Ali Kayalar

Gazeteci

Suudi prens bin Salman’ın 2017 yılındaki Beyaz Saray ziyaretinden.

“Annemi, kız kardeşimi ve erkek kardeşimi katleden ben, Pierre Rivière.”

Babasına kötü davrandıkları gerekçesiyle ailesini vahşice öldüren Normandiya köylüsü Pierre Rivière’nin hapishane günlüğü böyle başlıyor. Michel Foucault ve arkadaşlarının “19. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti” başlığı altında topladığı, günlükten ve diğer belgelerden oluşan kitap cinnet, suç ve ceza tartışmaları için hala iyi bir referans.

“Anamı kesen ben…” diyen kabadayı narasını anımsatan bu evlerden ırak cümle, bir Kemal Sunal filminde dâhi karşınıza çıksa tüyleriniz diken diken olur.

Muhammed bin Salman aslında epeydir, eski yandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018 Ekim’inde İstanbul’da katledilmesinden bu yana sessizdi. Aile üyelerini içeri tıkmaktan, iddialara göre işkenceden geçirmekten de çekinmediği az çok dünyanın malumu fakat veliaht prens ciddi bir imaj tazeleme nadasına yatmıştı.

Suudi Arabistan’ın sözüm ona modernleşme yanlısı fiili lideri, geçtiğimiz cuma gününden beri, bir “gözü kara hamleler” silsilesiyle dünya gündemine tekrar girdi.

Kabaca hatırlayalım, önce amcası Prens Ahmed ve eski veliaht prens Muhammed bin Nayef de dahil olmak üzere çok sayıda kraliyet ailesi üyesini gözaltına aldırdı. Bin Salman, zaten 2017’de Nayef’in tacını zorla elinden alıp rakibini ev hapsine yollamıştı. Veliaht prens olduktan kısa süre sonra 200 kadar zengin işadamını ve kraliyet ailesi üyesini bir yolsuzluk soruşturması gerekçesiyle Riyad’daki Ritz Carlton otelinde kapattı. “Sarayda darbe” diye yorumlanan konsolidasyon hamlesinden birkaç ay sonra, Mart 2018’de bin Salman Beyaz Saray’daydı. Kendisiyle poz veren ABD Başkanı Donald Trump, üzerinde uçak ve helikopter fotoğrafları olan bir kartonu kameralara göstererek Suudilere 12,5 milyar dolarlık silah satış anlaşmasının tamamlandığını, 7,5 milyar dolarlık anlaşmanın yolda olduğunu anlatıyordu.

Bağımsız Suudi yargısının marifetlerini yansıtmaktan kaçınmayan şeffaf Suudi basını sayesinde, bu kez de maskeli özel tim üyelerini soyluların evine baskına yolladığını öğrendik!

Yurtta sulh konusunu böyle halleden bin Salman, zaten dünya barışı hatırına uzun süredir Yemen, Suriye ve Libya’daki savaşların bir parçası. Geçen hafta ise cihanda sulh perspektifini genişleterek Rusya ile amansız bir petrol fiyatı savaşına girdi.

Çarşı nasıl karıştı?

Aslında her şey, 6 Mart’ta Viyana’da yapılan OPEC ve OPEC’le beraber hareket eden ülkeler toplantısında başladı. Rusya, Suudilerin fiyatları artırmak için getirdiği üretim düşürme önerisini kabul etmeyince çarşı karıştı.

Suudi Enerji Bakanı Abdulaziz bin Salman, petrol üretimini dünyada günlük 1,5 milyon azaltma kararı alınmasını istediği ve yükün büyük kısmını üstlenmeyi vaat ettiği toplantıdan çıkışta “Bekleyin, sürpriz var” demişti. Suudiler, 24 saat içinde üretimini bilâkis artıracaklarını ilan ettiler. Üstelik Çin’e de özel bir indirim yaptılar. Hem koronavirüs darbesiyle sarsılan piyasalar çöktü, hem de petrol fiyatları Rusya’nın “ulusal güvenlik meselesi” olarak gördüğü bir seviyenin çok altına indi. Brent petrolün varil fiyatını yüzde 30’a varan bir düşüşle 31 doların altına düştü. Sonrasında gelen küçük toparlanma ateşi söndürmedi.

Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir’e göre Suudi politikası sürdürülebilir değil.

Sözcü gazetesine verdiği röportajda “Ama diğerlerinin ekonomilerinin daha erken çökeceğini hesap ettiler” diyen Pamir, fiyatlardaki düşüşün Türkiye’deki tüketici fiyatlarına, örneğin doğal gaz faturalarına yansımasının birkaç ay alabileceğini söylüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel dönüşünde benzinde 60 kuruş, motorinde 55 kuruş indirime gidileceğini söyledi.

Peki bin Salman bunu nasıl yapıyor? Elinde Aramco adında dev bir oyuncak var. Suudi Arabistan’ın devlet petrol şirketi geçen yıl sonunda nihayet gerçekleştirebildiği halka arz sonrasında 2 trilyon dolarlık bir değer olarak hesaplandı. Dünyanın en büyük halka açık şirketi.

ABD nasıl kazanacak?

Şimdi piyasalar Rusya’nın karşı hamlesini beklerken, sürece biraz daha “uzaktan” bakalım.

Atlantic Council’in Küresel Enerji Merkezi’nin direktörü Randolph Bell ve küresel enerji güvenliği başkanı Richard Morningstar ortaklaşa yaptıkları bir yorumda konuyu daha iyi anlamak için “enerji üretimindeki artışın ABD’nin uluslararası duruşunu nasıl güçlendirdiğine ve böylelikle küresel pek çok ilişkiyi nasıl yeniden şekillendirdiğine” bakmamızı öneriyor.
Rusya’nın OPEC’e uymama kararını ise “Washington’un elini güçlendirecek” bir hamle olarak değerlendiriyorlar.

Hatta daha fazla üretmeye aç Rus enerji sektörünün, artışla ABD’nin maliyetli kaya gazı (shale gas) üretimini cezalandırmayı amaçladığını, böylelikle Nord Stream 2 projesi ve Venezuela’da Rosneft şirketiyle yaptığı işbirliği nedeniyle getirilen Amerikan yaptırımlarına karşılık vermek istediğini söylüyorlar. İşin bizi ilgilendiren boyutlarından biri de ABD’nin, Avrupa’ya Rus gazını Ukrayna’yı baypas ederek taşıyan bir diğer proje olan Türk Akımı’nın büyümesine de yaptırım tehdidiyle karşılık vermesi.

Atlantic Council’in iki tecrübeli ismine göre, Ruslar ülkelerinde artan Suudi yatırımlarından da rahatsız. Aslında ABD’deki üretim artışının bir dönem için Rusya ile Suudi Arabistan’ı yakınlaştırdığı söylenebilir. İşte şimdi bu ilişki çözülüyor ve Atlantic Council’e göre ABD şirketleri de başlangıçta “acıyı hissedecek” ama kaya gazı güçlüklerin üstesinden gelme kabiliyetini kanıtladı bile ve Amerikan petrol endüstrisi bu işten kârlı çıkacak.
Şimdi Suudi hamlesinin Amerikan komplosu olduğunu söylemek indirgemecilik olur.

Fakat şu an Kasım ayındaki seçimde karşısına kimin çıkacağını merakla bekleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın konuya nasıl bir tepki verdiğine bakabiliriz. Tabii ki yine derinlikli bir twit atarak: “Tüketiciler için iyi oldu. Benzin fiyatları düşüyor.”

Kaya gazı üreticilerin gönlünü almayı da seçimden sonraya bırakmaz muhtemelen.

Pierre Rivière, kendisini savunurken açık bir kadın düşmanlığıyla babasının “acılarına son verdiğini” söyler. Uluslararası ilişkiler ve siyaset, psikanaliz alegorilerine en uzak konular olabilir. Fakat Amerikan hâmiliğinde bir saltanat süren veliaht prensin Rusya Ana’ya son salvosunun, başı sıkıştığında babası gibi koltuğunun altına sığındığı Trump’ın da bazı sıkıntılarını giderdiği açık. Dün de petrol savaşlarını ve “bazı kritik bölgesel meseleleri” telefonda görüştüler.

Bu kazan-kazan ilişkisi kapsamında, CIA dâhil tüm Amerikan istihbaratı bin Salman’ın Kaşıkçı cinayetindeki rolüne işaret ederken, Trump “Bana cinayetin benle alakası yok dedi” diyerek paralı silah müşterisine duyduğu güveni teyit etmişti. Keşke bin Salman da suçunu her ayrıntısına kadar itiraf eden Rivière kadar açık olabilseydi. En azından dostu Trump’a karşı…