Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan koronavirüs salgını henüz geçmemişken Türkiye’nin her yerinden 350 bin kişiyi Ayasofya’da namaz için İstanbul’da toplayıp memleketlerine geri göndermişti. Aynı Erdoğan 26 Ekim’de koronavirüs salgını yeniden yayılırken 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının cumhur tarafından kutlanmasını “kamu düzeni” gerekçesiyle yasakladı. Cumhurbaşkanının Cumhuriyet Bayramı kutlamasını tekeline aldığı gün Türk lirası Amerikan doları karşısında tarihinin en kötü değerine düştü; 1 dolar 8 liranın üzerine 1 avro 9,5 liranın üzerine çıktı. Yine aynı gün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Müslümanlara yönelik sözlerine kızan Erdoğan Fransız mallarına boykot çağrısı yaptı. Oysa Suudi Kralı Selman’ın Türk mallarına boykot ilanına pek ses çıkarmamıştı; Kralın babası öldüğünde üç gün yas ilan etmişti Erdoğan hükümeti.
Sahi Türkiye’de otomotiv sanayiinin önemli aktörlerinden Renault fabrikası için de geçerli mi bu? Acaba THY artık Airbus uçağı almayacak mı? En büyük rakibi Boeing yaşadı o zaman. Malum özel yapım Cumhurbaşkanlığı uçağı da Fransa’daki Airbus fabrikasından çıkma. Erdoğan 29 Ekim konuşmasında makam uçağını iade edeceğini açıklar mı dersiniz?

İstanbul’un sağlığıyla kumar oynamak

Sadece bu değil ne yandan tutsanız elinizde kalan durum. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 16 milyonluk nüfusuyla ülke büyüklüğündeki İstanbul’da korona ile mücadele toplantısı yapıyor, milyonlarca seçmenin oyuyla AK Parti’ye fark atarak seçim kazanmış CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu toplantıya çağırılmamış. Ortak mücadele için bakanlıktan veri talepleri de reddedilmiş. İstanbulluların, dolayısıyla bütün halkın sağlığıyla iktidar partisinden olmayan belediyeyi yok sayma körlüğüyle adeta kumar oynanıyor. Açık söyleyeyim, düzgün işleyen bir demokratik hukuk devletinde kamu sağlığını tehlikeye atma gerekçesiyle soruşturma nedenidir. (Bu arada, konuyla ilgili değil ama, Haydarpaşa Garı konusunda İstanbul Belediyesini haklı bulan Danıştay’ın da durumunu parlak görmüyorum, üç vakte kadar Danıştay’ın de hedef alınmasından endişe ederim.)
Cumhurun 29 Ekim kutlamasını Beştepe’nin tekeline almak koronavirüsü durduracaksa, cumhurun Cumhuriyeti reklam arası olarak görmeyen ona sahip çıkan kesimi onu yine pencerelerde, balkonlarda kutlar. Ama bu şekilde, ideolojik ve siyasi kutuplaşma mantığıyla bu sorunu çözmek zorlaşıyor. Hepimizin hayatı tehlikeye atılıyor.

Yurtta kavga, cihanda kavga

29 Ekim Bayramının 100’üncü yıl sloganları, logoları, görselleri de Beştepe’de belirlenecekmiş. Bu yaklaşımın bir zamanlar “Vatanı seveceksiniz, bizim dediğimiz gibi seveceksiniz” diyen askerî vesayet özlemcilerinden ne farkı var? Bir yandan tarikatların cemaatlerin istediği gibi at oynatmasını inanç özgürlüğü, fikir özgürlüğü sayacaksınız, diğer yandan Bayram kutlamasını dahi tek tip hale getirmeye çalışacaksınız.
Bir yandan milyonların oyuyla seçilmiş belediye başkanlarını yok sayacaksınız… Bir yandan seçimle işbaşına gelmiş belediye başkanlarını hapse atıp yerine kibirli hazımsızlıkları dökülen memurlarınızı getireceksiniz… Diğer yandan 29 Ekim Bayramını kendi ideolojik kalıplarınıza sığdırmaya zorlayacaksınız. Bunlar derin çelişkiler.
Soma’dan Ermenek’ten madencilerin hakları için yürüyüşleri karşısına polisi, jandarmayı dikecek, seslerini medyada boğacak, diğer yandan geçim sıkıntısını dile getiren esnafa “keyif çayı” önereceksiniz?
Libya’da ateşkes masası kuruldu. Suriye’de ipler Rusya ve ABD’nin eline geçti. Doğu Akdeniz’de NATO zemininde gerilim düştü. Dolayısıyla buralarda hamaset zemini zayıfladı. Suudi Arabistan’a da haşa laf söylenemediği için cumhurun önüne şimdi Fransız mallarına boykot lafıyla çıkarılıyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” hedefinin yerini, yurtta kavga, cihanla kavga gerçeği alıyor yavaş yavaş.

Kontrollü çatışma stratejisiymiş

Bunları -işleri bu ara iyi gitmese de- Erdoğan’a toz kondurmayan bir iş insanı arkadaşımla konuşuyordum ki bir yaşıma daha girdim. Bunlar hep “kontrollü çatışma stratejisiymiş”. Yani her şey aslında Erdoğan’ın kurduğu strateji çerçevesinde gelişiyormuş. Hele bir 3 Kasım ABD seçimleri geçsin, şimdi bu doların yükselişinden memnun olanların halini görecekmişiz.
Aklıma hazine Bakanımızın, şive taklidi yaparak “Şimdi alalım 6 liradan, sonra 10 liradan satarız” demesi geldi; gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Bu sözleri duydukça birilerinin bu dolara, altına hücumdan çok ama çok para kazandığı ve cumhurun alım gücünü perişan eden bu durumdan pek memnun olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Kontrollü çatışma stratejisi uygulanıyormuş ama. Endişeye mahal yokmuş.
Bir yandan 29 Ekim yasağı, bir yanda kontrollü çatışma stratejisi avunması. Ama hakkını verelim. AK Partililer isim bulmakta gerçekten mahir. Devamının gelip gelmemesi önemli değil, o anda virajı almayı sağlasın yeter. Bir ara “muhafazakâr demokrat” lafı çıkmıştı mesela; hatırlayan var mı?