

Adalet Bakanı Gürlek’in hakkındaki iddialara doyurucu yanıt vermemesi, hafifsemesi siyaset ve yargı kadar kendisine de zarar verebilir.
Akın Gürlek 11 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından göreve getirilmesinden bu yana geçen bir buçuk ayda Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan Adalet Bakanı oldu. Gürlek’in yargı kariyerinde olduğu kadar siyasi kariyerinde de dönüm noktası olan İmamoğlu davasında geri çekilen itirafnamelerden artık MHP’nin de müdahil olduğu tapu-malvarlığı iddiaları gündemde.
Gürlek bunlara aldırmıyor. Hafife alıyor. AK Parti bünyesinden kendisine beklenebilecek desteğin gelmemesini de -şimdilik- elinde bulunan fiilen sınırsız güçle umursamıyor. Hayli tartışmalı kadrolaşması buna dahil.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın -şimdilik- açık desteğiyle hedefine kilitlenmiş füze gibi işini yapıyor. Erdoğan’ın, belirlediği hedeflerin rotasından santim şaşan füzeleri daha havadayken kendisinin imha ettiği, ettirdiği örnekleri görmek istemiyor belki de. Siyaset, yargı, bürokrasi ya da medya dünyası onlarca örnekle dolu.
Gürlek’in hafife aldığı ama dışarıdan bakınca hem yargıya hem siyasete hasar verip kendisini de hızla yıpratabilecek sınamalar var karşısında.
Gürlek’in Önündeki İki Önemli Sınama
Gürlek’in başyapıtı sayılan “Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” davasında, iddianamede itirafları yer alan tanıklardan şimdiye dek -ayı zamanda ifade verenlerden dördü ifadelerine mahkemede sahip çıkmadı, ya da 24 Mart’ta ifadesini “serbest bırakılacağı vaadinde bulunan savcıların” baskısıyla verdiği iddiasında bulunan Murat Kapki gibi geri çekti.
Duruşmalar ilerledikçe, o dönem Gürlek’in üst yönetiminde çalışan savcıların tutukluluğun devamı ve hatta aile üyelerini de tutuklama tahdidiyle ifade almaya çalıştığı, aldığı başka örnekler de çıkabilir. Gürlek artık İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı değil, ama Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun başında, bu da onun başlattığı davalarda görevli savcı ve hâkimlerin üzerinde psikolojik baskı unsuru olarak algılanıyor.
Tapular ve Nasıl Alındıkları
CHP’nin Gürlek’in başsavcılık döneminde ortaya atmaya başladığı mal varlığı iddiaları Adalet Bakanlığı’nı devralmasından itibaren bir kampanyaya dönüştü. Bakan Gürlek, CHP lideri Özgür Özel’in güncellenmiş değerini 452 milyon olarak öne sürdüğü 11 ve 1 arsayı devlet memuru maaşıyla nasıl edindiği sorusuna kesin yalanlamayla yanıt verdi ve 4 evi olduğunu doğruladı.
Ancak Özel, o listede yer almayan ve Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı’na atanmasından bir hafta önce son taksiti ödenen, Adalet Bakan Yardımcılığı döneminde alınmış görünen evi sordu. Gürlek yalanlamakla yetindi.
Bunun üzerine CHP Meclis Grup Başkanvekili Murat Emir her gün o evleri hangi parayla, nasıl aldığını sormaya başladı. Bunun üzerine AK Parti’ye yakın Yeni Şafak gazetesi “Emir emlâk zengini” haberi yayınladı. Mir buna malvarlığı dökümünü X hesabından yayınlayarak yanıt verdi ve Gürlek’ten de aynısını beklediğini söyledi.
Özel 24 Mart’ta bir iddia daha ortaya attı: Gürlek’in ev satın aldığı Türkerler Grubu’nun bir davasında şirket lehine karar verdiğini öne sürdü.
MHP de “Açıkla” Dedi
Tartışmaya Cumhur İttifakı’nın MHP kanadı da aynı gün müdahil oldu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin danışmanı ve MHP çizgisindeki Türkgün gazetesi başyazarı Yıldıray Çiçek, “Akın Gürlek’in tapuları ve Özgür Özel’in kara propagandaları” başlıklı yazısında, Özel’in “İmamoğlu’nu kurtarmak için”, Adalet Bakanına saldırarak “kara propaganda” yaptığını öze sürdü, ancak şu önemli çağrıda bulundu:
• “Özgür Özel’in Akın Gürlek hakkındaki tapu iddialarının İBB’ye yönelik yolsuzluk ve rüşvet davasına gölge düşürmemesi için, Akın Gürlek’in kapsamlı bir basın toplantısı düzenleyerek tapu kayıtları ve e-Devlet verileri üzerinden kamuoyunu ayrıntılı şekilde bilgilendirmesi gerekmektedir.”
• “Ne İBB dosyası gölgelenmeli ne de Akın Gürlek’in hukuk adamlığına gölge düşürülmelidir. Bu nedenle herkes sorumluluğunu yerine getirerek gerçeğin, adaletin ve hukukun tecelli etmesini sağlamalıdır.”
Özel, CHP Meclis Grubu’na aynı konuşmasında bir iddia daha ortaya attı: AK Parti içinden Gürlek’in malvarlığına dair ihbarlar geliyordu; başka ihbarlar da geliyordu. “Bana değil kendi genel başkanınıza gönderin, ben zaten biliyorum” diye topu Erdoğan’a attı.
Tartışma kolay biteceğe benzemiyor.


