Türkiye’nin tartışmalara da yol açan Artemis uzay projesine katılmaması için kendi içinde mantığı olan gerekçeleri olsa da oyunun dışında kalmamak gerekiyor. (Şekil: X/NASA)
Uzay artık yalnızca bilim insanlarının, astronotların veya savunma planlamacılarının ilgi alanı değil. Küresel ekonomi yeni bir eşiğe yaklaşırken, uzay giderek enerji, iletişim, savunma, yapay zekâ, kritik mineraller ve ileri teknolojilerin kesiştiği stratejik bir ekonomik alan hâline geliyor.
Bu konuya yeniden eğilmemi, stratejik gelişmeleri çoğu zaman erken fark eden Murat Koçak sağladı. İlk bakışta teknik gibi görünen bu tercih aslında önemli bir jeopolitik soruya işaret ediyor. Çünkü mesele Ay’a insan göndermek değil. Mesele, geleceğin uzay ekonomisinin kurallarının bugün kimler tarafından yazıldığıdır.
NASA öncülüğünde geliştirilen Artemis Anlaşmaları hukuken bağlayıcılığı bulunan, klasik bir uluslararası antlaşma niteliğinde değil. Buna rağmen, uzayın barışçıl kullanımı, kaynakların işletilmesi, veri paylaşımı, güvenlik bölgeleri ve uluslararası iş birliği konusunda giderek genişleyen bir normlar bütünü oluşturuyor.
Mauritius’un katılımıyla imzacı ülke sayısı yetmişe ulaştı. Dikkat çekici olan yalnızca ABD’nin başta Avrupalılar olmak üzere müttefiklerinin değil, uzay kapasitesi henüz sınırlı birçok orta ölçekli ülkenin de bu sürecin içinde yer almayı tercih etmesi.
Bunun nedeni açık.
Uluslararası ilişkilerde kurallar çoğu zaman teknolojik olgunluk tamamlandıktan sonra değil, teknolojik dönüşüm sürerken yazılır.
Deniz hukukunda da böyle oldu.
İnternet yönetişiminde de.
Bugün yapay zekâ standartlarında da aynı süreç yaşanıyor.
Uzay da istisna olmayacak.
Türkiye’nin Artemis Anlaşmalarına katılmaması için resmî makamlar tarafından ayrıntılı bir gerekçe açıklanmış değil. Ancak mevcut tablo üç olası açıklamaya işaret ediyor.
1- Jeopolitik denge arayışı: Türkiye son yıllarda Batı ittifakı içindeki konumunu korurken aynı zamanda Çin, Rusya ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de derinleştirmeye çalışıyor. ABD öncülüğündeki Artemis mimarisine katılmamak, bu çok yönlü dış politika yaklaşımının bir uzantısı olarak değerlendirilmiş olabilir.
2- Hukuki ihtiyat: Ay kaynaklarının kullanımı ve güvenlik bölgelerine ilişkin bazı hükümler, uluslararası uzay hukukunda farklı yeni tür sömürgecilik türünden tartışmalara yol açıyor. Rusya ve Çin tepkili. Ankara, daha geniş bir uluslararası mutabakatın oluşmasını beklemeyi tercih ediyor olabilir.
3- Kapasite önceliği: Türkiye’nin uzay programı henüz kurumsallaşma sürecini sürdürüyor. Haberleşme uyduları, gözlem sistemleri, fırlatma teknolojileri ve savunma uygulamaları kısa vadede daha öncelikli görülmüş olabilir.
Bu gerekçelerin her biri kendi içinde makuldür. Ancak bunların hiçbiri başka bir soruyu ortadan kaldırmıyor.
Artemis Anlaşmalarının en önemli tarafı, Ay’a dönüş ya da Mars’a seyahat programı değildir. Daha önemli olan, uzay faaliyetlerinin nasıl yönetileceğine ilişkin ortak ilkeleri bugünden şekillendirmeye başlamasıdır.
Yarın Ay’daki kaynakların işletilmesi, uzay madenciliği, özel sektör yatırımlarının hukuki statüsü, yörünge güvenliği ve uzay trafiğinin yönetimi gibi konular küresel ekonominin sıradan başlıkları hâline gelecek.
Bu alanlarda söz sahibi olmak yalnızca teknolojik kapasiteyle değil, normların oluştuğu süreçlere katılmakla mümkündür.
Uluslararası sistem bunun sayısız örneğini sunuyor.
Kurallar yazılırken masada bulunan ülkeler, ekonomik rekabet avantajını uzun yıllar koruyabiliyor.
Artemis Anlaşmalarına katılmak tek başına bir ülkeyi uzay gücüne dönüştürmez.
Asıl belirleyici unsurlar; araştırma kapasitesi, üniversiteler, özel sektör, sermaye, mühendislik altyapısı ve sürdürülebilir teknoloji yatırımları olacaktır. Ancak uluslararası yönetişim mekanizmalarının dışında kalmanın da görünmeyen bir maliyeti vardır. Çünkü geleceğin ekonomik düzeninde yalnızca teknoloji geliştirenler değil, teknolojinin hangi kurallarla kullanılacağını belirleyenler de avantaj sağlayacaktır.
Türkiye’nin uzun vadeli çıkarı, farklı güç merkezleri arasında seçim yapmak değil; mümkün olan her platformda ulusal çıkarlarını temsil edecek diplomatik ve teknolojik kapasiteyi oluşturmaktır.
Asıl soru artık Ay’a gidip gitmeyeceğimiz değildir.
Asıl soru, uzay ekonomisinin kuralları yazılırken Türkiye’nin masada bulunup bulunmayacağıdır.
İspanya’nın Arjantin’i 1-0 yenerek 2026 Dünya Futbol Şampiyonu olmasına en anlamlı kutlamalardan biri Gazze’deydi. Filistinliler…
“Bu Trump’a mı?” diye sorarken, Ankara hiç duymak istemese de 2018’de Rahip Andrew Brunson’un tahliyesi…
"Pedallamaya devam. Ben yelken, kürek sporcusuyum. Bisiklet sporcusuyum. Üzerimdeki kıyafet spor kıyafetidir. Sporu spor kıyafetiyle…
Suriye’de savaş gerçekten sona erdi mi? Askerî çatışmaların büyük ölçüde azalması, ülkenin artık barış dönemine…
Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçirdiği şaibeli kazayla ölümünden 17 yıl sonra yeniden açılan soruşturma sonucu gözaltına alınan…
İster manşet çıkarmaya çalışan gazeteci olun, ister casusu bulmaya çalışan istihbaratçı, ister hastalığı teşhis etmeye…