Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Gündelik totalitarizm: ‘Cehenneme Övgü’ye bugünden bakmak

Yazar: Utku Perktaş / 23 Temmuz 2022, Cumartesi / Oda: Hayat

Seksenli yıllarda, 68 ruhuyla yazılan Cehenneme Övgü’nün felsefi perspektifi etkileyici.

Utku Perktaş – Mert Günay

Yakın zaman önce Gündüz Vassaf’ın “Cehenneme Övgü” isimli eserini bir kez daha okudum. Kitap ilk olarak İngilizce basılmış, daha sonra Zehra Gençosman ve Ömer Madra’nın ortak çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılmış. İlk Türkçe baskısı 1992 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan yapılmış, daha sonra İletişim Yayınları 43 baskı daha yapmış. Seksenli yıllarda, 68 ruhuyla yazılan Cehenneme Övgü’nün felsefi perspektifi etkileyici.

Tıp hekimi arkadaşım Mert Günay’la okuduğumuz kitaplar üzerine değerlendirmeler yapıyoruz. Açık Radyo’da sürdürdüğüm radyo programım “Antroposen Sohbetler”de bunların bazılarını yayınladık. Yazar Gündüz Vassaf’dan da bu program için yaptığımız kısa söyleşide Cehenneme Övgü’deki fikirlerini  35 yıl sonra tekrar değerlendirmesini istedik. Aşağıda söyleşimizin satır başlarını bulabilirsiniz.

Yaşamdaki odağı kendimizden uzaklaştırmalıyız

Eserde ele alınan birçok kavrama klasik manasının dışında yaklaşılmış. Bu durum fütüristik[1] olarak tanımlanabilir. Söz konusu yaklaşım, bahsedilen kavramların içini günümüzde daha fazla dolduruyor. Görünen o ki, Gündüz Vassaf’ı 80’lerde kırklı yaşlarına getiren deneyim daha fazla insan için ancak bugün bir gerçeklik olmuş.  Yazar da bu durumu kavramların içini boşaltarak yeni bir dil oluşturmak şeklinde tanımlıyor. Yani, dünyaya kendimizden uzaklaşarak bakabilmek. James Webb Uzay Teleskobu’nun önümüzdeki yıllarda buna yardımcı olacağını da söylüyor. İçinde bulunduğumuz çağda, biyoçeşitlilik ve iklim krizleri gündemden düşmüyor.

Yazar, söyleşide bunlara dikkat çekerek: “Eğer yeni diller oluşturamaz, bir arının gözünden kendimize bakmayı düşünemezsek,  kendimizi tekrarlıyor olacağız. Böylece ekseni insandan başka canlılara, daha büyük bir evrene götüremeyeceğiz,” diyor.

Bilgiye boğulan toplumlar tarihini silen toplumlar mı?

Bugün elimizdeki teknoloji bilgiye ulaşmamızı kolaylaştırıyor. Peki, bu kadar bilgiye ulaşmak ve etrafla bu kadar çok ilgili olmak gerçekten gerekli mi? Kitap bilgiyle boğulan toplumları “tarihi silen toplumlar” olarak tanımlıyor. Yazar söyleşimizde bilgi kavramının da günümüzde değiştiğini şöyle belirtti:

“Galiba sadece insanı bilgiye boğmakla kalmıyor; bilgiyi de boğuyoruz. Çünkü bu kadar çok bilgi parmaklarımızın gözümüzün ucundayken, ‘nereden biliyorsun?’ diye sormuyoruz. Bilginin kaynağını sormuyoruz, duyuyoruz, hele ki bu bilgiyi az çok güvenilir bir kişiden duyuyorsak… Bilginin kaynağını sormamakla bilgiyi öldürülmüş oluyoruz.”

Bulunduğumuz dönemde bilgi kavram olarak değişmiş durumda ve bu gerek tarihi gerekse bugün öğrendiklerimizi bambaşka bir düzeye taşıyor. Yazarın tespiti çok yerinde:

“Çünkü hep bir tekrar var; sonunda tarihten öğrenmek lazım; ancak ‘tarihten öğrenelim’ diyenler bize aynı tarihi tekrarlattıranlar. O zaman, ben neden bu tarihle ilgileneyim? Neden ona bakayım? Neden onu okuyayım? Onunla boğulacağıma yarına bakayım, yeni bir yarının tarihini oluşturmaya çalışayım. Çünkü her yaptığımla, her düşündüğümle, her yapmadığımla zaten tarih yaratıyorum. Ama, ‘şu tarihin parçasıyız’ diye geçmişe baktığımızda veya bakmamız istendiğinde o tarihin önünde edilgenleşiyoruz. ‘Bu bayrağın bir parçasıyım’, ‘bu dinin bir parçasıyım’ diyerek kendimizi tarihe yerleştirip, orada patinaj yapıyoruz.”

Esasında, tekrarlarımızla bildiğimiz her şeyin doğru olduğuna inandığımız, dediğimiz dedik, rafine, geçmişine, bugününe ve çevresine duyarsız totaliter bir toplum yaratıyoruz.

Yaşamı tüketmeden yaşamayı öğrenmeliyiz

Bu söyleşinin tamamını buraya taşımak pek olanaklı değil, belki okuyucular önümüzdeki günlerde Antroposen Sohbetler’de yayınlanacak söyleşiyi dinlediklerinde burada vermeye çalıştığımız kavramsal bütünlüğü daha iyi anlayabilirler. Kısaca noktalayacak olursak; “yaşam”da istediklerimizi elde etmek için çaba harcarken “yaşam”dan almamak, bilakis yaşama, yani doğaya vermek. Tüketim patolojimizi en aza indirerek iyileşmek ve “ne yapabilirim?” diye sormak geleceğimiz için elzem.

[1] TDK’ya göre fütürist “ Gelecekçi “ anlamına gelmektedir. Dilimize Fransızca futuriste kelimesinden geçmiştir.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf, Mert Günay, utku perktaş

OKUMAYA DEVAM EDİN

Koronavirüs ne zaman kontrol altına alınabilecek?
İzmir depreminde can kaybı 51, çalışmalar sürüyor
Siyasetin futbola derin müdahalesi
  • İran ile ABD’nin Hürmüz pazarlığı ve Fidan’ın BAE ziyareti ne anlatıyor?29 Eylül 2026
  • Kurtulmuş: (Borsa krizi) yolsuzluklar dışında ekonomik güvenlik meselesi28 Eylül 2026
  • Siyasetten ilk fon firesi AK Parti’den: eski bakan Kaya ve yeni sorular27 Eylül 2026
  • Borsa/fon skandalında “Pusula” dosyası açıldı, sıra “Tera” dosyasında26 Eylül 2026
  • Canan Tolon: Beyaz bir sayfa sonsuz ihtimaller barındırır26 Eylül 2026
  • Ömer Koç’tan ABD ve AB’ye İsrail tepkisi: ahlâki inandırıcılığı kalmadı25 Eylül 2026
  • Adalet Bakanı: MASAK’ta FETÖ kaynaklı askeri casusluk yapısı bulduk25 Eylül 2026
  • BM’de konuşurken herkes barışçı. Peki, savaşları kim çıkarıyor?25 Eylül 2026
  • Fon krizinde yeni perde: Erdoğan’ın attığı neşter siyasete uzanacak mı?24 Eylül 2026
  • Fon Krizinde Asıl Soru: Para Nerede, Kim Geri Getirecek?24 Eylül 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP