Kovit öldürüyor, yeterli aşı yok ve diğer sahte müjdeler

Gazeteci-Yazar

Kovit salgınındaki artış, vefat sayılarının gerçekliğini ve aşı tedarikindeki sorunları da tartışmaya açtı. İnandırıcılık sorunu ekonomiden reformlara dek başka alanlarda da yaygınlaşıyor. (Foto: Daniel Schludi/Unsplash)

Resmi rakamlara göre 16 Aralık itibarıyla Türkiye’de kovit salgınından ölenlerin sayısı 17 bini geçti. Yani 17 Ağustos 1999 büyük Marmara depreminde ölenlerin sayısına ulaştı. Bu gidişle geçecek. Bu de resmi rakamlar ve artık kimsenin inanacak takati kalmadı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yeterli aşı alınamadığı itirafı da aynı gün geldi. Haftalık Gazete’de yer alan bir tahlile göre, dünya çapında aşısız kalmanın iki nedeni var: para bulunamaması ya da geç kalınması. Her iki durumda da sorumluluk hükümetin. Hastalık ve ölüm rakamlarını gizlemekte kullanılan çaba aşı tedarikinde kullanılsaydı belki şimdi hem aşı sorunu yaşamayacak hem de dünyada yalancı durumuna düşmeyecektik.
Düşünsenize bir günde hastalık sayımızın meğer o güne dek açıklananın 3 katı olduğunu görmüştük daha on gün kadar önce. Benzeri bir sıçrama ölüm rakamlarında yaşanabilir. Gazete Pencere, Türkiye’nin koronavirüs Covid-19 vaka sayısında dünyada 6’ıncı sırada olmasına rağmen ölümlerde 19’uncu sırada görünmesindeki çelişkiye dikkat çekmiş, “Türkiye’nin koviti iyi huylu mu?” diye sormuş.

Sahte müjdeler, mesela Merkez

Kendisini kendi başarı hikayesine öylesine inandırmış bir yönetim savrukluğu içindeyiz ki, bizim asli tedarikçi saydığımız Çin, Almanya’dan 100 milyon doz aşı talebinde bulundu. Kaldı ki 50 milyon doz aşının Türkiye’de kime ne kadar yeteceği de tartışmalı. Sağlık Bakanı ise AK Parti iktidarın VIP, çok önemli şahıs saydığı kişilere kamuoyuna duyurmadan daha nitelikli aşı yapıldığı yönünde CHP’li Murat Emir’in dile getirdiği iddiaları yalanlamadı bile; isteyenin dışarıdan aşı bulmuş olabileceğini söylemekle yetindi.
Bu hayal alemi sadece kovit salgını rakamları ve aşı sorununda geçerli değil. Başka alanlar da öyle.
Örneğin Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın 16 Aralık’ta düzenlediği basın toplantısı iktisatçılar ve piyasa analistleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Çünkü Ağbal enflasyonu indirmek için sıkı para politikasına gideceğiz, döviz kuruna öyle günaşırı müdahale etmeyeceğiz demiş. İnsan zor durumda işlerin iyiye gideceğine inanmak istiyor her halde. Çünkü Ağbal, devamında gerekirse edebileceklerini de söylüyor. Şu sorunun ise yanıtı yok. Erdoğan “Faiz şöyle olsun” dediğinde Ağbal, “Katiyen, ben bağımsızım” diye reddedecek, Cumhurbaşkanı ısrar ederse istifa mı edecek?

Sahte müjdeler, mesela reform

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığını bırakıp gitmesi ardından reform sözü verince de içeride de dışarıda da benzeri bir iyimserlik dalgası yükseldi. Bu vaat Erdoğan’ın kovit ortamında yaşanacak ekonomik sıkıntılar ve ABD Başkanlığına Joe Biden’ın seçilmesi ile değişecek siyasi atmosfer karşısında değişim arzusu olarak yorumlandı. Tablo Erdoğan’ın Lütfi Elvan ile birlikte ilk görüşmesini yabancı sermaye temsilcileriyle, Elvan’ın Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile birlikte TÜSİAD ve TOBB yetkilerinden önerilerini almasıyla zenginleşti.
Ancak konu Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi siyasi tutukluların da tahliye edilebileceğine gelince rüzgâr döndü. Erdoğan’ın kırk yıllık yol arkadaşı Bülent Arınç, bu konuyu açınca MHP lideri Devlet Bahçeli’nin aleni hakaretleri altında adeta aforoz edildi. Alaattin Çakıcı’nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na hakaret dolu aleni tehditlerine Bahçeli’nin arka çıkması, İYİ Parti lideri Meral Akşener tarafından “Dolaylı yoldan Erdoğan’a reform tepkisi” olarak yorumlandı.
Son olarak Bahçeli, Cumhur İttifakı reform yapacaktır ama HDP kapatılsın diyerek tutumunu gösterdi.

Hayaller, yalanlar ve gerçekler

Ankara’daki hava, reform namına bazı vergi kanunlarının değiştirilmesi, o arada Cumhurbaşkanına yargı üzerinde daha geniş yetkiler verilmesi ile seçim ve siyasi partiler yasalarının Erdoğan iktidarının daha uzun süreli olması amacıyla değiştirilmesi yönünde. Umarım yanılıyorumdur.
Şikayetlerin artması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından alınıp Erdoğan tarafından Yargıtay üyesi atanması kimi iyi niyetli yorumcular tarafından “tenzili rütbe” sayılmıştı. DEVA Partili Mustafa Yeneroğlu, boşalan Anayasa Mahkemesi üyeliğine Yargıtay adına Fidan’ın seçilmesi için 2 Aralık’taki seçimlerin 17 Aralık’a ertelenmesinden sonra, bazı Yargıtay üyelerinin baskı görerek Fidan lehine adaylıktan çekildiğini söyledi. Bir yanda yargı reformu vaatleri, diğer yanda yargıya müdahalenin arttığı iddiaları…
Başka neler mi var? Asgari ücret görüşülürken Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı Zümrüt Selçuk’un, milletle alay eder gibi Türkiye’de yoksulluğun kalmadığını söylemesi var örneğin. AK Partili Şahin Tin’in CHP’li Engin Altay’ın “kuru ekmek yiyorlar” sözlerine “kuru ekmek yiyorsa aç değildir demesi var.
Yani sadece kovit ölümleri ve aşı ile sınırlı değil hayaller dünyası.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...