Ali Çarkoğlu

Ali Çarkoğlu Prof. Dr., Koç Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

Meclis Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmeleri sırasında gerginlikler yaşandı.

Sizce ne önemli ülkenin gündeminde? Neyi konuşmalıyız? Ülke gündemi halkın gündeminden nasıl olur da farklılaşabilir? Elbette soracaksınız: Memleket için önemli olanları kimlerden dinliyoruz? Ve tabii, halkın tercihleri ve gündemi memleket için önemli mi? Halkı mı yoksa ülke gündemini şekillendirenleri mi dinlemeye değer?

Ülke gündeminde ne ABD’nin yaptırımları var, ne tank-palet fabrikası. Ne Doğu Akdeniz ya da Libya’da ne Azerbeycan’da olup bitenler bir beka sorunudur ülke için. Halkın gündeminde sadece birbirine girmiş olan korona salgını ve ekonomik kriz var. Her gün iki yüzü aşan kayıplar sanki yokmuş, iş aramayı dahi bırakmış milyonlarca genç görünmezmiş gibi davranılıyor. Sıradan denebilecek dış politika sorunlarını gündemde kabartarak günü geçiştirme gayretine giriliyor. Daha iki hafta öncesindeki ekonomi ve hukukta reform vaadleri bugün niye ülke gündeminden düştü?

Bütçe görüşmelerinde yaşanan gergin atmosfere ne demeli? Bu hangi gündemin parçasıydı? Eskiden farklı olarak artık atanmış bakanlarla seçilmiş milletvekilleri Meclis çatısı altında karşı karşıya geldiler bu vesileyle. Milletvekillerinin kendilerine fırça çekilmesi ya da en azından ayar verilmesi anlamına gelen bu ortamı bozarak yüzyıllık Meclis’in bir anlamda onurunu korumak için bu ortamı bozmaları gerekmez miydi? Yoksa gerçekten orada tartışılanın bütçe olduğunu ve bütçede bir fark yaratabileceğini mi düşünüyordu muhalefet? Sonuç olarak o ibretlik ortamdan kim karlı çıkmıştır?

İktidar partilerinin kutuplaşma yönündeki tercihlerini anlamak zor değil. Onların da işi kolay değil elbet. İdeolojik genetiği tam da uyum içerisinde olmayan bir koalisyonu devam ettirmek özel çaba gerektiriyor. Bunun en son örneğini “HDP’yi kapatalım” çağrısında gördük. Bakalım partilerin kapatıldığı Türkiye’ye geri dönelim anlamına gelen bu çağrı iktidarın büyük ortağında nasıl bir cevap bulacak? Şu anda dokunulmazlıkları kaldırılmış, Cumhurbaşkanı adayı hapsedilmiş, kazanılmış belediyelerine kayyum atanmış olarak kapanmıştan beter edilmiş olan HDP’yi kapatma çağrısının belki tek anlamı kutuplaştırma açısından bakıldığında görülebilir. Üstelik bunun üzerine bir de “birlik ve beraberliğe en ihtiyacımız olan günlerde” diye başlayan ve herkese ne söylemeleri gerektiğini buyuran bir tavır takınılıyor. Ana muhalefet ittifakı da bu söylem karşısında dik duramıyor.

Muhalefet nasıl izin veriyor?

Bu büyük resme bakıldığında anlaşılması esas zor olan muhalefetin tutumudur. Nasıl olup da iktidarın gündemi korona ve ekonomik krizden saptırmasına bu kadar kolay yol verebilmektedirler? Bunun son örneğini de tank-palet fabrikası tartışması ve hemen ardından gelen ABD yaptırımlarında yaşıyoruz.

ABD’nin yaptırımları sonrasında iktidar ve muhalefetin tek ses olmuş gibi hareket etmesi doğru muydu? Muhalefet HDP’nin dışarda kalması nedeniyle aslında tek ses değildi elbette. Ancak ana muhalefet partisi ve Millet İttifakı’nın da iktidarın yanında yer almış olmasını nasıl yorumlamak gerekir? Bu birliktelik yarın iktidar tarafından muhalefet eleştirilerinde alışık olduğumuz “muhalefet için muhalefet yapıyorlar” ya da “dış mihrakların temsilcileri” iddialarının önüne geçebilecek mi? Hiç sanmıyorum. Peki bu dayanışma muhalefetin yarın yine kendisine “zillet” ya da belki biraz daha anlaşılır bir şekilde “şerefsizlik” ittifakı olarak hitabedilmesinin önüne geçebilecek midir? Bahse girmekten hoşlanmasam da bence geçemeyecektir. Peki muhalefet bugün iktidarın yanında yer almış olması nedeniyle kamuoyundan “milliyetçilerin en ihtişamlısı ve gür seslisi” ödülü olarak bir destek bulabilecek midir?

Ya da soruyu değişik soralım: Yarın bu şekil bir iktidar yandaşlığı yapılmadığı durumda kamuoyu sandıkta ceza keser mi? Bundan korkabilir elbette muhalefet. Ancak gerçek fikri ne ise onu net bir şekilde anlatıp kamuoyu ile paylaşamadığı sürece bu korkular muhalefete rahat uyku uyutmayacaktır. Rahat uyumak için fikriniz ne ise zikriniz de o olmalı!

Fikir ile zikir arasına sıkışmamak için de bence fikirden şaşmamalı muhalefet. Fikrin net bir şekilde ortaya çıkması için roket mühendisi olmak gerekmiyor. AK Parti iktidarı MHP ile ittifak içinde ülkenin bir beka sorunu yaşadığı iddiasını üzerimize kısıtlayıcı ve kontrol edici bir ideolojik aygıt olarak sermek istemektedir. Bu konuda hemfikir olmak bir zorunluluk değldir. Bugün öncelikle bir beka sorunu içerisinde değiliz. Velev ki ülkenin beka sorunu var, bunun sorumlusu da muhalefet olamaz. Bunu görmezlikten gelmek en temel muhalefet görevini yerine getirmemek olacaktır.

İktidardan hesap sorma sorumluluğu

O halde muhalefet karşı karşıya kaldığımız yaptırımların sorumluluğu konusunda iktidardan hesap sorma sorumluluğundan feragat edebilir mi? Soruyu doğru sorduğunuzda cevap son derece açıktır. Bu yaptırımlar ülke olarak canımızı yakacaktır ancak Kurtuluş Savaşı günlerinde de değiliz. Türkiye Cumhuriyeti nasıl ki Kıbrıs mücadelesinde benzer yaptırımların karşısında durabilmiştir bugün de bir yolu bulunur. Soru bunlara karşı durulup durulamayacağı değildir. Soru bu mücadelenin gerekli olup olmadığıdır. Soru bu mücadelenin bize eğitim, sağlık ve benzeri politika alanlarında ne tür fırsatları kullanma olanağını elimizden alacağıdır. Beka sorununuz olduğunda gözünüzü kapayabilirsiniz ve maliyet ne ise onu karşılayabilirsiniz. Oysa bugün böylesi bir maliyet hesabıyle karşı karşıya değiliz. Bize bir anlamda zorla kabul ettirilmek istenen götürüsü kesin, getirisi muğlak bir sade suya plandır. NATO’ya ve müttefiklerimize, AB’ye posta koyalım ki beka argümanımızı da inandırıcı hale getirelim ve herkes sussun biz kimselere hesap vermeden yolumuza devam edelim. Bu hesap güzel de yol nereye kadar devam edebilir acaba? Türkiye ekonomik ve hukuk alanında reformlarını yaparsa bu plan işleyebilir mi? Reformlar yapılmazsa devam edilecek yol kalır mı?

Türkiye askeri güvenlik yapısı olmanın yanında bir liberal demokrasi ittifakı da olan NATO’nun ne liberal, ne de demokrasi olmayan ülkesi durumuna düşmüştür. Bu durumları askeri rejimler dönemlerinde de yaşadık elbette. Ancak o zamanlar soğuk savaş yıllarıydı. Artık dünya farklı bir dünya. Amerikan yaptırımlarına hepimiz karşı olabiliriz. Ama bunu iktidar yanında tokmakcının hık deyicisi konumunda yapmak mı gereklidir? Eleştiri ve karşıtlığınızı dile getirmenizin önünde kim durabilir? Ama iktidarın bu konudaki sorumluluğunu arka plana ittiren bir ortak imza niye şarttır?

“En önemli kutuplaşma ekseni”

Muhalefet iktidarın peşine katılarak bu konudaki çekincelerini fiilen kaldırarak ülkenin temel dış politika tercihleri konusundaki eleştirileri ve alternatif perspektiflerini de ciddiye alınmaz kılmıştır. Bugün tank-palet konusunda muhalefetin argümanının herhangi bir getirisi olduğu düşünülebilir mi? Bu konunun ülkenin en önemli kutuplaşma ekseni olduğu iddiası ülkenin gündeminden çok uzak olunduğunun bir itirafıdır. Bu konuda Türkiye kamuoyunda “tank-palet fabrikasını iktidarın yerinde kalmamasının en temel nedeni olarak görüyorum” diyen bir kitle var da biz mi görmüyoruz? Halkın tankla ve paletle ve orada anlaşılması güç ve muğlak yolsuzluk iddialarıyla oy kararlarını değiştirmeyeceğini bilmek için alim olmaya gerek yok. Muhalefet Türkiye’nin büyük stratejik kararlarında iktidarın şakşakcısı durumunda kalmamalıdır. Söz konusu olan torunlarımızın geleceğidir. Basit tank-palet-yolsuzluk üçgeninden oy kapma hesabı yanlış olmuştur. Reform gündeminin takip edilemediği, korona salgınında yüzlerce hayat kaybedilen ve gençlerinin geleceğe dair güvenlerinin sıfırlandığı günlerde iktidarın yanında yer alarak kazanıldığı düşünülen sadece bir koca hiçtir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.