Arınç ya da iç çatlaklar: Tek adam rejimleri nasıl sona erer?

AK Parti kurucularından ve eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, katıldığı toplantıda “Majestelerinin gazetecileriyle bazen baş başa gelirler havanın güzelliğinden suyun berraklığından bahsederler. Öksürmenin zamanıdır, bağırmanın zamanıdır. ‘Kral çıplak’ demenin zamanıdır” dedi. Arınç’ın sözleri AK Parti’de çatlak tartışmalarını alevlendirdi.

Bülent Arınç Türk Demokrasi Vakfı toplantısında AKP’yi bir tek adam yönetimine dönüşmüş olmaktan ötürü eleştirdi. Ses getiren bu eleştiri, 2019 sonrası Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın istifalarıyla somutlaşan AKP içi ayrışmaları yeniden gündeme taşıdı. Peki seçim arifesi bu eleştirilerin anlamı nedir? Sayıları artar mı? Artmaları AKP’yi yıpratır, sona yaklaştırır mı? Ya da şöyle soralım, AKP’nin sonu, çözülerek mi gelecektir?

Sorunun cevabı, yüksek olasılıkla hayır. Tek adam ya da tek parti iktidarları çoğunlukla böyle bitmez. Biraz açalım.

Otoriter rejimlerin sonu hep bir iç çatlakla mı başlar?

80’li yıllarda Latin Amerika’daki otoriter rejimler ve bunlardan çıkış yolları üzerine çalışan O’Donnell ve Schmitter şöyle diyorlardı: Bir iç çatlakla başlamayan bitiş süreci yoktur. [1]

Oysa ki, sonraki yıllarda şahit olduğumuz otoriter iktidarlar iç çatlaklara karşı oldukça dayanıklı çıktılar.  Bu iktidarlar iç çatışmalar yaşıyordu, ayrılanlar oluyor, bunlar yeni partiler kuruyor ama ana partiler iktidarlarını koruyordu. Afrika’da, Asya’da aşırı dayanıklı otoriter partiler türemişti. 80’lerin Latin Amerika tecrübesiyle bunlar pek açıklanamıyordu. Bu durum, iç çatlamaların önemiyle ilgili görüşleri revize etmek gerektiğine işaret ediyordu.

Bu revizyonist çalışmaların en başarılı örneklerinden birini 1946 sonrası neredeyse tüm otoriter rejimleri incelediği çalışmasıyla Barbara Geddes gerçekleştirdi. [2] Geddes tüm otoriter rejimleri aynı kefeye koymamak gerektiğini ve hangi tip bir otoriter rejimle karşı karşıya olduğumuzun, o rejimin bir gün nasıl biteceğinin ipuçlarını da ta en başından verdiğini gösteriyordu.

Tek adam rejimleri iç çatışmalara daha mı dayanıklıdır?

Buna göre literatürde iç çatlaklara 80’li yıllarda atfedilen büyük önem, o dönemin otoriter rejimlerinin sıklıkla askeri darbeler sonucu kurulan diktatörlükler olmasıydı. Askeri yönetimler için iç ayrılıklar ölümcüldür. Ordunun bölünmesi göze alınamayacak bir risktir, çünkü sonu iç savaşa kadar gidebilir. O yüzden askerler, bir iç çatışma sinyali ortaya çıkar çıkmaz toparlanıp kışlaya dönme eğilimindedir, ki bu da askeri otoriter rejimleri sivil olanlara göre daha kısa ömürlü yapar.

Tek parti ya da tek adam rejimleri ise farklıdır. Bu rejimlerde iktidar partisi üyelerinin şikayetleri ne kadar çok olursa olsun mevcut tüm teşvikler iktidarda kalmayı özendirir. Partiden kopmanın ya da çepherde kalmanın maliyeti çok yüksektir. Partiyi yöneten isim, iktidarda olmaktan kaynaklanan tüm rantları yönetme gücüne sahip olduğu için muhalefet edenler cezalandırılırlar ve pastadan pay alamazlar.

Buna ilaveten, ayrılmaya kalktıklarında, muhalefet tarafından kollar açık biçimde de karşılanmayabilirler. Tersine, partileri iktidardan düşerse, muhtemelen kapsamlı bir yargı süreci başlayacak ve henüz batmadan gemiden inmiş olsalar bile, kendileri de hüküm giymekten kaçamayabileceklerdir. Bu yüzden şikayetlerini seslendirmemek, seslendirseler de partiden istifa etmemek, istifa etseler de itirafçı olmamak ve şahit oldukları hukuksuzlukları açık seçik dillendirmemek yönünde sebepleri vardır. Çıkarları partilerinin iktidarı kaybetmemesi yönündedir. Sonuçta, ayrılmalar nadirdir ve pek yıkıcı değildir.

İktidar içi muhalefetin sebepleri nelerdir?

O yüzden, tek adam ya da tek parti rejimlerinde iktidar partisi üyeleri partiye yönelik eleştiri yapıyorlarsa bu çoğu zaman iki sebepten kaynaklanır. İlki, gerçekten de partilerini iktidar kaybına gidecek ölümcül hatalardan döndürmek, böylece karşılaşacakları maliyetlerin önüne geçmek istemeleridir.

İkinci sebep biraz daha farklıdır. İktidar partisi üyeleri demokrasi çağrısı yapıyordur ama muhatapları aslında iktidar değil muhalefettir. Amaç olası bir rejim değişlikliğine karşı muhalefetle bir köprü kurmak ve kendileri için bir “güvenli çıkış” zemini oluşturmaktır. İktidar partisi üyeleri, eğer iktidar değişikliğine engel olamayacaklarsa, o zaman mümkün olduğunca demokratik bir rejime geçilmesini tercih ederler. Aksi halde, ağır mahkumiyetlerle, maddi-manevi kayıplarla karşılaşma ihtimalleri yüksektir. Bu yüzden iktidarı kaybetme ihtimalini yüksek gördüklerinde muhalefetle bir iletişim kanalı kurmak ve bu kanalla demokratik, yumuşak bir geçiş için pazarlık etmek isteyebilirler.

Özetle, iktidar partisi mensuplarından gelen eleştirilerin bir çözülmeye gideceğini düşünmek yanlış olur. Nedensellik ilişkisi ters yöndedir. Yani iç çatlaklar sonucu iktidar değişikliği olmaz, ama iktidar değişikliği ihtimali yükselirse iç eleştiriler belirebilir.

Tek adam rejimleri, halk iradesiyle ve ilk 20 yılda sonlandırılabilir

Peki çatlayarak ya da bölünerek değilse, tek adam rejimleri nasıl son bulur? Eğer dışarıdan bir müdahale söz konusu değilse –ki bu şekilde gelen değişimler çok nadiren gerçek bir demokrasiye evrilir- tek adam rejimleri ancak halkın iradesiyle gerçekleştir.  Otoriter iktidar kamuoyu desteğini kaybeder ve aynı anda muhalefet doğru hamleler ve doğru isimlerle kamuyonu kendi yanına çeker.

Bu ise çok nadir olur. Geddes’in 200’den fazla otoriter ülke üzerine yaptığı istatiksel çalışmaya göre bu fırsat tek adam rejimi tesis olduktan sonraki ilk 20 yıl içinde en yüksek seviyeye çıkıyor. Yolsuzluk skandalları, ekonomik krizler ve benzeri yıpranmalarla 20 yılın sonunda iktidar değişimi ihtimali yükseliyor. Fakat eğer bu sürede iktidar değişikliği gerçekleşmezse, değişim ihtimali 20 yıldan sonra hızla düşmeye başlıyor. Bundan sonra bu ihtimal ancak bir 15 sene daha sonra, yani iktidarın 35. senesinden sonra, “tek adam” siyasete devam edemeyecek yaşa geldiğinde, tekrar yükselmeye başlıyor. [3] Bu sebeple iktidar değişimi için iktidarın 20 yıl eşiğini aşmaması son derece kritik.

O halde diyebiliriz ki, 2023 seçimlerinin Türkiye’de iktidar değişimi açısından kritik bir eşik olduğu görüşü istatistiksel olarak da destek buluyor. Ve siyaset teorisi bir kez daha bu değişimin yalnız iktidarın yıpranmasıyla değil muhalefetin becerisiyle olabileceğini hatırlatıyor.

 

[1] O’Donnell G, Schmitter P. 1986. Transitions from Authoritarian Rule: Tentative Conclusions about Uncertain Democracies. Baltimore: Johns Hopkins University Press. s. 81.

[2] Geddes, B. 1999.  “Authoritarian Breakdown: Empirical Test of a Game Theoretic Argument,” APSA’da sunulmuştur, https://eppam.weebly.com/uploads/5/5/6/2/5562069/authoritarianbreakdown_geddes.pdf.

[3] Geddes, s. 49.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...