Muhalefetin daha demokratik Türkiye Anayasası ne öngörüyor?

Altı muhalefet partisi lideri, soldan sağa, Kılıçdaroğlu (CHP) Babacan (DEVA), Uysal (DP), Davutoğlu (Gelecek), Akşener (İYİ) ve Karamollaoğlu (Saadet) daha demokratik Türkiye iddiasıyla iktidara gelmeleri halinde öngördükleri Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa taslağına imza attı.

Muhalefet koalisyonu, önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı alt edip iktidara gelmesi durumunda hedeflediği Anayasa önerisini 28 Şubat’ta kamuoyuna “Yarının Türkiye’si İçin” başlığı altında duyurdu. Muhalefetin daha demokratik bir Türkiye için öngördüğü Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasası aynı zamanda Türkiye’de bir grup siyasi partinin seçim sonrası hedeflerini de açıkladığı bir muhalefet koalisyonu oluşumunun ilk örneği oldu.
Yeni Anayasa önerisi içeriğinin 28 Şubat’ta açıklanacağı duyurusu Rusya’nın Ukrayna’yı istilaya başlamasından önce yapılmıştı. Dolayısıyla krizin savaşa dönüşmesi ve hükümetin Montrö uyarınca savaş gemilerinin Karadeniz’e geçişini kısıtlamaya başladığı günlere denk geldi. Bu durum belki kamuoyunda yankılanmasını bir ölçüde perdeledi ancak önemini azaltmadı. Ancak demokratik Türkiye Anayasa taslağının sunum konuşmalarında izini buldu. Sunumu yapan altı partinin taslağı yazım komisyonunda yer alan genel başkan yardımcıları da (*) sözlerine savaş karşıtı ifadelerle, kimi ayrıca Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözlerini hatırlatarak başladı.
Gelelim muhalefetin Anayasa taslağında öne çıkan noktalara ve Ankara Bilkent Otel’de yapılan toplantıdan öne çıkan gözlem ve yorumlara. Önce gözlemler.

“Özlenen Türkiye” tablosunun devamı gelir mi?

Bilkent Otelinin Sakarya salonu daha demokratik Türkiye iddiasıyla daha önce başka parti kuruluşlarına da sahne olmuştu. Bunlar arasında 2001’de AK Parti, 2019’de Gelecek ve 2020’de DEVA partilerinin kuruluşlarını sayabiliriz.
Dolayısıyla 28 Şubat’ta daha demokratik Türkiye için yeni Anayasa önerisine imza atan liderlerden ikisinin, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun Sakarya salonunda dördüncü yeni başlangıcı olduğu söylenebilir “Yarının Türkiye’si” toplantısı.
Toplantı salonundaki 700 davetli üzerine “Özlediğimiz Türkiye” yorumunu yaptı, kuliste konuştuğum İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur. İnsan Hakları Derneğinden TÜSİAD’a, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonundan Nur Cemaatine dek davetli çeşitliliği bunu söyletiyordu. Toplantının sunumu üstlenen gazeteci Tuluhan Tekelioğlu ise son dört gündür mesaide bulunduğu genel başkan yardımcılarının uyum içinde çalıştığına tanık olduğunu söyledi açılışta. Yine de genel olarak bir “Devamı da gelir inşallah” havası vardı salonda.
HDP’nin neden davet edilmediği, neden bu koalisyonda olmadığını soranlar da vardı, HDP’nin daveti konusunda fikir birliği olmadığını söyleyip, aksi halde bu koalisyonun da kurulamayacağını söyleyenler de.

En çok alkışı hangi vaatler aldı?

En çok alkışı açık arayla kadın erkek eşitliği ve kadının toplumdaki yeri konusundaki vaatler aldı. En çok da ilkokul birinci sınıftan itibaren eğitim programına insan hakları ve kadın-erkek eşitliği konularının ekleneceği kısım. Keza, kamu dahil karar mekanizmalarında daha çok kadına görev verilmesini öngören kısımlar. Daha demokratik Türkiye’nin sadece erkeklerle kurulamayacağı üzerinde uzlaşmaya varmıştı, tamamı erkeklerden oluşan komisyon üyeleri. Kadına şiddete karşı uluslararası ve ulusal mevzuatın önleneceği vaat edilirken salondan “İstanbul Sözleşmesi” sesleri duyuldu.
İkinci ek çok alkış alan konu ise yargı düzenlemeleri idi. Notlarıma göre bu konuda en çok alkışı şu vaat aldı:
• “Görevini kötüye kullanıp AYM veya AİHM’nin verdiği hak ihlali kararlarına sebep olup devleti tazminata mahkûm ettiren ve zarara uğratan hâkimlere ve savcılara bu tazminat ve zararın rücu ettirilmesi sağlanacaktır.”
Keza muhalefet koalisyonunun iktidara gelmesi halinde ilk yapacakları arasında düşünce, ifade ve basın özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşleri önündeki engellerin kaldırılacağı vaadi de alkışlarla karşılandı.

Cumhurbaşkanını halk seçecek

Gelelim içeriğe…
Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeye devam edecek. Bir komisyon üyesi bunu “O 2007 halkoylamasıyla kabul edilmiş bir haktı. Bizim itirazımız adil olmayan OHAL koşullarında dayatılan 2017 halkoylamasına” açıklamasını getirdi. Halkın oy hakkının geri alınamayacağı ilkesi yürürlükte.
Ancak Cumhurbaşkanı bazı partilerin dile getirdiği gibi sıfırlanmıyor ama yetkileri hayli kısıtlanıyor. Örneğin TBMM’den gelen kanunları veto etmese de geri gönderme yetkisi, yüksek yargıya sınırlı sayıda (3) üye atama hakkı, OHAL ilanı önerildiğinde karar toplantısında Bakanlar Kuruluna başkanlık etme yetkisi gibi.
Cumhurbaşkanlığı 1 defa 7 yıllığına seçilecek. Böylece TBMM seçimleriyle Cumhurbaşkanlığı seçimleri birbirinden ayrılacak.
Cumhurbaşkanı, seçildiğinde partiliyse bütün parti görevlerinden ayılacak siyasi hayattan çelişmiş sayılacak. Bir defa cumhurbaşkanlığı yapanlar bir daha aday olamayacak. Bu madde sırasıyla Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın bir daha Cumhurbaşkanı adayı olmasının öngörülmediği anlamına geliyor.

Barajın yüzde 3’e düşme vaadi Erdoğan’ı üzebilir

Anayasa taslağındaki en önemli maddelerden birisi seçim barajının yüzde 10’dan yüzde 3’e düşürülmesi. Barajın yüzde 3’e düşürülmesi vaadi 2023 seçimlerinde de muhalefet koalisyonuna oy getirebilir. Sadece Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin öngördüğü yüzde 7’den çok daha aşağıda olması nedeniyle de değil. “Oyun ziyan olmasın” mantığıyla ikinci tercih olarak AK Parti’ye oy verecek muhafazakâr seçmen kendi partisine, bu durumda Saadet, DEVA, Gelecek partilerine yönelip onların barajı geçmesini sağlamak isteyebilir. Keza ikinci tercih olarak CHP’ye yönelen sol seçmen ilk tercihlerine yönelebilir. Kemal Kılıçdaroğlu bunu tercih etmiş görünüyor ama bu hamle Erdoğan’ı kızdırabilir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun ikiye ayrılması, Adalet Bakanı ve Yardımcısının bu kurulların başkan ve yardımcısı görevine son verilmesi Yüksek Yargı Kurullarının da yargı denetimine açık hale getirilmesi (ki bunun içine Yüksek Seçim Kurulu da dahil ediliyor) ve Anayasa Mahkemesinin güçlendirilmesi vaatleri önemli. Hükümetin çok tartışmaya yol açan “Çoklu Baro” sisteminin kaldırılacağı vaadi de var.

Gözler ekonomik programda

Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) kaldırılıp yerine bilimsel, mali ve idari özerkliği güvence altına alacak üniversiteler arası bir kurulun oluşturulması vaadi, siyasetin ve medyanın finansmanına de şeffaflık kuralları getirilmesi, kamu personeli alımında mülakatın kaldırılıp, zorunlu hallerde kayıt altında yapılma zorunluluğunun getirilmesi gibi öneriler de dikkat çekiyor.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağının en sona bırakılması konusunda altı muhalefet lideri anlayış birliği içinde görülüyor.
Program ve kadrolaşma çalışmalarının tamamlanması ardından Cumhurbaşkanı adayının ilan edilmesinin öngörülmesi dahi, daha demokratik bir Türkiye’de Cumhurbaşkanını şahsi değil, kolektif yetkiyle çalışmaya zorlayıcı etkenler. Muhalefet koalisyonu “İkinci Erdoğan” istemiyor.
Muhalefet koalisyonunun 28 Şubat sunumunda eksikliği hissedilen iki işi var önünde.
Birincisi ve özellikle kararsız seçmen güvenini kazanmak için acilen gerekli olanı bir ekonomi programıdır. Bu sayılanlar demokratik bir Türkiye için gerekli olabilir ama ekonomik sıkıntılar can yakıyor ve insanlar somut çözüm arıyor. Muhalefet “Herşey güzel olacak” sloganına “Nasıl?” yanıtı veremediği sürece “Çözerse Erdoğan çözer” söylemi ağırlık kazanabilir.
Diğeri ise iktidara gelmeleri halinde ne tür bir geçiş süreci öngördüklerine ilişkin yol haritasıdır.
“Özlenen Türkiye” görünümü böyle geliştirilip sürdürülebilir.

Not:

• Anayasa yazım komisyonu üyeleri şu genel başkan yardımcılarından oluşuyordu: Muharrem Erkek (Cumhuriyet Halk Partisi), Bahadır Erdem (İYİ Parti), Mustafa Yeneroğlu (DEVA Partisi), Bülent Şahinalp (Demokrat Parti), Ayhan Sefer Üstün (Gelecek Partisi), Bülent Kaya (Saadet Partisi).

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...