Elli milyon doz aşı en iyi ihtimalle ne getirir?

Nuriye Ortaylı

Doktor, halk sağlığı uzmanı

Dünyada birkaç zengin ülke nüfuslarından çok daha fazla aşıyı ön anlaşmalarla garantilemiş durumdalar. Ama onların dışındaki çoğu ülkenin durumu Türkiye’den farklı değil.
(Foto: ABD Halk Sağlığı Resim Kütüphanesi/ Public Health Image Library, Rawpixel)

Dün bir gazeteciyle salgın tedbirleri üzerine konuşurken, hayati sektörler dışında dört hafta  kapanarak yayılmayı ve yüksek seyreden ölümlerin önlenmesinin acilen gerektiğini söyleyince “ama aşı geliyor” cevabı aldım. 

Aşı geliyor da nasıl geliyor, hangi aşı geliyor, ne kadar geliyor, geldiğinde salgının kontrolünde nasıl bir rol oynayabilir? Bu konulardaki kafa karışıklığı, konuyu en yakından izleyen gazeteciler arasında bile devam ediyorsa, vatandaşın kafasının karışık olması çok normal. Bizzat Sağlık Bakanının bilimsel gerçeklerle uyuşmayan ve birbirini yalanlayan açıklamalarla bu karışıklığı arttırması ise hazin bir durum.

Kitle bağışıklığı ama nasıl?

Covid salgınında, hastalığın tamamen ortadan kalkması sağlanamasa da pandemiye yol açan bulaşma hızının kontrol altına alınabilmesi için “kitle bağışıklığının” yüzde yetmişler düzeyine ulaşması gerektiği hesaplanıyor. Dünya nüfusunun yüzde yetmişi, beş buçuk milyar insan. Buna yakın bir tarihte ulaşmamız mümkün değil. Birçok ülke (herhalde çok iyimser bir şekilde sınırlarını açmayacaklarını, ya da sınırlı açacaklarını var sayarak) kendi vatandaşlarını aşılama telaşına düştü. Bunun akıllı bir yaklaşım olup olmadığı sorusunu bir yana bırakıp kendi ülkemize dönelim. 

Türkiye’nin nüfusu 84 milyon, 5 milyon kadar kayıtlı, 1,5 milyon kadar da kayıtsız göçmenimiz var. Yani toplam 90 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. Sınırlarımızın tamamen kapalı/kontrol altında olduğunu var sayalım. Bu nüfusun yüzde yetmişi 63 milyon kişi ediyor. Yani Türkiye’de 63 milyon insan aynı dönem içinde  yeni Korona virüse karşı bağışık olursa, kitle bağışıklığına ulaşmış, virüsün serbest dolaşımını önlemiş olacağız.

Aşı lazım. Peki ne aşamadayız?

63 milyon kişiyi nasıl bağışık hale getirebiliriz? Şu anda, etkinlik sonuçlarını bilimsel dergilerde yayınlamış Pfizer-BioNTech ve Moderna aşıları yüzde 90 ve üzeri koruyuculuk bildiriyorlar. Oxford-AstraZeneca aşısı yüzde 70-90 arasında. Bakanlığın ısmarladığını söylediği Sinovac firması aşısının koruyuculuk derecesini bilmiyoruz, çünkü Faz III çalışması henüz devam ediyor. Hadi umut edelim, o da yüzde 90 koruyuculuk sağlayacak diyelim. Sinovac aşısının güvenlik verilerinin iyi çıkacağını, koruyuculuğunun da yüzde 90 olduğunu varsaydık. Bu durumda birkaç aylık bir sürenin içinde 70 milyon kişiyi aşılamamız gerekiyor ki kitle bağışıklığına ulaşalım. Etkinlik, güvenlik verilerini açıklamış her üç aşı gibi Sinovac aşısının da istenen etkinlik düzeyine ulaşmak için iki hafta aralıkla iki doz halinde uygulanması gerekiyor. Demek ki 70 milyon kişiyi bağışıklamak için 140 milyon doz aşı gerekiyor.

Bu miktarda aşı elimizde yok ve 2021 yılı içinde de olması olanaklı görünmüyor. Zira şu anda Faz III çalışmasından verileri ilan etmiş her üç aşı da 2021 yılı üretimlerini ön anlaşmalarla satmış durumdalar. Rusya’nın geliştirdiği Sputnik V aşısının da üretim kapasitesi çeşitli ülkelerce bağlanmış durumda. Gelişme aşamasında çok sayıda aşı var, ama bunların ipi göğüsleyip göğüsleyemeceklerini, göğüslerlerse de bunun ne zaman olacağını, dahası güvenli olduğu saptanan aşıların seri üretime geçip geçemeyeceklerini bilmiyoruz. Şu anda elde etmeye en yakın olduğumuz aşı Sinovac şirketinin aşısı. Ondan da elli milyon doz. Elli milyon doz, aşılama sürecindeki kaçınılması olanaksız fireleri saymasak bile ancak yirmi beş milyon kişiyi bağışıklamaya yetebilir. Yani 2021 yılı içinde, en iyimser ihtimalle sonbahara kadar, salgının önünü kesmemizi sağlayacak kitle bağışıklığına ulaşmamız söz konusu değil.

Aşı kimlere ulaşacak?

Dünyada birkaç zengin ülke (ABD, Kanada, Almanya dahil Avrupa Birliği, Avustralya, Şili, İsrail) nüfuslarından çok daha fazla, hatta birkaç kat aşıyı ön anlaşmalarla garantilemiş durumdalar. Ama onların dışındaki çoğu ülkenin durumu Türkiye’den farklı değil.

Bu yüzden Dünya Sağlık Örgütü, aşılama için öncelikli grupların belirlenip, uygulamaya bunlardan başlanılmasını öneriyor. Tavsiye ettiği sıralama da şöyle: Sağlık personeli, sosyal hizmetlerde ve yaşlı bakımında çalışanlar, yaşlılar, kronik hastalıkları olanlar vb. Çünkü bunlar hastalıktan olumsuz etkilenme riski en yüksek olan gruplar. Sağlık Bakanlığı, aşılamada öncelik sıralamasını Bilim Kurulu’nun yapacağını söyledi. Bilim Kurulu da büyük olasılıkla Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine uyarak öncelikli grupları, sağlık personeli, 65 yaş üzeri ve kronik hastalığı olanlar şeklinde tavsiye edecek. Sağlık personeli ve sosyal hizmet çalışanları yaklaşık üç milyon, 65 yaş üzeri yaklaşık 7,5 milyon, kronik hastaları olanlar da bir o kadar desek, 50 milyon doz bu öncelikli grupları aşılamaya yetecek. Ancak, bu noktada önemli bir sorun var. Bakanlığın almayı planladığı Sinovac aşısının Faz III çalışmaları 18-59 yaş arasında, sağlık sorunu olmayanları içeriyor. Diğer bir deyişle Sinovac’ın aşısının ileri yaşlarda, ve kronik hastalığı olanlarda etkili ve güvenli olduğu hakkında yakın zamanda bile elimizde veri olmayacak. Pandemi koşullarında bile, bu veriler olmadan bu grupların aşılanması kabul edilebilir değil. İpi göğüslemiş diğer üç aşının Pfizer-BioNTech, Moderna ve Oxford-AstraZeneca aşılarının ise Faz III çalışmalarına ileri yaş grupları ve kronik hastalıkları olanları dahil ettiğini, dolayısıyla kendi aşılarının bu gruplarda da etkin ve güvenli olduğunu gösterdiklerini biliyoruz.

Elimizdeki sınırlı doz aşının hiç olmazsa risk gruplarını koruyup ölüm oranlarını düşürmesini beklerdik, ama Sinovac aşısı söz konusu olduğunda bunun bu anlamda bile sınırlı miktarda işe yarayacağını görüyoruz. İş böyle olunca, Bakanlığın neden bütün yumurtaları aynı sepete koyup yalnızca Sinovac aşısına bel bağladığını, örneğin, neden Dünya Sağlık Örgütü’nün Covax kooperatifine katılıp hiç olmazsa Oxford-AstraZeneca aşısından bir miktar sağlamaya çalışmadığını anlamak mümkün değil.

Aşıya bel bağlamadan salgını kontrol altına almak

Birden ortaya atılan, bölük pörçük ve birbiriyle çelişen açıklamalarla iyice karışık bir hale getirilen aşı haberlerinden bir an kafamızı kaldırıp, içinde bulunduğumuz duruma bakmakta yarar var. Her gün bir jumbo jet uçağı düşüyor ve içindeki insanlar ölüyor. Her gün beşer, onar sağlık çalışanı kaybediyoruz. Yoğun bakımlar ağzına kadar dolu. Tedbirler güya sıkılaştırıldıktan sonra iki haftadan fazla zaman geçti, vaka sayılarında hiç bir düşüş yok. Aşı gelecek, birkaç hafta içinde maskelerimizi atıp birbirimize sarılacağız diye hayal kuranlarla karşılaşıyorum. Yine hayal kurun, ama bunun bir hayal olduğunu, gerçeklerle hiç bir alakası olmadığını bilin. Uzun kış hala önümüzde.

Artık tekrarlamaktan yoruldum, ama vazgeçmeyeceğim. Dört hafta süreyle işyerlerini tatil etmemiz, herkese evde hayatını sürdürmesine yetecek kadar maddi destek sağlamamız dışında bu korku tünelinden çıkmamızı sağlayacak bir mucize yok. 

Bana inanmıyorsanız Almanya’ya bakın. Almanya nüfusunun iki katını aşılamaya yetecek kadar aşıyı sağladı (300 milyon). Nüfusu bizim kadar, vaka sayısı bizimkinden çok daha az. Noel tatili falan demeyip, bütün ülkeyi 25 gün boyunca kapattı. 

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...