Birleşmiş Milletlerde Çin, ABD, Rusya kavgası

Tülin Daloğlu

Gazeteci

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Rusya Dişişleri Bakanı Sergey Lavrov, BM’de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e iki koldan yüklendi. İşbirliği kolay görünmüyor. (Arşiv foto: People’s Daily)

Geçtiğimiz Cuma, 7 Mayıs günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Mayıs ayı rotasyon başkanı olan Çin Halk Cumhuriyeti, daimi ve geçici üyeleri özel gündemle topladı. Konu, BM merkezli uluslararası sistemin ve çok taraflılığın nasıl sürdürülebilir olduğunu irdelemekti. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin başkanlık ettiği toplantıda ABD yönetimine net bir başkaldırı vardı.
Wang Yi, “Ülkeler, birbirlerine karşı zorbalık yapmak yerine eşitlik ve adalet içinde herkesin kazanabileceği bir işbirliğini sağlamak için çalışmalıdırlar” dedi ve devam etti: “ Esas olan, uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini teşvik etmektir ki böylece tüm ülkeler yönetişim sorumluluğunu paylaşsın ve ortaklaşa barışçıl kalkınmayı teşvik etsinler. Uluslararası kurallar birkaç ülkenin patentinde ve ayrıcalığında değildir. İstisnai ve çifte standartlara yer yoktur.”
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ABD’ye daha doğrudan eleştiriler getirdi. Amerikalı mevkidaşı Antony Blinken’ın “kurallara dayalı bir düzene” yaptığı atıfların Batı’nın kendi çarkında görmediği ve öteki olarak kodladığı diğer ülkeleri bastırma çabalarının bir aracı olduğunu söyledi.

“Demokrasi Zirvesi” eleştirisi

Lavrov, Amerikan Başkanı Joe Biden’ın, bu yıl sonuna doğru düzenlemeyi hedeflediği “demokrasi zirvesini” de eleştirdi. Bu zirvenin, “birleştirici bir gündeme her zamankinden daha çok ihtiyaç duyan bir dünyada çıkar odaklı yeni bir kulübün kuruluşu” anlamına geleceğini öne sürdü. Uluslararası gerilimleri “daha da alevlendirecek ve ayrıştıran çizgileri daha da belirginleştirecek bir potansiyel” taşıyacağını söyledi. “Elbette zirveye davet edilecek demokrasilerin listesi ABD tarafından belirlenecek,” diye de ekledi.
Lavrov, küresel liderlik hedefi taşıyan Fransa ve Almanya’nın BM çatısı altında çok taraflılığı güçlendirmenin nasıl olacağına dair odaklanmaktansa, Avrupa Birliği çatısı altında çalışmalar yapmayı tercih ettiklerine dikkat çekti. Ve bu bölünmüş fotoğraf içinde
“demokrasinin mevcut durumunu Batılı meslektaşlarımızla tartışmayı önerdiğimiz anda konuşmaya olan ilgilerini kaybediyorlar,” diye yakındı. Lavrov, bu durumun çok taraflılık ilkesini bertaraf eden bir tuzak olduğunu da öne sürdü.
Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken ise Çin ve Rusya’ya yanıt verdi ve açık uyarıda bulundu. “Hepimizin hemfikir olduğu kurallar sanki yokmuşçasına hareket eden veya isteyerek bunları ihlal eden, uluslararası düzenin altını oyduğunu gördüğümüz ülke olursa tüm gücümüzle buna karşı koyarız,” dedi. Blinken konuşmasında milliyetçiliğin yeniden canlandığını; demokrasilerin zayıfladığını ve ülkeler arası rekabetin derinleştikçe kurallara dayalı düzene karşı saldırıların da yoğunlaştığını anlattı. Blinken daha Mart ayında, Alaska’daki bir toplantıda Uygur Türklerinin durumu dahil Çin’deki insan hakları ihlalleri honusunda Wang ile tartışmaya girmiş, Çinli mevkidaşı da altında kalmayarak ABD’de siyahilere yönelik yükselen ırkçılıkla yanıt vermişti.

Tartışmadan çıkan sonuçlar

Özetle:
1- Çin ve Rusya, Amerika’ya haklı eleştiriler getirmiş olabilir. Fakat Çin’in “uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesi” gibi kendinde var olmayan bir siyasi kavramla bu eleştiriyi getiriyor olması, Rusya’nın da uluslararası arenanın demokrasisini dert etmesi gibi çelişkili yaklaşım içinde oldukları görülüyor.
2- Kural tabanlı ve çok taraflılığı ilke edinen bir düzenden bahsedilecekse, ülkelerin, elbette, bir diğerinin iç işleri hakkında yorum yapması; insan hakları konularında müdahil olmaları kaçınılmazdır.
3- Biden yönetiminin, Amerikan dış politikasındaki tüm sorunları Donald Trump’a ait dört yılla sınırlandırması inandırıcı değil. Tıpkı George Bush’tan sonra Barack Obama’nın geldiğinde dünyadaki rahatlama refleksini Trump’ı ilk dört sene ile sınırlamış olmasına bağlaması gibi. Biden’dan dünyaya rahat bir nefes aldıran beyaz atlı şövalye çıkmıyor; bu kısa sürede görüldü.
4- Sadece bu yüzyıl içinde baktığınızda, Irak işgalinin yalanlar üzerine kurgulanarak yapıldığı aşikâr iken; AB ülkeleri, Amerikan askerlerinin Afganistan’da işlediği insanlık suçları yüzünden Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasını talep ederken; Washington’un, kurallara dayalı bir düzenden bahsedip, kendini hala tüm uluslararası hukuk ve kuralların üzerinde görüyor olması bahsettiği ideal dünyaya kendisinin ne kadar yabancı olduğunu gösteriyor.
5- Bunca idealden konuşup paradan konuşmayınca da sanki bu büyük güçlerin sadece ahlaki yüksek değerlerden oluşan bir dünya yaratmak gibi bir gaileleri varmış gibi bir yanılsama ortaya çıkıyor. Halbuki Biden, Amerikan altyapısını güçlendirmek için sunduğu yaklaşık 2,3 trilyon dolarlık bütçenin gerekçelendirmesini dahi Çin’le daha iyi mücadele etmek için bir araç olarak sundu. Amerika’da Asya kökenlilere yönelik nefret suçlarının tavan yaptığı bir dönemde; Trump’ın, korona virüsü, Çin virüsü diye kodlayarak ne kadar insaniyetten nasibini almadığına vurgu yapıldığı her fırsatta, Biden’ın bu kurduğu denkliğin de yapıcı olduğunu söylemek pek olası değil.
6- Ve fakat büyük güçler denkleminde bulunan ülkelerin hiçbirinin demokrasi, insan hakları veya hukukun üstünlüğü bağlamında mükemmel bir karnesinin olmaması demek bu ideallerin anlamsızlaştığı, değersizleştiği veya vazgeçilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Sadece ideal bir dünyada yaşamadığımızı kanıtlıyor. Aynı insanoğlunun da mükemmel olmadığı gibi.

Tencere dibin kara, seninki benden kara

Sonuç olarak, bu gibi toplantılarda yapılan büyük konuşmalar ne kadar isabetli noktalara temas ediyor olsa da pratik dünyada karşılığına baktığınızda; herkes, bir diğerini parmağı ile işaret edip, tüm hatalarından, kabahatlerinden adeta sorumlu tutan masum bir hale bürünüyor. Kitleleri, bu söylemlerin arkasına kapılıp, suçu, hep ötekinde görür hale getirdiklerinde de kendilerine diledikleri siyasi manevra alanını açmış oluyorlar.
Dünya artık siyasi yön vericilerin bu manipülasyon yetisine uyandı. Ancak kapitalist düzen içinde bütün mesele Napolyon’un dediği gibi parada düğümleniyor.
Çin’in ‘Yol ve Kuşak’ projesi ile dünya sahnesinde sergilediği maddi gücünü dengelemek pek kolay değil. Hele Amerika’nın, iki yüzlü siyasetinin artık aşikar olduğu bir çağda “kural tabanlı düzenden” bahsederek; demokrasi zirveleri düzenleyerek böyle bir denge yaratabilmesi hiç olası değil.
Amerika ‘istisnai’ olduğu dönemi çoktan geride bırakmışken, çok kutuplu güçlerin oluşturacağı yeni dünyanın nasıl bir yer olacağını kimse bugünden aslında bilmiyor. Bildiğimiz kimsenin demokrasi ve insan hakları söyleminin kimseninkine uymadığı. Hal böyle ise de herkes kendine neyi yakıştırıyorsa, hangi değerler silsilesinde yaşamak istiyorsa, bundan sonra yeni bir mücadele sürecinin içinde olduğunun farkına varması gerekiyor. Malum, para da her şeyi satın alamıyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...