Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

İstanbul’un 1600 yıllık tarihi Londra sergisinde: Tarih perspektifi

Yazar: Murat Yetkin / 08 Kasım 2026, Pazar / Oda: Hayat, Siyaset

Koç Topluluğu’nun 100’üncü yılı çerçevesinde Londra’da açılan “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisi kültürel ve tarihsel zenginliği birleştiriyor.

Rehberimiz Victoria and Albert Müzesi’nin loş salonuna girerken biri uyarıyor: “Lütfen fotoğraf çekerken flaş kullanmayın.” Yüzyıllar sonra ilk kez bu kadar kamuya açık sergilenen, eni bir buçuk metreden biraz kısa (132,3 cm), boyu üç buçuk metreden biraz fazla (378,5 cm), altın iplikle ağır ipek kumaştan, yaklaşık sekiz yüz yıllık muhteşem bir tablo var karşımızda. Rehberimiz bunun 1261 yılında Bizans İmparatorluğu bünyesindeki güdük devletlerden İznik “Eş İmparatoru” Sekizinci Mihalis tarafından Cenova Cumhuriyetine, aynı yıl imzalanan barış anlaşmasına verdiği desteğin anısına gönderilen armağan olduğunu anlatırken, işlemedeki bazı ayrıntılar dikkatimizi çekiyor.
Korkunç ayrıntılar.
Din adamlarının, imparatorluk görevlilerinin, azizlere sunulan hediyelerin arasında gürzlerle dövülen esirler, dev kazanlarda kaynatılan, çarmıha gerilmiş parçalanan bedenler, inanılmaz işkence sahneleri…
Anlatılan, hem kilisenin zenginliklerini halka dağıttığı için Roma Valisi tarafından ızgara üzerinde yakılarak öldürülen Aziz Laurentius’un hem de İstanbul’un İstanbul olmazdan önce, Konstantinopolis, ya da Konstantiniyye zamanında, 1204 yılında uğradığı Latin işgalidir.
Zafer ve hezimet, zulüm ve ihtişam tarihin iki yüzüdür.

“Latin külahı görmektense…”

Venedik Doç’u Enrico Dondolo komutasındaki 4’üncü Haçlı Seferi’nde, güya Kudüs’ü kurtarmak için yola düşen orduların gözü, yol üstündeki Konstantinopol’un zenginlikleriyle kamaşır. Belki de amaç baştan Kudüs’ü gösterip Konstantinopol’u vurmaktır. İnanılmaz bir kıyım, tarihin gördüğü en büyük yağmalardan biri yaşanır. Şark’ın hazineleri Garp’a taşınır; Venedik’in gasp ettikleri Rönesans’ın mali temellerini atacaktır. Bu yüzden, çok sonra, 1453’te Fatih Sultan Mehmet Konstantiniyye surlarına dayandığında, şehrin Marmara’ya bakan surlarını savunan Grandük Lukas Notaras’a atfen “Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim” sözü çıkmıştır.
İpeğe işlenmiş, Cenova’daki Aziz Agostino Müzesi’nden ödünç alınmış bu müthiş belge, Koç Topluluğu’nun 100’üncü yıl dönümü çerçevesinde 7 Kasım’da Londra’da, Victoria & Albert Müzesi’nde ziyarete açılan “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisinde yer alıyor. Serginin tanıtım gösterimi için Topluluk’un davet ettiği bir grup gazeteciyle birlikte, bugüne dek bir araya getirilmemiş olan 200 kadar eserin sergilendiği turdayız.
İki salon ötede Fatih Sultan Mehmet’in 1408’de Gentile Bellini tarafından çizilmiş muhteşem portresi var.

Konstantinopolis’ten İstanbul’a

Ömer Koç, Yavuz Sultan Selim’in kaftanı önünde.

Sultan İkinci Mehmet “Fatih” sıfatını 29 Mayıs 1453’te Konstantiniyye’yi fethettiği için almıştır.
Osmanlı hanedanının yönetiminde Türk devleti Konstantinopolis’ten İstanbul’a geçişle imparatorluk olarak anılmaya başlamıştır.
O tarihe dek Türkler zaten Güneydoğu Avrupa’yı topraklarına katmaya başlamıştı. İstanbul, devletin Asya topraklarıyla Avrupa topraklarını birleştirdi.
Doğunun yükselen hükümdarı Fatih, Doğunun ve Batının “kayzeri” sıfatıyla Batı’dan tanınmayı beklemekteydi; fiziki olarak Türklerin neye benzediği de dahil. Venedik’ten “iyi portre çizen bir ressam” göndermelerini istedi. İslâm’daki insan sureti çizme tabusunu yıkma isteğini de gösteriyordu. Küresel bir halkla kamu diplomasisi hamlesiydi. Bellini’yi gönderdiler. Ortaya da bir Türk hünkârının çizilmiş ilk portresi çıktı; o da Londra’daki National Gallery koleksiyonundan sergiye dahil edilmiş; gerçekten önemli bir çaba.
Koç Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç şöyle ifade ediyor:
• “Yüzyıllar boyunca burada üretilmiş ve bugün dünyanın dört bir yanındaki müze ve koleksiyonlarda korunup sergilenen sanat eserleri, İstanbul’un kültürel mirasının evrensel niteliğine ve kalıcı etkisine şahitlik ediyor. Bu eserler hep birlikte bir dayanıklılık, yenilenme ve kültürel canlılık hikâyesi anlatıyor. Bu hikâye, Konstantinopolis’ten günümüz Türkiye’sinin İstanbul’una uzanan bir yolculuktur. Sergi, İstanbul’un eşsiz zamansızlığını gösteren üstün sanat eserlerini bir araya getiriyor.”

İngiliz Kralı’na altın tabancalar

Fatih’in farkı Osmanlı’nın gerileme devrindeki portre çalışmalarında farkını gösteriyor. 1747’de Birinci Mahmud devrinde, tahta Üçüncü Mustafa öncekileri tanısın diye Abdurrahman Bistami tarafından çizilen gravürde, dini gerekçelerle sultanların yüzleri ve elleri resmedilmemiş, yüzlerinin yerine gül figürü konmuş.
İnsanlar da yönetimler de kendilerini en güçlü saydıkları noktada inişe geçmeye başlar; doğanın ve matematiğin kuralıdır.
Gerilemenin eşiğinde Osmanlı Hanedanı artık Batı’yı muhatap alıp büyükelçi göndermeye başlamıştı.
Üçüncü Mustafa, 1789 Fransız Devrimi’nin sarsıntıları altındaki İngiltere Kralı Üçüncü George’a büyükelçisi Yusuf Âgâh Efendi aracılığıyla bir çift altın tabanca göndermiş. Kraliyet Koleksiyonu’ndan sergi için getirilen altın tabancaları izlerken, 2026 NATO Zirvesi’ne gelen liderlere Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın altın işlemeli tabanca hediye etmesi geldi aklıma; gelenekte yeri olduğu anlaşılıyor.
Yüzyıllar geçtikçe Doğu ve Batı’nın İstanbul üzerinde birleştiğini, V&A Müzesi’nin Ortadoğu Koleksiyonları Başküratörü Tim Stanley ve sergi küratörü Bella Radenoviç tarafından hazırlanan Konstantinopolis’ten İstanbul’a sergisinde adım adım hissediyorsunuz.
Osman Hamdi Bey’in İstanbul’da günlük hayatı anlatan harika tablosuyla saptanıyor bu.

Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyete

Bizans kendisine Bizans demiyordu.
O Avrupalı oryantalistlerin sonradan taktığı isimdi.
Bizans kendisine Roma diyordu. Muhteşem eserler yaptılar. Ayasofya tek başına yeter gerçi ama saraylar, su kemerleri, anıtlar…
Bizans, gerçek Roma olarak Batı Kilisesi’nin, Katolik Kilisesi’nin kontrolündeki Batı Roma’yı değil, Ortodoks Kilisesi’nin kontrolündeki kendisini görüyordu.
Biz de Diyâr-ı Rum demişiz, hâlâ da kullanıyoruz.
Konstantinopolis’i İstanbul yapıp bugüne getiren iki lider vardır: onu alan Fatih Sultan Mehmet ve onu bırakmayan, işgalden kurtaran Mustafa Kemal Atatürk.
Bu da 1600 yılın bir başka özetidir.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Bizans, İstanbul, Koç Topluluğu, Konstantinopolis, Ömer Koç, Victoria & Albert V&A

OKUMAYA DEVAM EDİN

Aşırı hava olaylarına hazır mıyız?
Kadınların öfkesi, İran’ın açmazı: 100 gün geride kaldı
Ağır fatura hem Kılıçdaroğlu hem Akşener’e çıkar
  • İstanbul’un 1600 yıllık tarihi Londra sergisinde: Tarih perspektifi8 Kasım 2026
  • COP31 İklim Zirvesi: Dünya ısınıyor, diplomasi sadece vaat üretiyor8 Kasım 2026
  • Her devrim çocuklarını yer ama AK Parti iktidarını kendi çocukları yiyor8 Kasım 2026
  • Fon Krizi: Kimler bu Cumhurbaşkanının “hiç ummadığı kişiler”?5 Kasım 2026
  • BM Genel Sekreterliği Adayı Büyükelçi Sinirlioğlu’nun Vizyonu5 Kasım 2026
  • ABD seçimleri: Trump fena kaybetti. Türkiye nasıl etkilenir?4 Kasım 2026
  • Gürlek: Üst bürokrasiye sızılmış. Kimse makamına güvenmesin.3 Kasım 2026
  • Fon krizi üzerine sosyal medyada dolaşan demirden leblebi gibi sorular3 Kasım 2026
  • Volkswagen’in Türkiye’ye dönüş işareti Made-in-Europe umudu olabilir mi?2 Kasım 2026
  • Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreterlik rakibi kuzu kılığında kurt mu?2 Kasım 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP