Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 8 Mart 2020’de gerçekleşen “Türkiye’nin Kahraman Kadınları” adlı Kadınlar Günü etkinliğinde. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Kadın düşmanlığı daha önce benzeri görülmemiş boyutlara ulaştı. Bugüne kadar bütün seçimlerde kadınlardan daha fazla oy almış olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AK Parti içindeki sesi çok çıkan bir azınlığın “Saadet Partisine gideriz, desteğimizi çekeriz” şantajı altında. Bu şantaj ağırlıkla bazı tarikat ve cemaatlerden ve kadınların sadece evinde oturup kocası izin vermedikçe burnunu dışarı çıkarmadan çocuk doğurması ve ona hizmet etmesini isteyen örümcek kafalardan geliyor. Ses çıkarılmadıkça da Erdoğan’ı zor bir tercihe doğru itiyor. Erdoğan bir karar vermeli: ya kadınlar ya tarikatlar. Ya kadınların haklarını bu zorbalıklara karşı koruyacak, ya da “başörtüsü özgürlüğü verdik, yetmiyor mu?” deyip bu baskıya boyun eğecek.

Bu güruhun başka sıkıntısı da var aslında. Büyükşehir belediyelerinin CHP’ye geçmesi ardından bunlara doğrudan ya da dolaylı giden para da kesildi.  Uşşâki tarikatı şeyhiymiş, Fatih Nurullah müritlerine “sakal, sarık diye devlete girmekten geri kalmayın” demiş ve eklemiş: “Hele İslami devlet olsun”. Aslında dolaylı olarak devlet kadrosu istiyor cumhurbaşkanından, başka tarikatlara var da bize yok mu gibilerinden.

Birbiri ardında saldırılar

Son günlerde peşi sıra geliyor. Uzman Çavuş Musa Oğuz, 18 yaşındaki İpek Er’e tecavüz ediyor, Er evlilik vaadiyle kandırıldığını söyleyerek kendisini vuruyor, ölmeden önce ifade verip her şeyi anlatıyor ama zanlı ifadesi alınıp serbest bırakılırken bunu yazan gazeteci, Jiyan haber sitesini kuran İdris Yayla tutuklanıyor. Siirt Barosu ve avukatların ikişer kere başvurmasına ve ortada ölümle sonuçlanan eylem olmasına rağmen savcılık zanlıyı tutuklamıyor. Ama iş -hükümetin kısıtlamak istediği- sosyal medyaya, oradan da hükümet kontrolü dışındaki medyaya yansıyınca iş değişiyor, birden itiraz kabul edilidi sonra da tutuklandı. (*) Bağımsız yargıda “erkek ne yapsa haklıdır” zihniyeti çok yaygın, torpile kayırmaya da gerek yok ki. tepki gelince doğru bulundu.

Demek ki hakkı aramak, sesi duyurmaya çalışmak lâzım, özgür basın bu nedenle de gerekli.

Sonra şu İstanbul Sözleşmesi meselesi var. Kadınlara şiddetin önlenmesi için başbakanlık zamanında Erdoğan’ın öncülük edip ilk imzayı attığı Avrupa Konseyi sözleşmesi. Şimdi “gideriz” şantajıyla Erdoğan’ı pişman edip imzasını geri çektirmeye çalıştıkları sözleşme ve onun uygulama yasası 9284.

Gerçek yüzleri ortaya çıkıyor

Görmek istedikleri, kadının kocasının istediği zaman döveceği, üstüne kuma getirebileceği, rızası olmayan her tür iş yaptırabileceği ama buna rağmen “efendimdir” diyerek boyu eğeceği gönüllü köle düzeyine indirgemek.

Geçmiş olsun. Şehirli, eğitimli, meslek ve iş sahibi, haklarını öğrenen kadınlar bunu kabul etmez artık.

Her istediklerini yaptırmanın şımarıklığı içindeki bu kesimler, gerçek yüzlerini Cumhurbaşkanının kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın yönetiminde olduğu KADEM ve AK Partili Gaziantep Belediye Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin’e ağır hakaretler ederek gösterdiler. AK Parti kadın kolları o yazıyı yazan Abdurrahman Dilipak’a 81 ilde suç duyurusunda bulundu. Bu güruh da misilleme olarak CHP kadın Başkanı Aylin Nazlıaka’ya, haklar konusuna duyarlı kıdemli Avukat Kezban Hatemi’ye ve kadınlara şiddet uluslararası gözlem grubu GREVIO’daki Türkiye temsilcisi, daha önce AK Parti milletvekilliği ve Fatma Şahin’in Bakan Yardımcılığını yapan Prof. Dr. Aşkın Asan’a suç duyurusunda bulundu. Şikâyet dilekçesini veren Âdem Çevik, Cumhuriyet’e “Bana kimse bir şey yapamaz” havasında konuşmuş, pervasızca.

Erdoğan da Kılıçdaroğlu da

Bu köhnemiş tutumun siyasette açıktan açığa tek temsilcisi Saadet Partisi ve lideri Temel Karamollaoğlu.

Tahmin ediyorum, şimdi bunu okurken İstanbul Sözleşmesini bu dönem gündeme taşıyan kişinin AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş olduğundan haberim olup olmadığını soruyorsunuz. Oy kaygısı içinde dipten gelen azınlık baskısına direnememenin tipik örneği; eski siyasetçiler “kitle kuyrukçuluğu” derlerdi bu tür tutumlara.

Ancak gelinen noktada AK Parti Kadın kolları İstanbul Sözleşmesini savunan eğilimde, AK Partili kadınlar arasında haklarına sahip çıkan ASAP diye bir örgütlenme dahi ortaya çıktı. Saadet Kadın Kolları ise gönüllü köleliğe razı bir bilinçsizlikle kaldırılmasını istiyor.

Bu köhne zihniyetin cesaretlendirilmesi konusunda suçu yalnızca Erdoğan’a atmıyorum. Erdoğan bir yandan, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu diğer yandan Saadet Partisi ve Karamollaoğlu’nu adeta siyasetin kilit ismi konumuna getiriyorlar.

Parlamenter siyaset neticede bir toplama çıkarma işlemi biliyorum. Ama biraz ilke, biraz haklara saygı lütfen. Kadın düşmanlığı bu ikircikli tutum yüzünden görülmemiş boyutlara tırmanıyor. 

Bırakınız gitsinler. 

(*) 19 Ağustos 2020 saat 14.58’de güncellendi.