Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Okul Katliamı Toplumsal Çöküşün Yansımaları

Yazar: Canan Güllü / 16 Nisan 2026, Perşembe / Oda: Siyaset

 

Dün Şanlıurfa’da, bugün (15 Nisan 2026) Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları yalnızca “güvenlik açığı” başlığıyla ele alınamayacak kadar derin, çok katmanlı ve toplumsal bir krizi işaret ediyor. Elbette okulların fiziki güvenliği, giriş-çıkış denetimleri, risk analizleri ve acil müdahale planları hayati önemdedir. Ancak bu olayları sadece kapıya konulacak bir güvenlik görevlisi ya da metal dedektörle açıklamak, meselenin özünü görmemek olur. Çünkü o kapıdan içeri giren şiddet, yalnızca bireysel bir öfkenin değil; uzun süredir inşa edilen bir toplumsal iklimin sonucudur. Bugün kendimize sormamız gereken temel soru şudur: Bir kişi eline silahı alıp bir okulu basma cesaretini, meşruiyetini ve motivasyonunu nereden buluyor? Bu sorunun yanıtı bizi doğrudan toplumsal yapıdaki çözülmelere götürüyor.

Şiddetin sıradanlaştığı, cezasızlığın yaygınlaştığı, hukukun güven vermediği, adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda bireyler kendilerini hak aramanın değil, güç kullanmanın öznesi olarak görmeye başlıyor. Bu noktada şiddet, bir “araç” olmaktan çıkıp bir “dil” haline geliyor. Televizyon yapımlarında, dizilerde ve dijital platformlarda sürekli yeniden üretilen mafya, çete ve güç ilişkileri; erkekliği şiddet üzerinden tanımlayan anlatılar; sorun çözme yöntemini silaha ve zorbalığa indirgeyen senaryolar, bu dilin en güçlü taşıyıcılarıdır. Bu içerikler yalnızca birer kurgu değildir; aynı zamanda toplumsal bilinçaltını şekillendiren, normalize eden ve meşrulaştıran araçlardır. Gençler bu anlatılarla büyüyor, şiddeti bir güç göstergesi olarak içselleştiriyor. Ardından gerçek hayat, bu kurguların sahnesine dönüşüyor

Öte yandan cezasızlık politikaları da bu tabloyu derinleştiriyor. Kadın cinayetlerinde, çocuk istismarında, ev içi şiddette ve organize suçlarda faillerin yeterli yaptırımlarla karşılaşmaması; topluma açık bir mesaj veriyor: “Yaptığının bedelini ödemezsin.” Bu mesaj, yalnızca suç işleyenleri değil, suç işlemeyi düşünenleri de cesaretlendiriyor. Şiddetin bedelsiz kaldığı bir düzende, okulların kapıları ne kadar korunursa korunsun, o kapıya yönelen irade engellenemez. Ekonomik yoksunluk ve derinleşen eşitsizlikler de bu şiddet ikliminin önemli bir parçasıdır. Umutsuzluk, dışlanmışlık ve geleceksizlik duygusu; özellikle genç erkekler arasında öfke birikimini artırıyor. Bu öfke, yönlendirilmediğinde ve sağlıklı kanallarla ifade edilmediğinde, kolayca şiddete evriliyor.

Eğitim sistemi ise tam bu noktada yalnızca akademik bilgi veren bir yapı olmaktan çıkmalı; duygusal dayanıklılığı, çatışma çözme becerilerini ve toplumsal sorumluluk bilincini geliştiren bir alan haline gelmelidir. Kadın cinayetleriyle okul baskınları arasında doğrudan bir bağ kurmak ilk bakışta zor görünebilir. Oysa her ikisi de aynı ataerkil şiddet kültürünün farklı tezahürleridir. Kadınlar üzerinde kurulan tahakküm, erkekliğin güç ve kontrol üzerinden tanımlanması, “haklı şiddet” algısının yerleşmesi; toplumsal şiddetin tüm biçimlerini besler. Kadına yönelen şiddeti önleyemeyen bir sistem, çocukları ve gençleri de koruyamaz. Çünkü mesele bireysel değil, yapısaldır. Bu nedenle çözüm de çok boyutlu olmak zorundadır.

Evet, okullarda güvenlik önlemleri artırılmalıdır. Ancak bununla eş zamanlı olarak; medya politikaları gözden geçirilmeli, şiddeti özendiren içeriklere karşı etkin denetim mekanizmaları kurulmalı, cezasızlık kültürü ortadan kaldırılmalı, hukukun üstünlüğü yeniden tesis edilmelidir. Eğitim müfredatı toplumsal cinsiyet eşitliğini, şiddetsiz iletişimi ve insan haklarını merkeze alacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Yerel yönetimler, sivil toplum ve merkezi idare arasında güçlü bir iş birliği sağlanmalıdır.

En önemlisi de şu gerçeği kabul etmeliyiz: Şiddet, bir sonuçtur. Eğer biz bu sonucu ortadan kaldırmak istiyorsak, onu üreten nedenlerle yüzleşmek zorundayız. Aksi halde her yeni olaydan sonra aynı cümleleri kurar, aynı önlemleri tartışır ve aynı acıları yeniden yaşarız. Bugün Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar, bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Güvenlik yalnızca kapıda başlamaz; toplumun vicdanında başlar. O vicdanı onarmadan, hiçbir kapıyı yeterince koruyamayız. Tehlikenin farkında olmalıyız.

*TKDF Başkanı Canan Güllü’nün yaptığı yazılı açıklamanın tam metnidir.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Kahramanmaraş, okul baskını, Şanlıurfa Siverek

OKUMAYA DEVAM EDİN

Özel’den Bahçeli’ye: “Sizin uygulamalarınız yüzünden Kürtler daha az eşittir”
Yeni adli yılda cumhuriyet savcılıkları ıslah edilir mi, kim ve nasıl?
Bolu faciasında Turizm ve Şehircilik bakanlıklarının payı nedir?
  • Üsküdar Operasyonu: Bu mu temiz siyaset?4 Eylül 2026
  • Erdoğan-Putin şu krizde sadece Rus turistlerle Akkuyu’yu mu konuştu?2 Eylül 2026
  • Düyûnu Umûmiye’den Bugüne: Borcun Bedeli Egemenlik Olmamalı2 Eylül 2026
  • Yargının Melih Gökçek’le imtihanı: suç örgütü soruşturması açılacak mı?1 Eylül 2026
  • Yılmaz Büyükerşen: sıfırdan bir üniversite, yeniden bir şehir kurmak1 Eylül 2026
  • Fidan: Netanyahu canisi artık durdurulmalı. İsrail’e de zarar veriyor31 Ağustos 2026
  • Kazak petrolünde yeni rota: Hazar-Azerbaycan-Türkiye seçeneği31 Ağustos 2026
  • Barışın Önündeki Görünmeyen Tehlike: Savaş Ekonomisi31 Ağustos 2026
  • Kıbrıs-Türkiye seferini yapan feribot battı, ölenler var30 Ağustos 2026
  • 30 Ağustos hem dış hem iç düşmanlara karşı bir zaferdir30 Ağustos 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP