Avatar

Gazeteci-Yazar

Kadın cinayetlerini protesto edenler sokakta polis tarafından hırpalanırken kürsüye bakanlarıyla birlikte çıkan Erdoğan, konuşmasının istediği yerinde alkış gelmediği için sitem ediyordu. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

21 Temmuz. Kadınlar sokakta üniversiteli Pınar Gültekin’in öldürülmesini protesto ederken polis tarafından hırpalanıyordu. Kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesine attığı imzayı nasıl geri alacağını düşünen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin iki yıllık değerlendirme toplantısında konuşuyordu. Şimdiye kadar kendisinin de ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de yere göğe sığdıramadığı Sistem hakkında manevra işareti veriyordu: “Daha iyisini, daha efdalini, daha güzelini bulduğumuzda her türlü değişime gönlümüz de siyasetimiz de açıktır.” Orada bir yarım es veriyor, alkış bekliyor. Alkış gelmiyor. Bir yarım es daha veriyor. Neyse ki oradaki bir görevli alkış işareti yapıyor ve alkış geliyor salondan. Cumhurbaşkanı alınıyor bu duruma, sitem ediyor: “Yani söylemesek, alkışlamayacaksınız.”
Şimdi, orada iki ihtimal var. Ya konuşmasını kimse doğru dürüst dinlemiyor ve nasıl olsa biri alkış başlatır diyordu ya da düne kadar en mükemmel sayarak alkış tuttukları sistemin değişeceğine inanamıyorlardı.
Ama hakikaten, Erdoğan neye alkış bekliyor ki?

Hakikaten, neyin alkışlanmasını?

Erdoğan alkış bekliyor ama öyle herkesin kafasına göre değil, onun beklediği yerde gelecekse gelmeli alkış, bunu da öğrenmiş olduk. Alkış gelmediğinde Cumhurbaşkanının da canı sıkılıyor haliyle. Metin yazarlarının işi artık daha zor, salondaki alkış başlatıcılarla senkronize olmaları gerekiyor.
Erdoğan’ın bu sözleri aslında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adını verdikleri ve bütün kararların tek kişinin kararıyla alındığı bu sistemin işlemediğinin itirafı gibi.
Evet, tam da Türkiye’nin egemenliğinin tanındığı Lozan Antlaşmasının yıldönümü olan 24 Temmuz’a denk gelen Ayasofya Camii’nin yeniden ibadete açılması sorasında bol alkış ve dua alacak Erdoğan.
Ama ya sonra?
Sonrası kolay değil. Örneğin, üçer aylık uzatılan işten çıkarma yasağı bittiğinde görülecek gerçek işsizlik tablosu karşısında Ayasofya hayalinin gerçek olması daha ne kadar alkış ve dua alabilir? Ya da Merkez Bankası döviz rezervinin eksiye düştüğü ve turizmden beklenen nakit gelirinin hayal olduğu haberleri karşısında? Değişik görüşlerden 101 ismin 20 Temmuz bildirisini okudunuz mu? Bazıları bir kaç yıl öncesine dek Erdoğan”a alkış tutan, bazıları ondan samimiyetle ileri demokrasi bekleyen isimlerdi.

Kadınların âhı kötü tutar

Erdoğan yıllarca kadınlardan daha çok oy aldı. Örtünen kadınlar artık onun sayesinde üniversitelere, iş yerlerine engellenmeden girebiliyor, çalışabiliyordu. Ama Medeni Kanun’un getirdiği miras gibi, nafaka gibi resmî nikahtan doğan haklarını kullanmaya alışmış kadınlardan bu haklarını geri almaya çalışmak o kadar kolay değil. Onlara, kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmesinin onların yararına olduğunu anlatmak kolay değil. Evli oldukları erkeğin dayağını yedikten sonra yere batasıca erkek töreleri adına, “aile birliğini korumak” adına sabretmeleri gerektiğini anlatmak kolay değil.
O kadınların hepsi bir daha Erdoğan’a oy verir mi? Erdoğan aslında bunu gayet iyi görmeye başladı. Kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın da yöneticisi olduğu KADEM, baskılar karşısında İstanbul Sözleşmesini sahiplenmeyi bıraktı ama gelen haberlere göre içinde tam uyum yok. Sadece öteden beri kadın-erkek eşitliğini savunan dernekler değil, AK Partili kadınlar da dernekleri aracılığıyla ya da birey olarak Erdoğan’a ve eşi Emine Hanım’a mektuplar yazıyor, randevu talebinde bulunuyorlar. AK Parti’de bir kadın hakları çatlağı baş göstermiş durumda.

Erdoğan bunu neden yapıyor?

Yaygın inanç, AK Parti tabanındaki erimeyi durdurmaya çalışan Erdoğan’ın tarikat ve cemaatlerin oy şantajı altında olduğu. Sadece onlar mı? Bu açığı gören, İstanbul’un taksiciler mafyasına kadar her çıkar grubu oy şantajı yapmaya kalkışıyor Cumhurbaşkanı’na.
Çatlayan başka şeyler de var. MHP’de Bahçeli’nin Erdoğan ve AK Parti’ye avukatlığı belli ki Parti içinde huzursuzluk kaynağı. Çin Seddi önünde bozkurt uluma taklidi yapacak kadar koyu ülkücü Cemal Enginyurt’un çıkış bile değil, sitemine Bahçeli tarafından kesin ihraç talebiyle karşılık verilmesi bunun son örneği. Enginyurt geri adım atsa da MHP Ordu İl Yönetimi istifa etti.
Çünkü artık ne AK Parti seçmeni alternatifsiz ne de MHP seçmeni. AK Partililer için Gelecek ve Deva Partileri de İYİ Parti de bir seçenek. MHP’liler için de öyle. Hal böyleyken Erdoğan ideoloji silahını, AK Parti tabanını tutmak, hem de alternatif parti tabanlarını yeniden AK Parti’ye çekmek amacıyla sonuna dek kullanacağı izlenimi veriyor. Yani ortam daha da sertleşebilir.
O aşamada Erdoğan’ın arzu ettiği cümle arasında mı gelir alkış, istediği coşku düzeyinde gelir mi, ya da alkış gelir mi? Onu beraber yaşayıp göreceğiz.