Avatar

Gazeteci-Yazar

Beyrut’ta meydana gelen patlama üzerine pek çok komplo teorisi üretiliyor ama gerçek bambaşka bir yerde gibi görünüyor; en azından şimdilik. (Foto: Bir görgü tanığı)

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta 4 Ağustos’taki patlama arkasında İsrail ajanları olduğundan Çin ajanları olduğuna, orada Hizbullah silahları saklandığından, yangının bir roket atışıyla başladığına dair pek çok haber, pek çok da komplo teorisi okudunuz bugüne dek. Bir de buradan okuyun istedim Beyrut’ta olanları.
Beyrut’taki Türkiye Büyükelçisi Hakan Çakıl o gün saat 18.00 gibi yüksek bir apartmanın üst katlarındaki resmî konutundayken siren sesleri duydu. Camdan bakınca, fazla değil 1 kilometre kadar uzaktaki liman bölgesindeki yangını gördü. Önce önemsemedi, yangın Beyrut’ta rastlanmayan bir şey değildi. Ama birkaç dakika sonra dumanlar kızıl-kahverengine döndü ve büyümeye başladı. Kısa süre sonra, saat 18.08’de de o feci patlama meydana geldi. Büyükelçi patlamayı konuttaki hasarla, yaralanmadan atlatmıştı ama 7 Ağustos akşamı itibarıyla patlamada 156 kişi ölmüş, 6 binden fazla kişi yaralanmış, 300 bin kişi evlerinden olmuştu.

Havai fişek fabrikasından mı sıçradı?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 7 Ağustos’ta Ayasofya’daki Cuma namazından çıkarken elde patlamaya dair hiçbir kanıt olmadığını söyledi. Doğruydu. Kanıt bulunamıyordu. Patlamanın olduğu depo adeta erimiş deniz 100 metre çapında bir koy gibi rıhtımın o bölümünü içine çekmişti. Ancak Ankara’ya ulaşan son bilgiler liman bölgesindeki bir havai fişek fabrikasında çıkan bir yangının (siyah dumanlar) amonyum nitrat deposuna sıçradığı (kızıl-kahve dumanlar) senaryosuna ağırlık kazandırıyor. Lübnan yetkililerinin üzerinde durduğu bu senaryo, Türk Büyükelçisinin siyah dumanların, açık, kızıl-kahve dumanlara dönüşmesi gözlemiyle örtüşüyor. Tabii bunun kaza süsü verilmiş ustaca planlı bir sabotaj, bir saldırı olduğu da anlaşılabilir sonunda, ama şimdilik ihmal üzerinde duruluyor.
Yani kasıt ve sabotaj küçük ihtimal, ihmal ve aldırmazlık büyük ihtimal. Daron Acemoğlu’nun “Ulusların Çöküşü” kitabında anlatılanların bir örneğini da canlı olarak Lübnan’da, Beyrut’ta yaşıyoruz sanki.
Bu senaryo, eğer doğrulanırsa, pek çok komplo teorisini açığa düşürecek. Bunlardan birisi 2750 ton amonyum nitratın Hizbullah’a ait olduğu ve bunu öğrenen İsrail’in de onu patlattığıydı.

Amonyum nitrat Hizbullah’ın mıydı?

Amonyum nitrat aslında suni gübre. Tarımda kullanılıyor. Ancak belli kimyasal işlemlerden geçtikten sonra güçlü bir bombaya dönüştürülüyor. El Kaide, 15 Kasım 2003’te İstanbul’daki Bet Israel ve Neve Şalom sinagoglarına, 20 Kasım’da da HSBC ve İngiltere Başkonsolosluğuna saldırılarında bombayı bu maddeden imal etmiş, beş gün arayla toplam 59 kişiyi öldürmüş, 750’den fazlasını da yaralamıştı.
Peki bir tarım ülkesi sayılmayan ve fiilen İran yanlısı Hizbullah’ın kontrolündeki Lübnan, 2750 ton gübreyi başka hangi amaçla adı “Hizbulport”, yani “Hizbul-limana” çıkmış Beyrut limanında depolamış olabilirdi? Son bilgilere göre, Rus iş adamı İgor Greşukin’e ait Molodova bayraklı Rhosus gemisi, amonyum nitrat yüküyle 27 Eylül 2013 tarihinde Gürcistan’ın Batum limanından yola çıkmıştı. İstikâmet Mozambik’in Beira limanıydı. Gemi arıza nedeniyle 21 Kasım 2013’te Beyrut limanına yanaşmıştı. Geminin o halde yola çıkamayacağını anlaşılınca, kurallar gereği, tehlikeli madde sayılan yükü boşaltılarak depolanmıştı. O arada alıcı ve satıcı şirketle acente arasında para sorunu çıkmış, yük de gemi de terk edilmişti. 2014 başından beri amonyum nitrat orada, herhangi bir önlem alınmadan tutuluyordu.

İsrail-Hizbullah-İran-ABD

Patlama olur olmaz İsrail “Biz yapmadık” dedi. İsrail, rakiplerine askeri saldırı düzenlemekle övünen bir rejim. Ancak Hizbullah da adeta İsrail’i doğrularcasına “Bu bir saldırı değildi, bizim de orada silahımız yoktu” dedi.
Ancak bu patlama -henüz nedenleri bakımından yüzde yüz belli olmasa da- sonuçları bakımından Orta Doğu’daki siyasi dengeleri etkileyecek gibi. Öncelikle Lübnan, Hizbullah üzerinden adeta tamamen İran kontrolüne girmiş durumda. Bunda İsrail’in 2006’daki saldırısının da payı var. Bir yıl önce Suudi Arabistan destekli Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin Beyrut’ta öldürülmesi ardından gelen İsrail saldırısını Hizbullah püskürtmüştü. O tarihten bu yana Lübnan hükümetinde iki sandalye Hizbullah’a ayrılıyor.
ABD ve kendisini Lübnan’ın hamisi sayan Fransa, Lübnan hükümetine Hizbullah’ı hükümetten çıkarması ve silahsızlandırması için baskı yapıyor, zaten kötü durumda olan ülke ekonomisini yaptırım tehdidi altında bunaltıyor. Ancak Amerikalı siyasetçilerin Kasım seçimlerine giderken İsrail lobisinin etkisiyle yaptıkları bu çıkışın hayatın akışında fazla karşılığı bulunmuyor. Çünkü Lübnan’da siyasetçilerin Hizbullah üzerinde bir yaptırım gücü yok.

Fransa’nın gövde gösterisi

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, hemen atlayıp Beyrut’a gitti. Yardım vaad etti ama bir de şart koştu. 1 Eylül’de yeniden gelecekti. 1 Eylül Lübnan’ın artık can çekişmekte olan Osmanlı Hanedanı yönetimindeki Türkiye’den koparak Fransız mandasına girmesinin 100’üncü yıldönümüydü. Macron o zamana dek batının kabul edebileceği, ekonomik reformları yapabilecek, ılımlı bir hükümet kurulması halinde yardım vaad ediyor, ülkenin korunmasını üstlenebileceklerini söylüyordu. (Bu arada, Fransız istihbarat teşkilatı DGSE’nin başı olan önceki Ankara Büyükelçisi Bernard Emié’nin Ankara’dan önce Beyrut’ta Fransa büyükelçisi olduğunu hatırlatalım.)
Macron’un tutumu, “Hizbullahsız hükümet kurun” anlamına geliyordu. Ama yaşanan gerçeklikle pek ilgisi yoktu, çünkü Başbakan Hasan Diyab bile Hizbullah desteğiyle koltuğunu koruyabiliyordu. Nitekim Hizbullah lideri Hasan Nasrallah 7 Ağustos’ta “Dışarıdan gelen desteklere teşekkür ederiz ama işimize karışmayın” gibi bir çıkış yaptı. Bu patlamanın Hizbullah’ı da sarsıp üzerindeki baskıyı artıracağı, keza İran’ı da sıkıştıracağı görülüyor. Dolayısıyla, Lübnan’ı Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki köprü başı olarak gören Fransa’nın iddiasından kolaylıkla vaz geçeceğini beklemek de gerçekçi değil.

Bir savaş daha çıkabilir

Patlama Lübnan’ı sadece siyasi değil, ekonomik kriz içinde yakaladı. Şu anda binlerce yaralıyı sağaltmaya çalışan hastaneler, Covid-19 salgınına rağmen doktorlara, hemşirelere maaş verilememesi nedeniyle adeta felç olmuş durumdaydı. Beyrut’ta şehir merkezi liman bölgesine yakın ve ülkenin belli başlı iş, finans, alışveriş, yeme-içme merkezleri de yerle bir olmuş durumda. Patlamayla limandaki tahıl depoları da tamamen tahrip olmuş vaziyette. Limanın bu halde kullanılamayacağı yeniden yapılması gerekecek denli zarar gördüğü, görgü tanıklarınca ifade ediliyor.

AFAD ekipleri patlamanın hemen ardından olay yerine gönderildi, kurtarma çalışmalarına katkı veriyor. Bir sahra hastanesi kurulmaya başladı.

Zararın boyutları 10 milyar dolardan fazla tahmin ediliyor. 8 Ağustos’ta Beyrut’a giden giden Cuumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Lübnanm Cumhurbaşkanı Michel Avn ile görüşmelerinde, liman kullanılır halke gelene dek Mersin limanını kullanabileceklerini söyledi. Bu önemli bir yardım hamlesi ama Lübnan’a gitmek üzere Türkiye’ye gelen malzemelerin karayoluyla Suriye’den geçmek zorunda olması gibi bölgesel dengeleri fazlasıyla ilgilendiren bir yanı da bulunuyor. (*) Ülke bu haldeyken ABD ve Fransa gibi ülkelerin yardım için -yıllar içinde ülkenin bir gerçeği haline gelen- Hizbullah’ın temizlenmesini şart koşması Lübnan’ın geleceği bakımından iyi işaret değil. Bu zorlama devam ederse bir savaşa da Lübnan’da tanık olabiliriz.

(*) 8 Ağustos 2020 saat 15:48’de güncellendi.