

Latince, “Casus belli” ifadesinin Türkçedeki tam karşılığı “savaş nedeni”. Devletler ilan ettikleri savaşları veya başlattıkları silahlı çatışmaları gerekçelendirmek için “casus belli” ifadesini kullanıyorlar. (Foto: Ekran Görüntüsü)
“Casus belli” Latincenin uluslararası hukuk diline kazandırdığı yüzlerce kelimelerden biri. Türkçede yazıldığı şekilde telaffuz edildiğinde tamamen farklı bir anlam çıkıyor. Maalesef anlı şanlı televizyon sunucularının, değerleri kendinden menkul strateji analistlerinin bazıları ünlü dedektif “Mike Hammer” romanlarındaki gibi casusu aramaya devam ediyorlar.
Casus belli mi?
Latince, “Casus belli” ifadesinin Türkçedeki tam karşılığı “savaş nedeni”. Devletler ilan ettikleri savaşları veya başlattıkları silahlı çatışmaları gerekçelendirmek için “casus belli” ifadesini kullanıyorlar. Tarihte, 1914 yılında Arşidük Franz Ferdinand’ın Belgrad’ta öldürülmesi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından Birinci Dünya savaşının,1939 yılındaki Almanya ile Polonya arasındaki sınır çatışmaları da Nazi Almanya’sı tarafından ikinci Dünya savaşının çıkmasında “casus belli” olarak gösterildi.
Türkiye’de ise “casus belli” Türk-Yunan ilişkileri ve Ege’deki karasularının genişletilmesi bağlamında sıkça duyduğumuz bir terim. Son dönemde Yunanistan’da Türkiye’nin SAFE’e (Avrupa Birliğinin savunma sanayiini geliştirmek ve stratejik özerkliğini artırmak için başlattığı program) katılmasını engellemek çabalarıyla; Türkiye’de ise Yunanlı siyasilerin karasularını 12 mile çıkartma hakkı bulunduğuna ilişkin açıklamalarıyla bağlantılı olarak yeniden gündeme gelmeye başladı.
Peki, nedir bu Türkiye’yle Yunanistan arasındaki “casus belli”nin aslı? Gelin yakından bir bakalım.
Atina’nın 12 Mil Kararı
Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin üçüncü maddesi sahildar devletlere 12 mili aşmamak kaydıyla karasularını belirleme hakkı vermektedir. Bu hüküm her ülke için otomatik karasuları genişliği olarak öngörülmemiştir. Sözleşme’nin diğer maddelerinde devletler arasında uyuşmazlık halinde uygulanacak yöntemler de gösterilmektedir.
Yunanistan Parlamentosu, 10 Aralık 1982 yılında imzaladığı Deniz Hukuku Sözleşmesini 1 Haziran 1995 yılında üç maddelik bir kanunla uygun bulurken “casus belli” tartışmasına neden olan aşağıdaki paragrafı dahil etti.
- “Yunanistan, onaylanan Sözleşmenin üçüncü maddesinin onaylanması babında herhangi bir zamanda karasularını 12 mil mesafeye kadar vazgeçilmez şekilde genişletme hakkına sahiptir. İç yasal düzende bu hakkın uygulanması ve karasularıyla ilgili diğer hükümlerin olduğu kadar, sınırdaş bölgeyle ilgili hükümlerin uluslararası deniz trafiği geçitleri ve ülkemizin bu sözleşmenin uygulanması manasında konuyla ilgili olarak yaptığı yorum beyanı, kıta sahanlığı, denizde bilimsel araştırma, deniz çevresinin muhafaza ve korunması ve işbu kanunla onaylanan sözleşmenin diğer bütün hükümlerinin tatbik ve icrası için Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine ilgili kararnameler yayınlanır.”
Ankara’nın 12 Mil Yanıtı
Ankara, Yunanistan Parlamentosunun hamlesine, bir hafta sonra, Türkiye Büyük Millet Meclis’inin 8 Haziran 1995 tarihinde güçlü bir yanıt verdi; Atina bir hesap hatası yapmamalıydı.
O tarihlerde Dışişleri Bakanlığında” Denizcilik ve Havacılık Dairesi Başkanlığı” görevini yürüten merhum Büyükelçi Deniz Bölükbaşı’nın “Dışişleri İskelesi” kitabında TBMM’ne iletilen metni kendisinin kaleme aldığını ifade ediyor. TBMM’nin 8 Haziran 1995 tarihli, 19. Dönem Genel Kurul toplantılarının 121. oturumunda, TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin oy birliğiyle şu karar açıklandı:
- “Türkiye-Yunanistan arasında ortak deniz olan Ege’deki dengeler, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşmasıyla kurulmuştur. O tarihte her iki ülkenin karasuları, 3 deniz mili olarak belirlenmişti. Bu durumda, milli hükümranlık dışındaki açık deniz alanları Ege’nin yüzde 70’ini oluşturmaktaydı.
- “Yunanistan, 8 Ekim 1936 tarihinde karasularını 6 deniz miline çıkararak Ege’nin yüzde 43,68’ini, yani yaklaşık yarısını egemenliği altına almıştır. Ancak 1964 tarihinde 6 mile çıkarılan Ege’deki Türk karasuları ise, Ege’nin yaklaşık yüzde 7’lik bölümünü kapsamaktadır. Ege’nin yarısı halen açık deniz statüsünde bulunmaktadır.”
Kategorik Bir Reddiye
- “Yunanistan, son olarak Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin esas itibariyle açık denizler ve okyanuslar için belirlenmiş bazı hükümlerinden yararlanarak karasularını 12 mile çıkarmak isteğini ortaya atmıştır. Bu durum gerçekleştiği takdirde Yunanistan Ege denizinin yaklaşık yüzde 72’sini egemenliği altına sokmuş olacaktır.
- Bir yarımada olan Türkiye’nin dünya denizlerine ve okyanuslarına Yunan karasularından geçerek ulaşmasına yol açacak böyle bir durumu kabul etmesi asla düşünülemez. Türkiye’nin Ege’de hayati menfaatleri vardır.
- “TBMM, Yunanistan Hükümetinin Lozan’la kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege’deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayati menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine, askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve Dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar verilmiştir.”
“Monşerler” İşi Sağlam Tutmuş
Casus belli’nin geçmişi böyle.
TBMM başkan vekillerinden rahmetli Kamer Genç’in başkanlık ettiği birleşimde kabul edilen açıklamanın altında aralarında Abdullah Gül, Abdülkadir Ateş, Hasan Korkmazcan ve Hüsamettin Özkan gibi siyasi simaların yer aldığı, Mecliste grubu bulunan sekiz partinin grup başkan vekilinin imzaları bulunuyor.
“Eski Türkiye’nin” Dışişleri Bakanlığındaki “monşerler”, işi sağlam tutmuş, duyduk duymadık kalmasın diye açıklamayı 23 Haziran 1995 tarihinde BM Güvenlik Konseyi belgesi olarak yayınlatarak kayıtlara da geçirmiş. (A/50/256,S/1995/505)
Yunanistan Parlamentosu’nun kararı hem gereksiz hem de teknik açıdan hatalıydı.
Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni bir maddelik bir kanunla onaylamak varken Sözleşmenin üçüncü maddesinde kayıtlı bir hakkın tekrarlanması, Yunanistan’a Türkiye’yi tahrik etmekten başka bir şey getirmemiştir.
Maksat Hasıl Oldu
Yunan Anayasasına göre ülke sınırlarında bir değişikliğe gidilmesi için parlamento kararı gereklidir, bu düzenleme kararnamelere bırakılamaz. Nitekim Yunanistan geçen yıl Mora yarımadasının güneyinde karasularını 12 mile çıkarırken parlamento kararı arandı.
TBMM’nin 8 Haziran 1995 tarihli, açıklamasının hiçbir yerinde “casus belli” veya “savaş” sözcükleri yer almıyor; aksine dostluktan söz ediliyor. Ama sağladığı caydırıcılık Yunanistan’ın bugüne kadar Ege’de bir emri vaki yapmasına engel olmaya yetti.
Yunanistan sürekli olarak Türkiye’yi kastederek ülkesine tehdidin Doğu’dan geldiği söylüyor. Böylelikle hem Batı’yı hem kendi halkını kandırıyor. “Türkiye tehdidi” algısıyla silahlanmasına gerekçe yaratmaya çalışıyor. Bu bakımdan TBMM Açıklamasını “casus belli” olarak isimlendirmek bir anlamda Yunanistan’ın Türkiye’yi saldırgan bir ülke olarak göstermek emeline hizmet etmektir, ekmeğine yağ sürmektir.
Son Günlerdeki Kışkırtmalar
Son günlerde paradoksal bir şekilde hem Yunanistan’da hem Türkiye’de hükümetlerin Ege’de izledikleri politikalara yönelik eleştiriler artıyor. Geçen hafta Yunan parlamentosunda üç milletvekilinin önerisiyle dış politika konusunda özel oturum düzenlendi.
Oturumun başlığına bakar mısınız? “Dış politikada zemin kaybı ve Hükümetin ulusal çıkarları ilgilendiren konulardaki sessizliği”.
Oturum sırasında muhalefet milletvekillerince Hükümetin 6 mile çakılıp kaldığı, Türklerin tahriklerine göz yumduğu, Mavi Vatan teorisinin Türkiye’de okulların müfredatına dahil edildiği, Yunanistan’ın egemenlik haklarının ihlallerine hükümetin sessiz kaldığı gibi ağır eleştiriler yöneltildi. Başbakan Kriyakos Miçotakis’in Şubat’ın ilk yarısında Yüksek Düzeyli Koordinasyon Kurulu toplantısına katılmak üzere, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın davetiyle Türkiye’ye gidişi sorgulandı.
Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapertritis, bu eleştirilere cevaben Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkarmak hakkına sahip olduğunu, şartların elverdiğinde bu hakkını kullanacağını dile getirdi. Başbakan Miçotakis ve Savunma Bakanı Nikos Dendias daha sonra benzer ifadeler kullandı.
Türkiye Neden Sessiz Kalıyor?
Benzer şekilde Türkiye’de de bir kesim, Hükümeti Yunanlı yetkililerin iddialarını cevapsız bırakmakla suçluyor. TBMM devreye girsin, yeni bir bildiri yayınlasın gibi parlak fikirler ortaya atanlar var.
Oysa Yunanistan 30 senedir aynı söylemi kullanıyor. Yunan Liderlerinin beyanlarında yeni bir unsur yok. Yunanistan’ın Türkiye’nin uluslararası ortamda görünümünün tavan yaptığı, Trump’ın her iki cümlesinin birinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a methiyeler düzdüğü bir dönem… Bu dönem, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkmak için aradığı elverişli şartları yaratmaktan çok uzak. Durduk yere TBMM’yi tekrar devreye sokmak sanki Türkiye kendine güvenmiyormuş gibi bir izlenim yaratır, 8 Haziran 1995 açıklamasının caydırıcılığını azaltır.
İlla bir “casus” aranıyorsa aslında “casus belli”. Her iki tarafta da gerginlikten medet uman siyasetçiler ve medyanın onları tahrik eden, prim veren kesimi.


