

ABD Başkanından sonra Rusya Cumhurbaşkanının da Pekin ziyareti, dünyanın dikkatini Çin’in güçlü ve zayıf yanlarına çekti. Fotoğraf Çin lideri Şi’nin Rusya lideri Putin’i 20 Mayıs’taki Pekin seyahatinde bir sergiyi gezdirmesinden. (Foto: Aleksandr Kazakov/Sputnik/Pool)
Dünya enerji dengeleri bugün yeniden şekilleniyor. ABD Başkanı Donald Trump’tan sadece birkaç gün sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Pekin ziyareti dışarıdan bakıldığında Moskova ile Pekin arasındaki stratejik ortaklığın daha da derinleştiği görüntüsünü veriyor.
Sayıları 40’e varması beklenen 20 anlaşma imzalanıyor, liderler “sınırsız ortaklık” söylemini yineliyor, Batı’ya karşı ortak duruş mesajları veriliyor.
Ancak perde arkasındaki gerçek çok daha karmaşık.
Çin hâlâ enerji güvenliği konusunda kırılganlığını aşabilmiş değil. Rusya ise Ukrayna savaşı sonrası kaybettiği Avrupa pazarının yarattığı ekonomik baskı altında yeni çıkış yolları arıyor.
Putin’in Pekin’deki asıl hedefi yıllardır konuşulan “Power of Siberia 2” doğal gaz boru hattı için Çin’den kesin siyasi ve finansal onay almak. Çünkü Kremlin artık gazını batıya değil doğuya satmak zorunda.
Şi Cinping’in Acelesi Yok
Ancak Çin lideri Şi Cinping (Xi Jinping) acele etmiyor.
Çin yönetimi Rusya’nın sıkışmış durumunun farkında. Avrupa pazarı büyük ölçüde kapanmış durumda ve Moskova’nın alternatif müşterileri sınırlı. Bu nedenle pazarlık gücü bugün belirgin biçimde Pekin’in elinde.
Amerikalı stratejist Dmitri Alperovitch’in dikkat çektiği gibi: “Rusya sermayesini tüketiyor. Putin’in Power of Siberia 2’yi inşa edecek parası yok.”
Nitekim bugün hâlâ proje için nihai yatırım kararı alınabilmiş değil. Fiyatlandırma modeli, finansman yükü ve uzun vadeli kontrat şartları konusunda taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları sürüyor.
Yeni Moskova-Pekin Dengesi
Savaş öncesinde Avrupa’ya yılda yaklaşık 150 milyar metreküpün üzerinde gaz satan Rusya, bugün eski ekonomik ağırlığını kaybediyor. Avrupa’ya boru gazı ihracatı dramatik biçimde düşerken Kremlin’in enerji stratejisinin merkezine Çin yerleşiyor.
Bugün mevcut Power of Siberia hattı üzerinden Çin’e yaklaşık 39 milyar metreküp gaz akıyor. Planlanan ikinci hat ise yılda 50 milyar metreküp ek kapasite öngörüyor.
Ancak burada dikkat çekici olan nokta şu: Rusya bu projeye Çin’den çok daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Moskova artık enerji alanında eşit ortak değil; giderek Çin’in hammadde ve enerji tedarikçisi konumuna sürükleniyor. Kremlin bunu yüksek sesle kabul etmese de ekonomik gerçekler giderek daha görünür hale geliyor.
Çin ise Rusya’ya tamamen bağımlı hale gelmek istemiyor.
Pekin’in stratejik kültüründe tek bir tedarikçiye aşırı bağımlılık ciddi güvenlik riski olarak görülüyor. Bu nedenle Çin bir yandan Rus gazını artırırken diğer yandan Katar LNG’si, Orta Asya boru hatları, Afrika yatırımları ve deniz üstü LNG terminallerini genişletmeye devam ediyor.
Çin’in Korkusu Enerji Damarları
Çin bugün dünyanın en büyük enerji ithalatçısı.
Günde yaklaşık 16 milyon varil petrol tüketiyor. Bunun yaklaşık 11 milyon varili ithalatla karşılanıyor. Yerli üretim ise günlük yaklaşık 4,3 milyon varil seviyesinde kalıyor.
Doğal gaz tarafında da tablo benzer. Çin’in toplam gaz tüketimi 2025 itibarıyla yaklaşık 430 milyar metreküpe yaklaşırken, bunun önemli bölümü LNG ve boru hattı ithalatıyla karşılanıyor. Çin geçen yıl yaklaşık 79 milyon ton LNG ithal ederek dünyanın en büyük LNG alıcısı konumunu korudu.
Sorun şu ki bu enerjinin büyük kısmı hâlâ deniz yollarına bağımlı.
– Malakka Boğazı, (*)
– Güney Çin Denizi,
– Hint Okyanusu
– Hürmüz Boğazı…
Pekin’in stratejik kâbusu tam da burada başlıyor.
Pekin ve Malakka ikilemi
Pekin yıllardır “Malakka İkilemi” olarak bilinen bu kırılganlığı aşmaya çalışıyor. Çünkü olası bir kriz anında ABD donanmasının deniz yollarını baskı altına alabilmesi Çin ekonomisinin en hassas damarını hedef alabilir.
Enerji akışı yavaşladığında yalnızca rafineriler etkilenmez.
– Sanayi üretimi düşer
– İhracat baskı altına girer,
– Tedarik zincirleri bozulur
– İşsizlik artar,
– Toplumsal istikrar sarsılır.
Ve Komünist Parti’nin en büyük korkusu tam da budur.
Washington’un Görünmeyen Gücü
Çin’in sorunu yalnızca deniz yolları değil. Washington bugün enerji akışlarını sadece askeri gücüyle değil; finans sistemi, dolar hakimiyeti, deniz sigortacılığı, LNG ticareti, tanker taşımacılığı ve SWIFT altyapısı üzerinden de etkileyebiliyor.
Yani mesele yalnızca uçak gemileri değil.
Enerji ticaretinin finansmanı da büyük ölçüde Batı merkezli sistemlerin kontrolünde kalmaya devam ediyor.
Bu nedenle Çin enerji güvenliğini yalnızca ekonomik mesele olarak görmüyor. Bu artık doğrudan ulusal güvenlik meselesi.
– Kuşak-Yol girişimi,
– Pakistan koridoru,
– Orta Asya boru hatları,
– Afrika’daki kritik maden yatırımları,
– Rusya ile yakınlaşma,
– Hatta Arktik rotalara duyulan ilgi, hepsi aynı büyük stratejinin parçaları.
Pekin aslında Amerikan deniz üstünlüğünü çevrelemeye çalışıyor.
Ama Çin Çaresiz Değil
Çin elbette tamamen savunmasız değil. Tam tersine, tarihin en büyük enerji dönüşüm programlarından birini yürütüyor.
Bugün dünyadaki güneş ve rüzgâr yatırımlarının büyük bölümü Çin’de gerçekleşiyor. Nükleer kapasite hızla büyüyor. Elektrikli araç dönüşümü agresif biçimde destekleniyor. Stratejik petrol stokları genişletiliyor. Kaya gazı ve yeni nesil derin gaz sahaları geliştiriliyor.
Ancak bütün bu hamlelere rağmen Çin hâlâ tam anlamıyla enerji bağımsızlığına ulaşabilmiş değil.
Son İran krizi sırasında Pekin’in petrol ithalatını sert biçimde azaltması ve stok kullanımına yönelmesi de bu kırılganlığı yeniden ortaya koyuyor. Mayıs ayında Çin’in petrol ithalatı günlük yaklaşık 6,6 milyon varile kadar gerileyerek son on yılın en düşük seviyelerinden birini görüyor.
Bu durum aslında çok şey anlatıyor: Çin yükseliyor olabilir, ama hâlâ rahat değil.
Yeni Büyük Oyun
21.yüzyılın büyük güç mücadelesi artık yalnızca teknoloji, yapay zekâ veya ticaret savaşı değildir.
Asıl mücadele;
– Enerji akışlarını,
– Kritik deniz yollarını,
– Lojistik koridorları,
– Finans sistemini,
– ve tedarik zincirlerini kimin kontrol edeceği üzerinedir.
Bu yüzden Türkiye’nin önemi de artıyor.
Orta Koridor ve Türkiye
Pekin’in Kuşak ve Yol stratejisi çerçevesindeki Orta Koridor projeleri, Hazar geçişli enerji hatları, Karadeniz gazı, Doğu Akdeniz, LNG terminalleri ve yeni lojistik ağlar önümüzdeki dönemde yalnızca ekonomik değil, jeopolitik değer taşıyacak.
Çünkü yeni dönemde yalnızca enerjiye sahip olanlar değil, enerji akışını yönetenler de güç sahibi olacak.
Ve enerji güvenliği olmayan bir süper güç aslında tam anlamıyla özgür değildir.
Not:
(*) Malakka Boğazı, Hint Okyanusu’nda, kuzeyinde Malezya, güneyinde Endonezya arasındaki 805 km uzunluğunda dar bir deniz koridorudur. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri bu boğazdan geçer.


