

Siyasetteki yükselişini Melih Gökçek dahil AK Partilileri canlı yayınlarda ustaca alt edişine borçlu Kılıçdaroğlu ile 19 Haziran akşamı Sözcü TV’de CHP’lileri suçlamakta savcıların ötesine geçen Kılıçdaroğlu arasında çok fark vardı.
Acaba Kemal Kılıçdaroğlu Sözcü TV yerine spekülasyon yapıldığı gibi TGRT’ye çıksa kendisi ve yol arkadaşları için daha mı iyi olurdu?
Sözcü TV iyi bir iş yaptı, sözüm onlara değil; hem Kılıçdaroğlu’na söz hakkı verdiler hem de sorulması gereken soruları sordular.
Kemal Bey o söz hakkını kendi avantajına kullanamadı.
Sadece “Ben gelmeseydim de kayyım mı gelseydi?” diye belki şu anda çoğu muhalif seçmenin “Evet” diyebileceği türden dayanaklarının zayıflığından değil.
İletişim akıldanelerinin belki de Trump’tan esinlenen, karşısındakilerin aklıyla alay eden ekran taktikleri nedeniyle de kullanamadı:
⁃ Sorulanları yanıtlama, kendi söylemini tekrarla,
⁃ Soruyu soruyla yanıtla,
⁃ Soranı suçla.
Sonuç ortada.
Siyasetteki yükselişini Melih Gökçek dahil AK Partilileri canlı yayınlarda ustaca alt edişine borçlu Kılıçdaroğlu ile 19 Haziran akşamı Sözcü TV’de CHP’lileri suçlamakta savcıların ötesine geçen Kılıçdaroğlu arasında çok fark vardı.
Nerede “Halkın umudu Kılıçdaroğlu?”
Kılıçdaroğlu örneğin TGRT’ye çıksaydı kendisini daha rahat hisseder, en azından sinirlendiren sorulara muhatap olmaz, muhalif seçmenden bu kadar tepki toplamazdı.
Hadi CHP’ye polis marifetiyle girişi sorulduğunda, “Milletvekili almadılar içeri, onu niye sormuyorsunuz?” demezdi; belki zaten onu sorarlardı.
İBB Davasında tutuklu Fatoş Pınar Aktaş’ın çıplak aramaya maruz kalıp çocuklarıyla tehdit edilmesi ikinci defa sorulduğunda ikinci defa yanıtsız bırakmaz, kuru bir kınamayı esirgemek zorunda kalmazdı. Çünkü , meslektaşlarımızın günahını almayayım, belki o soru hiç sorulmazdı.
Belki Kılıçdaroğlu daha çok, yıllarca “Erdoğan yargısı” dediği hukuk düzeninde İmamoğlu için “aklansın da gelsin” diyebileceği soruları tercih ederdi.
Belki yıllarca yerden yere vurduğu AK Parti dış politikasıyla “millici” ortak zemin arayışı çerçevesinde Osmanlı coğrafyası sorularını tercih ederdi. Oradan Özgür Özel’in CHP’nin yargı üzerinden siyasetten engellenmesini anlatmak için uluslararası temaslarını, Erdoğan’ın söylemine paralel biçimde “Türkiye’yi şikayete gidiyor” söylemine geçiş yapabilirdi.
Olmadı.
Özel mahalle kahvesinde
Kılıçdaroğlu çevresinden son günlerde şunun gibi alaycı sözler geliyor:
⁃ CHP parasıyla ve teşkilatıyla her hafta miting yaparken, mahkeme kararıyla Genel Merkezden polis tarafından apar topar çıkarıldıktan sonra Meclis’e sığındı. Yakında Meclis’te kalmayacak. Eşekten düşmüş gibi mahalle kahvelerinde.
Siyasi kibrin uç örneklerinden olan bu söylemin sahiplerinin“Erdoğan yargısı” dedikleri mahkemelerden çıkan mutlak butlan kararı dışında dayanakları görünmüyor.
Türkiye’nin başbakanıyken 12 Eylül askeri darbesiyle hapse atışan Bülent Ecevit’in DSP’yi beş parasız kurarken kamyonet kasalarında, köy meydanlarında konuşarak tekrar başbakan olduğunu unutuyorlar.
Özgür Özel, Ankara’da Ulus hâlinde de Denizli ‘de mahalle kahvesinde de halkın içinde, onların rızasına sahip görünüyor.
Kılıçdaroğlu mutlak butlan sonrasında ilk TV çıkışında iyi sınav vermedi. Özel ise onu halkın arasına çağırıyor.
Geçenlerde Alpaslan Özerdem YetkinReport’ta çok güzel yazdı: Mahkeme kararıyla yetki alabilirsiniz ama rıza alamazsınız.
Özel, an itibarıyla, aleyhindeki mahkeme kararıyla, bütçesiz ve teşkilatsız kalmış halde Kılıçdaroğlu karşısında seçmen rızasına sahip ve daha güçlü görünüyor.


