

İran’a saldırının önlenmesi için uğraşamak, sonuç alınsa da alınmasa da, doğru ve gerekli. Trump yönetiminin Venezuela ile başlayan, Grönland talebiyle devam eden küresel zorbalama siyasetinin dikensiz gül bahçesi olmayacağını göstermek anlamına geliyor. (Şekil: X/ChinaPulse)
Türkiye’nin, ABD’nin İran saldırısını önleyebilmek için elinden geleni yaptığını söylemek mümkün. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan günlerdir ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile yalnızca Suriye ve Gazze konuşmuyor, İran da konuşuyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile bir hafta arayla ikinci telefon görüşmesinde kendisini İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telekonferans yoluyla da olsa görüştürmeyi önerdiği haberi var.
Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, Suriye’de SDG ile çatışma ortamı durulmamış ve içeride Terörsüz Türkiye süreci kritik aşamadayken, Türkiye’nin doğu komşusu İran’da İsrail siparişli ABD saldırısı ve savaşı görmek istememesi doğal. Bunu önlemeye çalışması da zorunlu.
Bu konuda yalnız da değil. Örneğin Suudi Arabistan ve İsrail’le İşbirliği öngören İbrahim Anlaşmalarının kurucularından BAE, ABD’nin saldırısı halinde hava sahalarını kullandırtmayacaklarını İran’a bildirdiler. Fidan da dün her iki ülkenin dışişleri bakanlarıyla görüştü; İranlı Abbas Arakçi Türkiye’ye geliyor.
ABD’nin Derdi Demokrasi Değil
Bütün bunlar Trump’ın İran koşullarını kabul etmezse Venezuela’dan beter vuracağı, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in de Trump’ı dünyanın dört bir yanında buna pişman edeceği tehditleri altında cereyan ediyor.
Peki, ABD’nin talepleri ne?
Örneğin, şimdiye dek (iddialar korkunç boyutlara ulaşsa da, az çok güvenilir kaynaklara göre) 5 binden fazla insanın öldürüldüğü protesto gösterilerine müdahalenin kesilmesi mi? İslam Cumhuriyetinin serbest seçimlere geçmesi mi?
Hayır, dört talepten ikisi İran’ın nükleer programı, biri roket programı, biri de vekil savaşlarına son vermesi üzerine; yani aslında hepsi İsrail’in talepleri.
Peki, ABD’nin dünyanın bu bölgesindeki önceliği İsrail olduğuna göre ve ABD bu kadar silahı ve askeri haftalardır Ortadoğu’ya yığdığına (ki sırf bu iş bile milyarlarca dolar tutar) göre, Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin İran saldırısını önleme çabaları tutar mı?
Nasrettin Hoca’nın “Ya tutarsa?” fıkrası gibi değil elbette ama Trump sözkonusuysa her şey mümkün: karşılığında ne alacağına bağlı.
Macron’un Nafile Girişimi
Türkiye’nin ABD ile İran liderlerini görüştürme önerisi, tutsa da tutmasa da denenmemiş ihtimal bırakmama çerçevesinde önemli. Dışişleri ekibiyle birlikte Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna deneyiminden ders çıkarması önemli.
Yoksa ciddi çuvallamalar da oluyor. Fransa-SDG örneği bunlardan biri. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 27 Ocak’ta Dışişleri Bakanı Noel Barrot’nun Ankara ziyareti kesinleşmişken bir kurnazlık yapmak istemiş. Daha önce 25 Ocak’ta SDG lideri Mazlum Abdi ile anlaşarak, onu Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile telefonda görüştürmek istemiş. Hesap edemediği zaten Şara’nın Abdi’yi istediği zaman Şam’a çağırıp görüşebildiği ve şu an askeri açıdan avantajlı olduğu.
Fransız Le Point dergisinin patlattığı habere göre, SDG lideri hatta beklerken Macron, Şara’yı arıyor ama cevap gelmiyor, Elysée Sarayı öfke patlaması geçiren Cumhurbaşkanı nedeniyle birbirine giriyor.
Trump Kararını Değiştirir mi?
Suriye’ye gelince…
Trump’ın aynı gün önce Şara, sonra Erdoğan’ı araması, Kongre’de İsrail ve Yunanistan lobisi destekli Senatör Lindsay Graham’ın “Kürtleri Kurtarın” yasası girişimiyle bağlantılı. (Aynı günlerde İsrail parlamentosunda da bir Kürt lobisi kurulmasının tartışılması dikkat çekici.) “IŞİD’i kendi askerimizin burnu kanamadan SDG’yi savaştırarak yendik, Kürdistan kurduramadık, hiç değilse ortada bırakmayalım” demek istiyor Graham. Trump da ekibinden olan Graham’ın hatrını kırmamış aramış.
Trump, Graham istedi diye kararını değiştirir mi? Yanıt İran’la aynı: karşılığında ne aldığına bağlı.
Şu anda Trump için Şara ve Erdoğan’la işbirliğinden daha güçlü bir Suriye senaryosu görünmüyor. Trump’ın devreye girmesiyle muhtemelen Kobani, Haseki ve Kamışlı da yumuşak geçişle sonuçlanacak. Yumuşak geçişler Türkiye’nin lehine, kesinlikle dikkatlerin üzerinde kalmasını tercih edecek PKK’nın aleyhine.
ABD’nin İran tehdidi ciddi. Muhtemelen vuracak. İran’a saldırının önlenmesi için, sonuç alınsa da alınmasa da uğraşmaksa doğru ve gerekli. Bu, İran’daki baskıcı mollalar rejimini onaylamak anlamına gelmiyor. İsyanın kanla bastırılması çok acı, müdahale ve savaşa psikolojik zemin olarak kullanılması da öyle. Ama Trump yönetiminin Venezuela ile başlayan, Grönland talebiyle devam eden küresel zorbalama siyasetinin dikensiz gül bahçesi olmayacağını göstermek anlamına geliyor.
Türkiye’nin iç barışı açısından önemli olansa hem PKK’nın silahlı tehdit olmaktan çıkmasıyla Kürt sorununa Meclis çatısında siyasi çözüm bulunması, hem de Türkiye’nin çevresindeki yangının yayılmaması için çalışmak. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” siyasetinin önemini yeniden idrak ettiğimiz günlerdeyiz.

