Namık Tan - 

(E) Büyükelçi

Dışişleri Bakanlığı, Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşen protestolara polis müdahalesi ve yargı süreçlerine gelen yurtdışı tepkilerine karşı bir açıklama yayınladı. (Fotoğraf: Twitter)

150 yıllık tarihe sahip Hariciyemizin itibarının mum gibi erimekte olduğunu görüyor ve üzülüyorum. Türkiye’nin dış ilişkilerinin merkezindeki Bakanlık giderek profesyonellikten uzaklaşıyor. Adeta, bir siyasi partinin ideolojik komiserliğine soyunmuş gibi görünüyor.

Bunun tezahürlerini Bakanlığımızın yayınladığı açıklamalardan görmek mümkün.

Diplomasinin yerindelik, objektiflik, tutarlılık ve üslupta ölçülülük ilkeleri epeydir tamamen bir tarafa bırakılmış vaziyette. Üstten bakan, aşağılayan, meydan okuyan bir dille konuşmak ve yazmak bir meziyet olarak görülüyor.

Dışişleri Bakanlığı, bir süredir duygusallıkla malûl, anlamsız açıklamalar yayınlamak durumunda bırakılıyor. Bakanlığın kurumsal itibarının zedelenmesi pahasına yapılan bu açıklamaların ve beyanların, ülkemiz adına sonuçlar doğurduğunu ve ileride uluslararası planda emsal olarak önümüze konulacağını kimse düşünmüyor.

Maliyeti giderek artan bu yanlışlıklar, ne yazık ki,ısrarla sürdürülüyor.

Son olarak, Boğaziçi Üniversitesi öğretmenleri ve öğrencileri, istemedikleri bir kişinin rektörlüğe atanmasına karşı barışçıl protesto gösterileri başlattılar. Evrensel ifade ve barışçıl gösteri özgürlüğü ölçütlerine uygun bu protesto eylemlerine, güvenlik makamları şiddetli tepki gösterdi. Bu ölçüsüz tepkiler, sadece ülke içindeki duyarlı çevrelerce değil, demokrasiyi özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü özümsemiş, hemen hepsi müttefikimiz olan ülkelerin akademisyenleri ve sivil toplum kuruluşlarınca eleştirildi. Yabancı akademik kurum ve kuruluşlar yayınladıkları bildirilerle, güvenlik birimlerimizin orantısız güç kullanımını kınadılar ve barışçıl gösterilere destek verdiler.

Bu çevredeki bir kınama açıklaması da ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi. Doğrusu, ABD açıklamasına siyasi makamlarımızın tepki göstermesini bekliyordum. Örneğin, iktidar partilerinin sözcüleri tarafından, cevabi mahiyette, sözlü veya yazılı tepki gösterilmesi normal karşılanabilirdi. 

Ancak haberlerde gördüm ki bu konudaki açıklamayı Dışişleri Bakanlığımız yapmış. Önce, haberin gerçek olmayabileceğini düşündüm. Zira, haberlere yansıyan metinde, Dışişleri camiasının öğretilerine uygun olmayan bir üslup kullanılmıştı. Üstten bakan, aşağılayan, meydan okuyan anlayışla, adeta bir “külhanbeyi” diliyle yazılmıştı. Asgari tecrübeye sahip bir meslek memuru dahi böyle bir açıklamanın yapılması gerekliliğini düşünmüş olamazdı. Kendisine bu şekilde bir talimat verilse de kaleme alacağı metin benim gördüğüm ile hiçbir benzerlik taşıyamazdı. Bunun üzerine, Dışişleri Bakanlığı web sitesinde açıklamalar sayfasına baktım. Ne yazık ki haberde yazılanlar doğruydu.

Metnin, İngilizcesini okuduğumda üzüntüm birkaç kat daha arttı. Ne Türkçesi ne İngilizcesi profesyonel bir kalemden çıkmışa benziyordu. Dışişleri Bakanlığı açıklamasından daha ziyade, bir sıkıyönetim bildirisini andırıyordu.

Uluslararası itibar, etkinlik

Mensubu olmaktan onur duyduğum ve kırk yıla yakın hizmet ettiğim Dışişleri Bakanlığının ideolojik amaçlar uğruna böylesine hoyratça kullanıldığını görmekten derin üzüntü duydum.

Türk hariciyesi, daima demokrasiye, hukuka, adalete, evrensel değerlere, özgürlüklere saygı ve bağlılık düsturunu esas almış, bilimden ve akılcılıktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. Türkiye, diplomasisini her zaman tutarlılık, kararlılık, güvenilirlik ve öngörülebilirlik ilkelerine sadık kalarak yürütmüştür. Bu yüzden de uluslararası planda saygınlığa, etkinliğe, itibara ve inandırıcılığa sahip olabilmiştir.

Türk diplomatları, dış politikayı yürütürken, hamasetten ve duygusal tepkiler vermekten, kişisel dostlukları veya husumetleri öne çıkarmaktan, ideolojik önyargılarla hareket etmekten özenle kaçınmışlardır.

Dış politikada, içi boş hamasi söylemleri kullanarak kitleleri heyecanlandırmakla, sonuç almak ve çıkarları korumak arasında herhangi bir ilişki bulunmadığını, duygusallığın bir dış politika tarzı ve yöntemi olarak çok maliyetli olduğunu usta-çırak eğitimi almış bütün Türk diplomatları bilir.

En büyük hatalardan birisi de dış siyaseti, iç siyasete, tabanın duygularına ve desteğine, ideolojik saiklere göre yapmaktır. İdeoloji esaslı diplomasi, zaman içinde, sizi bütün sorunların tarafı haline getirir. Giderek yalnızlaşır, tıpkı bugün Türkiye’nin yaşadığı gibi, dostlarınızı ve müttefiklerinizi kaybetmeye başlarsınız.

Dış politikada haklı olmak veya karşı tarafın haksız olması yeterli değildir. Sonuçta, haklılığı ve haksızlığı iyi savunmak ve anlatmak durumundasınızdır. Karşı tarafı anlamak, onun hangi yetenek, amaç, öncelik ve beklentiler içinde hareket ettiğini de bilmek zorundasınızdır.

150 yıllık tarihe sahip okul: Dışişleri Bakanlığı

Ezcümle, diplomasi bir nevi bilim dalıdır. Okulu da tıpkı ülkemizin en yetenekli öğrencilerinin eğitim gördüğü Boğaziçi Üniversitesi gibi, 150 yıllık tarihe sahip Dışişleri Bakanlığı’dır. Diplomatlar ise, ülkelerinin çıkarlarını koruyup kollamak üzere bu köklü okulda özveriyle çalışan öğrencilerdir. Nasıl bilim yuvası olan üniversitelerimizi siyasetten uzak tutmak mecburiyetinde isek, devlet kurumlarımızın göz bebeği olan Dışişleri Bakanlığımızı da siyasete bulaştırmaktan özenle kaçınmak durumundayız.

Tarih boyunca hayranlık uyandıran sayısız başarılara imza atmış olan diplomatlarımızın yetiştiği Dışişleri Bakanlığımızı, iç siyasetin dar kulvarından çıkararak, bir an önce küresel gündemi düşünmeye ve bu istikamette fikir üretmeye odaklandırmalıyız.

Bilim ve teknolojinin geometrik hızla geliştiği günümüz dünyasında, diplomasimizi “külhanbeylikle” yürütebileceğimizi düşünüyorsak, büyük hata yapıyoruz demektir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.