Siyaset

17 yıl sonra gelen 19 tutuklama ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun pişmanlığı

BBP’nin kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun 17 yıl önce öldüğü helikopter kazasının FETÖ bağlantılı bir suikast mı olduğu soruşturmasında 19 kişi tutuklandı. Makam odasında asılı bozkurt tablosu önünde görülen Yazıcıoğlu giderek daha ABD karşıtı çizgi benimsiyor ve 12 Eylül öncesinde kullanıldıklarını söylüyordu

Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği şaibeli kazayla ölümünden 17 yıl sonra yeniden açılan soruşturma sonucu gözaltına alınan 27 kişiden 19’unun tutuklandığı 17 Temmuz’da duyuruldu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Yazıcıoğlu’nun 25 Mart 2009’da seçim gezisindeyken Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi yakınlarında dağlık ve karlı araziye düşen helikopterdeki diğer 5 kişiyle birlikte ölümlerinin FETÖ yönlendirmeli bir cinayet olup olmadığını soruşturuyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in soruşturmayı duyurmasının ardından gözaltılar başlayınca, yıllardır güvendiğim bir haber kaynağım aradı. Yazıcıoğlu’yla ilgili bir anısını anlattı. Anlattıkları benim de yıllar önce Radikal gazetesinde kendisinden aktardığım bilgilerle paraleldi ve bana kalırsa Yazıcıoğlu’nun yıllar içinde giderek artan ABD karşıtlığıyla ilgisi olabilirdi.
Hem kaynağımın ismini gizli tutması kaydıyla, ölümünden 6-7 ay öncesine dayanan bu tanıklık hem de benim ondan birkaç yıl öncesine giden söyleşimi aktarmadan önce, özellikle genç kuşaklara Yazıcıoğlu’nun geçmişini kısaca hatırlatmakta yarar var.

Yazıcıoğlu’nun profili

Türkiye’nin 12 Eylül 1980 darbesine bir iç savaş ortamına sürüklendiği yıllardaki belli başlı aktörlerdendi 1954 Sivas, Şarkışla doğumlu Yazıcıoğlu.
Ülkü Ocakları Derneği kapatıldıktan sonra Ülkü Yolu Derneği’nin de başkanıydı. Adı pek çok silahlı eyleme karıştı. 1977’de ODTÜ’deki boykota yol açan kışkırtmanın baş aktörüydü. 1978’de 7 TİP’li gencin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı ve aynı yıl 111 kişinin öldürüldüğü Kahramanmaraş Katliamı’yla ilgili yargılandı, beraat etti. Eylül’de çatıştığı devrimci gençlerle birlikte o da içeri alındı. Onlar gibi o da Emniyet’te ve 7,5 yıl kaldığı Mamak Askerî Cezaevinde işkencelerden geçti.
Hapisten çıkınca Sıkıyönetimce kapatılan MHP’nin devamcısı olarak kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi. Ancak siyasi yasakların halkoylamasıyla kaldırılmasıyla yeniden kurulan MHP’ye katılmadı, 1993’te Büyük Birlik Partisini (BBP) kurup başına geçti. Bunun nedeni Alpaslan Türkeş’in 1992’de Süleyman Demirel ve Erdal İnönü tarafından kurulan DYP-SHP koalisyonuna destek vermesi, SHP’nin ise seçim sürecinde (bugünkü DEM Parti’nin ilk selefi) HEP ile koalisyon kurup üyelerini Meclis’e milletvekili olarak taşımasıydı.

Sivas’ta bir akşam: Başkanı bekliyoruz

Aktaracağım tanıklık 2008 Ağustos ayında Sivas’ta yapılan bir toplantıdan. Türkiye’nin değişik illerinden gelen katılımcılar onurlarına düzenlenen yemeğe davetliydi.
Vali, belediye başkanı, iktidardaki AK Parti’nin il başkanı ve şehrin ileri gelenleri hep oradaydı. Ancak yemek bir türlü başlamıyor, herkes ayakta bekliyordu. Konuklardan biri ileri gelenlerden birine “Neyi bekliyoruz?” diye sordu. O da gidip belediye başkanına sordu ve “Başkanı bekliyorlarmış” yanıtını getirdi.
Bir süre daha beklediler ve “Başkan” geldi; o dönem Sivas Milletvekili BBP lideri Yazıcıoğlu salona girdi, vali tarafından karşılandı ve başköşeye oturtuldu.
Yemek devam ederken Yazıcıoğlu az önce neyi beklediklerini soran konuğa döndü, “Siz ODTÜ’lüymüşsünüz,” dedi.
Konuk “Nereden biliyorsunuz?” deyince, “Araştırdım” yanıtını aldı; “Aynı dönemlerdenmişiz.”

“Ne ODTÜ’ymüş, başa çıkamadık”

Gerçi Yazıcıoğlu Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi mezunuydu ama muhatap olduğu konuk, ODTÜ ile ilgisini biliyordu. 1977’de Demirel başbakanlığında Türkeş ve MSP lideri Necmettin Erbakan tarafından kurulan Milliyetçi Cephe koalisyonu, ODTÜ’yü hizaya getirmek için Hasan Tan’ı rektör atamış, üniversite de buna ayaklanmış, boykot başlamıştı.
Boykotu kırmak için yüzlerce ülkücü militan işçi kadrosunda ODTÜ’ye alınmış, Rektörlüğe yığınak yapmışlardı. Direnişçi öğrencilerden Ertuğrul Karakaya ve İbrahim Baloğlu’nun silahlı saldırılarla öldürüldüğü boykot Hasan Tan’ın istifa ettirilmesiyle sona ermişti.
Konuk renk vermemeye çalıştı, herkes ona bakıyordu. Onun bir şey söylemesine fırsat vermeden Yazıcıoğlu bu defa sohbet tonunda devam etti: “Ne ODTÜ’ymüş! 400’e yakın adam soktuk, yine başa çıkamadık.”
Sonra o yılların pişmanlığını dile getirmeye başlamıştı Yazıcıoğlu: “Kullanıldık. Sağcısı da solcusu da… Amerika kullandı bizi, Gladio kullandı.”

Bedrettin Cömert cinayeti

Gladio, NATO’nun Soğuk Savaş yıllarında üye ülkelerde Sovyetler Birliği’ne karşı “komünizmle mücadele” adı altında örgütlediği asker destekli sivil örgütlenmelerin İtalya’daki adıydı. Diğerlerinde de o adla bilindi ama her ülkede o ülkenin mitolojisinden isimler verilmişti. Örneğin Almanya’da “Kurt Adam”, Yunanistan’da “Altın Post”, Türkiye’de “Ergenekon” gibi; Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’mda daha ayrıntılı yazdım.
Haber kaynağımın aktardığı bu tanıklık, 2005 yılında Yazıcıoğlu ile yaptığım bir söyleşide söyledikleriyle örtüşüyordu. (Ne yazık ki Doğan Grubu’ndan satın aldıktan sonra Demirören Grubu Radikal gazetesinin dijital arşivini kapattı. Neyse ki o gün o manşetten alıntı yapanlar arasında Haber7Com sitesi varmış ve aynen almışlar; oradan bağlantı verebiliyorum.)
O sırada Hava Kuvvetleri Komutanı olan Orgeneral Faruk Cömert’in 1978’de suikasta kurban giden Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Bedrettin Cömert’in kardeşiydi. Ve Komutan, kardeşinin cinayetinin hâlâ çözülemediğinden, MHP davalarında Yazıcıoğlu’nun işaret edildiği imasıyla yakınıyordu.
2005’te bir ağustos sabahı Yazıcıoğlu ile Ankara, Sıhhiye’deki BBP Genel Merkezi’nde bu konuyu görüşmek için randevulaşmıştık.

Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı

Yazıcıoğlu Cömert cinayetiyle hiçbir ilgisi bulunmadığını, zaten adının da bir yanlış anlama sonucu geçtiğini söylüyordu. Görüşme o noktada tıkanıyordu. Ama Yazıcıoğlu’na sorulacak çok soru vardı.
Örneğin, 1996’daki Susurluk kazasındaki ölümüyle ortaya çıkan şaibeli ilişkilerin aktörü Abdullah Çatlı, Ülkü Ocakları’nda Yazıcıoğlu’nun yardımcısıydı. Başkan olarak bunlardan hiç mi haberi olmamıştı. Yanıtı şu oldu:
• “Ülkücüler, kurumsal kimlik olarak, hiyerarşi içinde karar alarak böyle bir eylemi gerçekleştirmemişlerdir. Çatlı ile bağımız Bahçelievler olayında adı geçince koptu. Yurtdışına gitti. Biz de cezaevine girdik. O günden sonra ‘görüşmezdim’ demiyorum ama, şartlar olmadı. Cezaevindeyken haber geldi. Artık yurt dışına çıkmadan önce mi, sonra mı, devlet Çatlı ve çevresindekilerden ASALA’ya yönelik eylem istemiş.
• (‘Devlet kim?’ diye sormam üzerine) O dönem ihtilal yönetimi var; istihbarat birimlerinin istediği söylendi. Diplomatlarımız saldırı altındaysa, devlet tabii ki kendini koruyacaktır, ama bunu meşru güçleriyle yapsın, diye düşündük. Çünkü bize sorguda, mahkemede ‘Devleti korumak size mi düştü?’ diye soruluyordu. Onay vermedik, ama onlar bu işe girdi, hatta (DHKP-C lideri) Dursun Karataş’a yönelik bir teşebbüsleri de oldu.” (Karatal 11 Ağustos 2008’de Almanya’da kanserden öldü)

Türkiye’yi bu sürece ABD soktu

• “Türkiye’nin bu sürece ABD tarafından sokulduğuna inanıyorum. ABD Ortadoğu’da, petrol kaynakları üzerinde etkisini göstereceği bir düzenleme peşindeydi.
O nedenle Türkiye’de tek kişiye dayanan bir yönetim düşünülmüştü. Düşünün ki sıkıyönetim vardı, mahkemeler çalışıyordu. 79’da beni götürdüler, kollarımdan tavana astılar, cereyan verdiler, işkence gördüm. 11 Eylül’e kadar her taraf kan gölüydü, 12 Eylül’de her şey nasıl bitti?
• “Türkiye bir yere sürükleniyordu” derken bir örnek vermek istiyorum. Bize ara sıra bir yerlerden bilgiler, adresler, fotoğraflar gelirdi; işte tehlikelidir, komünisttir diye. Eminim devrimcilere de benzeri raporlar giderdi. Biz bunların nereden geldiğini bilmezdik.
• “Mesela bir ara Beşevler’deki Akademi’de Atilla diye sol görüşlü bir öğrencinin adı hızla yayılmaya başladı camiada. Fotoğraflar geliyor, bilgileri geliyor. Sonra vuruldu o öğrenci. (Şimdi Gazi Üniversitesi olan Ankara İktisadi İdari İlimler Akademisi öğrencisi Atilla Acartürk’ün Şubat 1978’de öldürülüşünden söz ediyor. Tanıklar, Halkın Kurtuluş grubu üyesi Acartürk’ün grup içindeyken, doğrudan kendisine yönelik ateş sonucu öldüğünü söylüyorlar.) Bizim cephede ise, Aydınlık gazetesinde ismi yayımlananların bir süre sonra vurulduğu görülüyordu. Şair İsmail Gerçeksöz böyle öldürülmüştür.”

“Bizim de sorumluluğumuz var”

• “Bizim de sorumluluğumuz var. Ben ‘Bizi cami avlusundan toparlayıp getirdiler, bir şey yapmadık’ demiyorum. Kavga ettik. Kullanıldık kelimesi bana itici geliyor, çünkü sağda da, solda da o dönemin gençliği idealleri uğruna sokağa döküldü, ama istismar edildik. Türkiye’yi, ABD’de ‘Bizim çocuklar yaptı’ denilen 12 Eylül noktasına getirmek isteyenler istismar etti. Sonra baktık, eski siyasetçiler yerlerini almış, ihtilalci askerler dokunulmazlık zırhına bürünmüş, yetkililer soruşturmaya uğramamış. O dönemin tek mağduru, o dönemin gençliğidir, bedeli biz ödedik.”

Mamak hücresinde Nasuh Mitap’la

• “Mamak Cezaevi’nde, hücrede dört kişiydik. Devrimci Yol yöneticisi Nasuh Mitap, Dev-Genç Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, ben ve bir de ODTÜ’lü Fatih diye bir genç. (Nasuh Mitap Devrimci Yol Merkez Komitesi üyesiydi, 11 yıl cezaevinde kaldı, 4 Kasım 2014’te kanserden öldü.) Mehmet Ali bana ‘ODTÜ boykotunu neden kırdınız?’ diye sordu. Ben de ‘Siz neden boykota gittiniz?’ diye sordum. O bana ‘Vietnam katili (Henry) Kissinger Türkiye’ye gelecekti, onun için gittik,’ dedi. Ben, ‘Biz sizin bunu bahane ederek okullarda kontrolü alacağınızı düşünüyorduk’ dedim. Onlar da bizim Amerikancı olduğumuz için boykotu kırdığımızı düşünüp, öyle propaganda yapmışlar. (Mehmet Ali Yılmaz’ın Yazıcıoğlu ile anıları bu bağlantıda.)
• “Okulda boykot yapacaklarına Kızılay’da miting yapsalar Kissinger’a karşı, belki biz de katılırdık. Okulları, mahalleleri, ülkeyi paylaşmadık ama, dört kişi 2,5 metrekarelik bir hücreyi paylaştık.”

Sıradan bir soruşturma değil

Bu tanıklıkları, hiç sevmediğim “Gençler kaldırıldı” yazısı yazmak için paylaşmadım. Kaldı ki, paylaşılan her anının az ya da çok oranda kendini temize çekme dozu barındırdığını tahmin edecek kadar mesleki deneyimim var.
Ama bunları Yazıcıoğlu dosyasının yeniden açılması ve bunun ABD’de yuva bulan Fethullah Gülen örgütüyle bağlantısı çerçevesinde yapılmasının sadece “Geçmişle yüzleşme, faili meçhul cinayetleri aydınlatma” ile sınırlı olmadığını düşündüğüm için yapıyorum. Türkiye-ABD ilişkileri yeni bir dönüm noktasında. NATO Ankara Zirvesi’nden AB ile yeni arayışlara, Rusya ile S-400 pazarlığından Orta Asya ve Orta Doğu’ya yeni nakil koridorları açılmasına dek yeni kurulan yap-boz reminde bir yeri var. Göreceğiz.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

Haluk Levent vakası: hemen her şey hayatın olağan akışına aykırı

İster manşet çıkarmaya çalışan gazeteci olun, ister casusu bulmaya çalışan istihbaratçı, ister hastalığı teşhis etmeye…

21 saat ago

AB’nin ağababaları Yunanistan ve G.Kıbrıs’ı Türkiye’ye karşı kullanıyor

Avrupa Birliği’nin yasama organı olan Avrupa Parlamentosu, 8 Temmuz tarihli oturumunda, “1974 yılındaki Türk işgalinin…

1 gün ago

Ahmedinejad vakası: MOSSAD amacına ulaştı, Tahran’daki rakipleri memnun

İran Savaşı, Temmuz ayının ikinci haftasında yeni bir aşamaya evrildi. Sahada askeri, istihbari, diplomatik, ekonomik…

2 gün ago

Ankara’da Rusya-Çin toplantısı ve Fidan’ın NATO sonrası Ukrayna seyahati

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Sergey Verşinin (*) 16 Temmuz’da ilginç bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Bu…

2 gün ago

Kılıçdaroğlu FETÖ kartını çekti. Özel: Üyeler seçsin, yitiren bıraksın

CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında söz düellosu devam ediyor. Özel’in “Kurultay yoksa yeni…

3 gün ago

Irak–Türkiye petrol davası: tahkimde kaybedilen masada kazanılabilir mi?

Türkiye’nin Irak’a yaklaşık 1,5 milyar dolar tazminat ödeyeceğine ilişkin haberler yeniden gündeme geldi. Paris İstinaf…

4 gün ago