İklim değişikliği ve cinsiyet eşitliği

Filiz Pehlivan

Makine Mühendisi

(Fotoğraf: BM, Tim McKulka)

ABD Başkanı Joe Biden’ın daveti ile, 22-23 Nisan tarihlerinde gerçekleşen İklim Zirvesi’nde dünyanın önde gelen liderleri bir araya geldiler. ABD’nin ocak ayında yeniden katıldığı BM Paris Anlaşması kapsamında yer alan hedeflere ulaşmak için çabalarını nasıl artıracaklarını ve küresel ısınmanın mevcut yörüngesini nasıl değiştireceklerini anlattılar. Başta ABD olmak üzere birçok ülke lideri, gerçekçiliği tartışılabilecek yeni taahhütlerde bulundu. Zirveye katılan 40 ülke içerisinde, Paris Anlaşması’nı onaylamayan tek ülke Türkiye idi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada, ağaçlandırma çalışmalarından, millet bahçelerinden ve Emine Erdoğan önderliğinde yürütülen geri kazanım projesinden bahsetti.

Bu zirve, İngiltere’nin başkanlığında 1-12 Kasım 2021 tarihleri ​​arasında Glasgow şehrinde gerçekleşecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) giden yolda önemli bir kilometre taşıydı ve COP26’da küresel iklim eylemi üzerinde anlamlı sonuçlar elde etme şansını artırmak için tasarlandı.

İklim Zirvesi öncesi, Birleşmiş Milletler Ajansları, Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Parlamentolar Arası Birlik (IPU), birçok üniversite ve sivil toplum kuruluşu “İklim değişikliğine karşı cinsiyet duyarlı eylem planı çağrısı” yaptı.

Yayınlanan çağrı metinlerinde iklim değişikliğinin giderek daha acil bir tehdit haline geldiği, sağlık, geçim kaynakları, gıda güvensizliği ve cinsiyete dayalı şiddet gibi etkilerinden en çok kadınların zarar gördüğü belirtildi.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı iklim mücadelesi

Doğal kaynaklara olan yakınlıkları ve bağımlılıkları, kadınları orantısız bir şekilde iklim kaynaklı tehditlere maruz bırakmakta, tehditler çoğaldıkça, özellikle yerli ve ötekileştirilmiş kadınlar için cinsiyete dayalı etkiler de artmaktadır.

Kadınlar su, enerji ve yiyecek tedarikinde oynadıkları merkezi rol nedeniyle iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflarda yer alıyorlar bu nedenle masada yer almak istiyorlar.

Kadın aktivistler, destekleyici taraflar ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) sekretaryası, Lima Çalışma Programı ve ilgili Cinsiyet Eylem Planı (GAP) aracılığıyla Paris Anlaşması’nın uygulanmasına toplumsal cinsiyet hususlarını entegre etmek için çalışıyor.

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in zirve açılış konuşmasında yer verdiği mesaj bu anlamda değerliydi ancak devamı gelmek zorunda.

Harris konuşmasında şu cümlelere yer verdi:

“Burada, iklim değişikliğiyle mücadele etmenin, toplulukları geliştirmenin ve iş yaratmanın aynı anda gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Ve yaptığımız çalışmada adaletin önemini de kabul etmeliyiz. İklim değişikliğinden en çok etkilenen topluluklar, gelir ve cinsiyet eşitsizliği, hava kirliliği ve daha pek çok şeyden zarar gören topluluklardır. Bu gerçek tüm dünyada geçerlidir. Bu yüzden hepimizi yerli topluluklar da dahil olmak üzere bu topluluklara odaklanmaya ve ileriye yönelik çabalarımızda onların sezgilerini ve deneyimlerini değerlendirmeye çağırıyorum. Onlar bu mücadelede kritik liderlerdir.”

İklim değişikliğinden zarar gören bu topluluklar kimi zaman göç etmeyi bir çıkış yolu olarak görüyorlar. 2050 yılına kadar 200 milyon iklim kaynaklı mültecinin yer değiştirebileceği öngörülüyor. Bu noktada kadınlar ve kız çocukları iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle ülkelerinden ayrılmanın yükünü üstleniyor. Kimi zaman geride kalıp terkedilen olarak, kimi zaman da yeni yere adapte olmak için çabalarken.

İklim Zirvesi’ne katılan Xiye Bastida’da bu genç kızlardan biri. Aktivist Bastida ülkesi Meksika’da önce kuraklık, ardından aşırı yağışlar ve 2015’te meydana gelen sel nedeniyle ailesi ile birlikte New York’a taşındı ve burada da Sandy Kasırgası ile karşılaştı.

Meksikalı aktivist Xiye Bastida

Bastida liderlere şöyle seslendi:

“İklim adaleti sosyal adalet demektir. Artık bir an önce harekete geçilmeli. 2050 değil 2030’a kadar net sıfır emisyona ulaşılmalı.”

İklim etkileri herkese adil değil

İklim Zirvesi’nde sıkça dile getirildiği şekliyle adaletin sağlanabilmesi için yönetimler, cinsiyet ve etnik köken, ırk ve sosyo-ekonomik durum gibi faktörlerin bazılarını diğerlerine göre daha ciddi şekilde etkilediğini hesaba katmalıdır. İklim değişikliği tüm insanlık için varoluşsal bir tehdittir, ancak eşit olarak değil. İklim etkileri, düşük gelirli topluluklar ve kadınlar için daha belirgindir.

İklim Zirvesi’nin en etkili konuşmalarından birini aktivist, Çad Yerli Kadınlar Derneği Başkanı Hindou Oumarou Ibrahim yaptı.

“Bizim için doğayı korumak bir politika değil yaşam tarzımızdır. Geleneksel yöntemlerle yaptığımız tarım ile biz şu anda da sıfır emisyonu gerçekleştiriyoruz. Siz endüstrileşmiş ülkelerden de bunu tam da şimdi bekliyoruz. Benim ülkemde sıcaklık artıyor ve su problemi yaşıyoruz. Beklemeye tahammülümüz yok.” 

Çad Yerli Kadınlar Derneği Başkanı Hindou Oumarou Ibrahim

Kadınlar olmadan iklim değişikliğiyle mücadele edilemez

Daha barışçıl, iklime dirençli ve cinsiyet eşitliği olan topluluklar elde etmek için politika yapıcılar, kadınların anlamlı katılımının önündeki engelleri ele almalı ve kadınların iklim değişikliğinin sadece kurbanı değil, aynı zamanda mücadelenin önemli unsurları olduğunu kabul etmelidir.

Çünkü Melinda Gates’in de dediği gibi:

“Kadınlar sadece parçalanmış bir dünyanın kurbanları değil, daha iyi bir dünyanın mimarları olabilirler.”

Hatırlanmalıdır ki 200 yıl önce küresel ısınmaya işaret eden ilk iklim bilimci bir kadındır. Eunice Newton Foote, 1856 yılında, yaptığı deneyle atmosferdeki karbondioksit değişimlerinin Dünya’nın sıcaklığını etkileyebileceğini kanıtlamıştı.

Karbon emisyonlarını azaltmanın yanı sıra, ekonomiye, yeni verimli teknolojilere, inovasyona, geçim kaynaklarını korumaya ve yeni iş olanakları yaratmaya odaklanan İklim Zirvesi’ne katılan devletlerin bu temalar üzerinde cinsiyete duyarlı iklim eylemlerini planlamaları gereklidir.

Yeşil ekonomilere, yenilenebilir enerjiye ve akıllı tarıma geçiş kadınları geride bırakmamalıdır. Örneğin, kadın çiftçiler dünyadaki gıda arzının büyük bir bölümünü üretiyor, ancak tüm toprak sahiplerinin yüzde 15’inden azı kadın.

Covid-19 salgını, kadınları güçlendirmenin ve onlara yatırım yapmanın sadece bir eşitlik meselesi olmadığını, aynı zamanda toplumsal ilerleme için de kadın liderlere ihtiyaç olduğunu göstermek açısından önemli bir fırsat sundu. Birçok gözlemci, kadınların liderlik ettiği ülkelerin Covid-19 krizini diğerlerinden daha iyi yönettiğini belirtti.

İklim değişikliklerinin salgınlarla ilişkisini de hesaba katarak kadınların her düzeyde tam ve anlamlı katılımı ile kapsayıcı bir iklim eylemi planlamak kısa sürede daha başarılı sonuçlara ulaştıracaktır.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...