Rahşan Ecevit’in vefatını öğrenince hafızamda canlanan görüntülerin en çarpıcısı, onunla yaptığım bir söyleşi sırasında birlikte tanık olduğumuz bir olaydı. Ecevitlerin Oran mahallesindeki mütevazı evindeydik. Rahşan Hanımla siyaset konuşacaktık; çünkü aslında bir siyasetçi eşi olmanın çok ötesinde, hep perde arkasında durmayı tercih etmiş etkili, bir dönem siyasi kararlara yön vermiş bir siyasetçiydi. Bülent Ecevit’in neredeyse eşi olmaktan çok yoldaşıydı.
Konuşma bölünmesin diye cep telefonumu kapatmıştım. Hava güzel olduğunu için bahçede yaptığımız söyleşi bitip içeri girerken, evin telefonu çaldı. Rahşan Hanım, “Hayır, Bülent, görmedik” gibi bir yanıt verdi. Bülent Bey ısrarla televizyonu açmasını istiyordu; o da açtı. Ekranda bir uçağın New York’taki ikiz kulelerden birine çarpışını gösteriliyordu. Diğerine henüz saldırılmamıştı. Tarih 11 Eylül 2001 idi. El Kaide’nin ABD’ye saldırısını canlı yayında izledik bir süre; küresel gerilla savaşı başlamıştı.

Rahşan Ecevit etkisi

Rahşan Ecevit’le yapılmış söyleşilerin çoğu, Bülent Bey ile (“Elele Büyüttük Sevgiyi” şiiriyle simgelenen) romantik evlilikleri, siyasetin karmaşası bir yana kendilerine (kedileriyle birlikte) kurdukları iki kişilik dünya, dünya nimetlerinde gözü olmadan kendi yağıyla kavrulan hayatları gibi konular üzerinde oluyordu. Biz o gün Rahşan Ecevit’le, deyim yerindeyse “damardan siyaset” konuşmuştuk. Siyasete bakışı, kendi siyaset serüveni, örgüt ve parti anlayışı, bunun gibi konular… Kolay değil, Türkiye Cumhuriyetiyle yaşıt Rahşan Ecevit, siyasetteki 44’üncü yılındaydı o yıl; merak edenler söyleşiyi okuyabilir buradan.

Ecevitlerle şahsi tanışıklığım 1981 yılına gidiyordu. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ardından 1981’de çıkarmaya başladıkları ilk siyasi haftalık dergi Arayış’ta başlamıştım gazeteciliğe. Bülent Ecevit siyasetten yasaklı olduğu için bütün siyasi faaliyetin Rahşan Hanım üzerinden yürüdüğünü gözlemleyebiliyordum. Bülent Ecevit, İstiklal Savaşı kahramanı İsmet İnönü’yü seçimle alt edip lideri olduğu, dağlara taşlara “Karaoğlan” yazdırıp iktidara taşıdığı CHP’den kopma kararı aldığında, Demokratik Sol Parti’yi (DSP) kuran Rahşan Ecevit olmuştu. Daha önceki yıllarda CHP’nin kırsal örgütlenmesine yardımcı olmak ve bir ölçüde “Halkçılık” ideolojisine teorik destek vermek üzere Köylü Derneği’ni kuran da oydu.
Türkiye’de siyasette kadının adının, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Behice Boran dışında anılmadığı yıllardı; Tansu Çiller, Leyla Zana gibi kadın siyasetçiler henüz görünür değildi. Rahşan Ecevit’in siyasetteki etkisi ise biliniyordu; kimse onu Bülent Ecevit’ten ayrı bir siyasi kimlik olarak düşünmese de, etkisi biliniyordu.

Ecevit’i siyaseten de kıskanmak

Rahşan Hanım Bülent Bey’i sadece eşi olarak değil, yoldaşı olarak da kıskanırdı. Kendi kurdukları DSP içinde dahi herhangi bir siyasetçi, en yakın kurmayları arasında dahi olsa, üzerinde etki kurabileceğine inandığı isimler Bülent Ecevit’e fazla yakınlaştığında, Rahşan Hanım’ın koruma kalkanına çarpardı. Ecevit’in Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın Ecevitlerin evine girememesine dek varan uyumsuzluk, Ecevit’in mali krizden çıkmak için davet ettiği Kemal Derviş’ten duyulan rahatsızlık, DSP’nin dağılmasının ve neticede Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan AK Parti’yi iktidara taşıyan 2002 erken seçimlerine gidilmesindeki etkenlerdendi. Bir başka etken de, daha sonra “Benim istediğim bu değildi” diyeceği “Rahşan Affı” olmuştu. Onun baklava çalan çocukları affettirme isteğiyle başlayan çalışma, koalisyon ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bastırmasıyla terör eylemlerine karışmış bazı isimlerin de serbest kalmasına yol açmıştı.
Neticede 3 Kasım 2002 gecesi DSP Genel Merkezine giden dört gazeteci olarak (diğerleri Fikret Bila, Can Dündar, Mehmet Çetingüleç) kimselerin kalmadığı binada Ecevitleri yine baş başa bulmuştuk.
Ecevitlerin parti ilişkilerine siyasi miyopluk olarak yansıyan bu “biz bize” tercihi Ecevitlere aslında geçmiş dönemlerde başka hatalar da yaptırmıştı. 1994 yerel seçimlerinde (tabii Deniz Baykal’ın CHP’si ve Murat Karayalçın’ın SHP’sinin de kendi adaylarında inat edip merkez-sol oyları bölmesiyle) Ankara ve İstanbul belediye başkanlıklarının Melih Gökçek ve Tayyip Erdoğan’a, adeta hediye edilmesi bu örneklerdendir. Keza, Gaziantep’te baklava çalan iki çocuğa verilen ceza tartışmasıyla başlayıp, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bastırmasıyla siyasi terör eylemlerine karışmış isimlerin de serbest kalmasıyla sonuçlanan ve “Rahşan Affı” diye bilinen af yasası da AK Parti’nin 2002 seçimlerini almasında rol oynamıştı.

Bir dönemin sonuna doğru

Bülent Ecevit’in 2006 yılında vefatı ardından Rahşan Ecevit siyasetten çekilmedi. İleri yaşına rağmen DSP’yi yönlendirmeye, bir siyaset aktörü olarak öne çıkarma çalışmasına devam etti. Ancak DSP’nin toplumda karşılığı kalmamış, merkez-sol, laik ve cumhuriyetçi seçmen yeniden CHP’ye dönmüştü. Rahşan Ecevit’in sağlık sorunlarının öne çıktığı son birkaç yılda DSP yönetimi, neredeyse sadece CHP karşıtlığı nedeniyle -2019 belediye seçimlerinde görüldüğü üzere- AK Parti’ye örtülü destek verme çizgisine geldi.
Rahşan Ecevit, Mehmet Çetingüleç’le “Rahşan” kitabı için yaptığı söyleşide, aslında siyasete girmeyip Bülent ile tek odalı bir evde şiir ve resimle uğraşarak yaşamayı tercih edeceğini söylemişti. Mali durumu kötü olmayan, iyi eğitimli, iki şehirli genç olarak onları siyasete iten, etraflarında gördükleri yoksulluğa tahammül edememeleri, o konuda bir şey yapma istekleri olmuştu. Onları bu hayata iten de siyasi romantizm olmuştu yani. Belki artık siyasi romantizm döneminin de sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Türkiye’nin yakın dönem siyaset tarihinde dönüm noktası sayılan fotoğraflardan birisi de, 12 Eylül darbesiyle devrilen Başbakan Süleyman Demirel ve eşi Nazmiye Hanımın, ana muhalefet lideri Bülent Ecevit ve Rahşan Hanım’la birlikte Hamzaköy askeri üssüne zorla götürüldükten sonra çekilen fotoğraftır. O fotoğraftan 17 Ocak 2019 itibarıyla hayatta olan kalmadı. Türkiye siyasetine bir dönem yön vermiş isimlerden, kadın siyasetçilerin öncülerinden, Türkiye Cumhuriyetiyle yaşıt Rahşan Ecevit, tedavi görmekte olduğu Gülhane askeri hastanesinde 97 yaşında vefat etti.

Bülent ve Rahşan Ecevit, Nazmiye ve Süleyman Demirel 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Hamzakoy’da gözaltındayken.

Bir Cevap Yazın