Barçın Yinanç

Gazeteci-Yazar

Katar Emiri Tamim bin Hamad al-Thani (solda) ve Suudi Velihat Prens Mohammed bin Salman, Körfez zirvesinde bir araya geldi. (Fotoğraf: Twitter)

Suudi Arabistan muhalif yazar Adnan Kaşıkçı’yı İstanbul konsolosluğunda vahşice öldürdüğünde, bir taşla iki kuş vurdu. Suudi bir muhalifi susturmakla kalmadı; Türkiye’ye sığınan Arap muhaliflere de “kendinizi güvende hissetmeyin” diyerek gözdağı verdi.

Türk kamuoyunda konu edilmiyor ama Arap kalkışmalarının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Türkiye sadece savaştan kaçan Suriyelilere ev sahipliği yapmadı; Arap diktatörlüklerinden kaçan, çok büyük ağırlığını Müslüman Kardeşler’in oluşturduğu “muhaliflere” de kucak açtı. Tabii muhalif bu rahat durur mu? Elbet muhaliflerin faaliyetlerine de göz yumuldu. En basitinden Türkiye’de televizyon kanalı kurup, Arap rejimlerin aleyhine yayın yapılmasına ses çıkarılmadı.

Ama işte sizin muhalif dediğinize başkası terörist diyor. Başta Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Müslüman Kardeşler’i, Arapçasıyla İhvan’ı terörist örgüt olarak görüyor. Türkiye nasıl ki PKK’ya kucak açıp Roj TV’nin yayınlarına müsamaha gösteren ülkelere tepki gösteriyorsa, Mısır da Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki faaliyetlerine benzer bir tepki içinde.

Zaten Ortadoğu’da Arap kalkışmalarının ardından yaşanan bloklaşmanın temelinde de jeo-stratejik çıkarlardan ziyade çürük zeminlerde oturan iktidarların beka telaşı vardı. Arap baharının kendilerine sıçramasından korkan Körfez ülkeleri Mısır’da Müslüman Kardeşler yönetiminin darbeyle devrilmesini sevinçle karşıladılar. Türkiye ve Katar ise darbeci General Abdülfettah El-Sisi’ye ateş püskürdü; İhvancılara desteği de arttırdı.

Katar’a Müslüman Kardeşler cezası

Katar’a 2017’de Körfez ülkelerinin uyguladığı ambargo bu küçük Arap emirliğin siyasal İslamcı hareketlere verdiği desteği cezalandırma amacı taşıyordu. Türkiye ise 2016’daki başarısız darbe girişiminde özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin dolaylı desteğine dair istihbaratlar nedeniyle diş bilediği için Katar’ın yardımına koştu.

Her iki bloktaki iktidarların bir diğerini altını oymakla suçladığı bir dönemden geçtik. Denkleme ABD, Rusya, İran, Yunanistan, Rum Kesimi gibi ülkeler de girince, bel altı vuruşlar Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de güç mücadelesine, vekalet savaşlarına evirildi.

Dün yani 5 Ocak itibariyle Katar ambargosunun kaldırılması ile Körfez ülkeleri arasında buzların kırılacağına dair gelişme, Türkiye’nin Mısır ve İsrail’le ilişkileri normalleştireceğine dair haberlerin arttığı bir döneme denk geldi.

Katar’ın siyasal İslamcılara verdiği destek hız kesecek

Körfez uzlaşmasının detayları bilinmiyor. Yani ne oldu, taraflar hangi tavizleri verdi de anlaşma sağlandı net bir bilgi yok. Ancak Katar’ın siyasal İslamcılara verdiği desteği hız kesmeden sürdürmesi herhalde söz konusu olmayacaktır. Bu da Ak Parti iktidarının ideolojik kardeşi Müslüman Kardeşler’e verdiği desteği etkileyecektir. Zaten finansal desteğin arkasında Katar parası vardı. Mısır’la normalleşme olacaksa, bu konu muhakkak masada olacaktır.

Bu noktada Mısır ve Türkiye arasında yaşanan siyasi-diplomatik gerginliğin nedenlerini hatırlamakta yarar var.

Tunus’ta Herhangi bir ideolojiden bağımsız olarak sadece daha onurlu ve adil bir yaşam düzeni talebiyle 2011’de başlayan başkaldırılar, siyasal olarak en güçlü alternatif olan Müslüman Kardeşler’in önünü açtı.

Ak Parti siyasal İslamcılığın dalga dalga yayılmasıyla hem içerde hem de dışarda gücünü konsolide etmeyi umarken, bu dalgaya Temmuz 2013’te Mısır’da set çekilmesiyle hevesi kursağında kaldı. Seçimle gelen Muhammed Mursi yönetiminin askeri darbeyle düşürülmesine Batı’nın ses çıkarmayışını Ak Parti kendi iktidarına yönelik de bir mesaj/tehdit olarak algıladı.

Darbe karşıtlarının, 900 kişinin hayatını kaybettiği Ağustos ayındaki Rabia katliamıyla kanlı bir şekilde bastırılmasını Türkiye sürekli gündeme tuttu ve eleştirilerinin dozu azalmayınca Mısır kasım ayında Türk büyükelçisini istenmeyen adam ilan etti ve ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirdi.

Bu durumda ilişkilerin normalleşmesi için ne yapılması gerektiğini belirleyecek olan taraf Mısır’dır. Zira eğer Türkiye açısından mesele darbeci Sisi’nin varlığı ve onun İhvan karşısında acımasız tutumu ise, bu normalleşme için ya Sisi’nin gitmesi ya da Sisi’nin demokratik bir lidere dönüşmesi gibi kısa vadede gerçekleşmesi imkansız bir beklenti içine olmak demektir.

İlişkilerin seviyesini maslahatgüzarlık seviyesine indirme kararını alan Mısır olduğu için, bu kararını değiştirmesi için Türkiye’den farklı bir tavır görmeyi beklemesi doğaldır.

İhvan sevgisi oya tahvil olmuyor

Türkiye şimdiye kadar geri adım atıp Sisi’yle normalleşme konusunda çok da hevesli olmadı. Belli ki Müslüman Kardeşler’e kesintisiz desteğin faturasının katlanabilir olduğunu düşünüyordu. Ancak Türkiye’nin milli çıkarlarıyla ne ölçüde bağdaştığı bir hayli tartışmalı olan bu ideolojik kardeşlik dayanışmasının faturası Doğu Akdeniz’de ağırlaşmaya başladı. Zira Mısır da çareyi Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile ortak bir cephede buluşup, Türkiye’yi dışlamakta buldu.

Türkiye bu cepheye karşı askeri gövde gösterisiyle mücadeleyi sürdürmeye çalışsa da mevcut ekonomik güçlükler altında sert güce dayalı siyasetin faturası her geçen gün artacaktır. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki yalnızlığı kırmanın tek yolu bölge ülkeleriyle başta Mısır olmak üzere normalleşmeden geçiyor. Arap sokaklarında halk hâlâ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sevgi besleyebilir. Ama bu sevgi oya da paraya da tahvil olmadığı için AK Parti’nin kemik kadrosunun iktidarda kalma güdüsü İhvan aşkını bastıracaktır.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.