronavirüs Covid-19’da hızlanan bulaşmaya işaret ediyorlar.


İstanbul’ da 2020 yılında gerçekleşen ölümlerin son beş yılın ortalamasından ne kadar fazla olduğunu gösteren grafik. Ölüm sayısı fazlasının Ekim ayının son haftasından Kasım başına hızla artarak iki katına çıktığını görüyoruz. Bu da virüsün bulaşmasının, Eylülün son haftasından itibaren çok hızlandığını düşündürüyor. (Kaynak: www.sarkac.org)

Üstelik bunlar sağlıklı verilerin bize söylenmediği rakamlar. Iki hafta önce gözlediğimiz bulaşma hızında, virüsü biraz olsun bastırabilmek için en az iki hafta tam kapanma dışında çaremiz yok demiştim. Kışı sağ salim atlatmak ve salgının ekonomi üzerindeki tahribatını sınırlamak için bu şart. O iki hafta önceydi: ABD’den bir çalışma bulaşma bir kez ivmelendikten sonra tedbir almakta 1-2 haftalık bir gecikmenin bedelinin ölüm sayısını iki katına çıkarabileceğini bulmuştu. Bulaşmanın hızı arttıkça bu oran da artıyor. Ölenleri sayı olarak görmeye başladıysanız, her ölümün aynı zamanda, parasal olarak da hesaplanabilen bir ekonomik kayıp olduğunu söylemem gerek. Hastalanıp ölenlerin yarattığı korkunun, güvensizliğin, süresi, sınırı belli bir kapanmadan çok daha uzun sürelerle ekonomiyi baltalayacağını da.

Hızla karar vermek zorundayız

Karar vermek zorundayız. Hem de hızla. Karar vermek de yetmez. Başta dediğim gibi virüs piyasalara benzemiyor. Beyanatları izlemiyor, bürokrat atamalarıyla ilgilenmiyor. Siz ondan sıkılsanız da o sizden sıkılmıyor. Onu yalnız gerçek hayatta işe yaradığı kanıtlanmış eylemlerle durdurabilirsiniz. Her ülkede tekrar ve tekrar işe yaradığı gösterilmiş acı ilaçla. Hayati işlerde çalışanlar dışında herkesin eve kapanmasıyla. Geciktikçe daha da uzun bir süreliğine. Tam süreyi istiyorsanız kolay. Çok şükür ülkemizde Sağlık Bakanlığının kolayca verebileceği sağlıklı “vaka” sayılarıyla çeşitli kapanma sürelerinin bulaşma hızını ne kadar düşüreceğini hemen hesaplayabilecek birçok uzman ekip var. Kaybedecek zaman kalmıyor.