Nuriye Ortaylı - 

Doktor, halk sağlığı uzmanı

Nuriye Ortaylı, “Ülkemizdeki çocuklar bir yıldır okula gidemiyor. Bir yıldır arkadaşsız ve öğretmensizler. Sekiz yaşındaysanız, bir yıl çok uzun bir süredir” diyor. (Fotoğraf: Pixabay)

Vaka sayıları yine yükselişte. Son 15 gün içinde Sağlık Bakanlığı’nın ilan ettiği resmi sayılar dörtte bir oranında arttı. Birçoğumuz üç aydır süren hafta sonu ve akşam sokağa çıkma yasaklarından bunalmış yakınıyoruz. Birilerini unutuyoruz: Çocukları ve 65 yaş üstündekileri. Onların bizimkilerden çok daha ağır olan kısıtlamaları artık tedbir sınırını geçti, başlı başına sağlık sorunu kaynağı ve hak ihlaline dönüştü. Üstelik çocuklar okula da gidemiyor. Bir yıldır. Bir yıldır arkadaşsız, öğretmensiz, evdeler. Sekiz yaşındaysanız, bir yıl çok uzun bir süredir.

Okulların çocuklar, toplum ve geleceğimiz açısından neden çok önemli olduğunu, okul kapatmaların çocukların sağlık ve gelişimleri açısından olumsuzluklarını ve sosyal eşitsizlikleri artırdığını eğitimciler benden çok daha iyi anlatıyor.

Ben buna bir de ekonomik neden ekleyeyim. OECD, okulların kapalı kalması ve bunun gelecekteki işgücünde yaratacağı nitelik kayıpları nedeniyle ekonomide 3 trilyon dolar, evet trilyon, kayıp yaşanacağını tahmin ediyor. Bu kaç yıl sonra olacak, ne gam diyenler için de şu hesabı söyleyeyim: İngiltere, pandemi sırasındaki okul kapatmaların ana babaların bu yıl içindeki üretkenlikleri üzerinde yarattığı kayıpların gayri safi milli hasılanın %2,9’una denk geldiğini bulmuş.

Okulların kapatılması en az işe yarayan, bedeli en ağır tedbir

Pandeminin başında hemen bütün ülkeler ilk tedbir olarak okulları kapattı. Zira bir başka solunum yoluyla bulaşan virüs olan influenza (grip) salgınlarından çocuklar çok etkilenir ve okullar, bulaşmanın yangına benzin döken tehlikeli bir kaynağıdır. Ancak aradan geçen on bir ayda yeni koronavirüsün farklı olduğunu öğrendik.

Birincisi, yeni koronavirüs çocukları erişkinlere göre çok daha az etkiliyor. Virüsü daha az alıyorlar, aldıklarında daha hafif belirtilerle geçiriyorlar. Çocuklar arasında ciddi hastalıklar da olabiliyor ama bunun oranı çok az. Yine ölüm de hiç yok değil ama erişkinlere göre çok daha az. Örneğin salgının ağır seyrettiği ABD’de bile Covid-19’a bağlı ölümlerin sayısı herhangi bir yılda influenzanın neden olduğu çocuk ölümlerinin ancak üçte biri kadar.

İkincisi, 12 yaş altındaki çocuklar, enfekte olsalar bile bunu daha büyük çocuklara ve erişkinlere göre çok daha az oranda bulaştırıyorlar. Özellikle çocuktan çocuğa bulaşma çok seyrek. Çocuklardan erişkinlere bulaşma bundan biraz daha fazla ama yine de erişkinlerin birbirlerine bulaştırma oranlarından çok daha az.

Bahar aylarından itibaren bu bilgiler toplandığı için Avrupa’da yaz ortasında okullar açıldı. Hatta sonbahardaki dalga sırasında, bazı ülkeler bütün sektörleri kapattıkları zamanlarda dahi okulları, özellikle okul öncesi eğitim kurumlarını ve ilkokulları açık tuttular.

Pandemi sırasında okulları açık tutan birçok ülkenin ortak tecrübeleri okullardaki, özellikle ilkokul, ve öncesi eğitim kurumlarındaki enfeksiyonların kaynağının okul dışı bulaşma olduğunu gösteriyor. Okullarda bulaşma genellikle yetişkin çalışanlar arasında oluyor, onların riski de diğer işyerlerinden daha yüksek değil.  Öğrenciden öğrenciye bulaşma da öğrenciden öğretmene bulaşma da ihmal edilebilir düzeyde düşük.

Bir pandeminin ortasındayız, sıfır risk gibi bir kavram mümkün değil. Riskleri azaltmak, faydası zararından belirgin fazla olan eylemleri seçmek gerekli. Son bir yılda edinilen bilgiler, okulların toplumdaki salgına yakıt sağlamadığını ama toplumdaki salgını yansıttığını gösteriyor. Diğer bir deyişle, eğer tedbir alacaksanız, okulları kapatmak en az işe yarayan, buna karşılık zararı en çok olan tedbir. Benzer bir şekilde sıkı kısıtlamaları gevşetmede en tehlikesiz ilk adım, okulların açılması. Salgını önlemek için okulları kapatmanın bir yararı yok. Ama okulların eğitime kesintisiz devam edebilmesi için salgını kontrol etmek iyi olur.

Salgın yönetiminde önceliklerimizi bilimsel verilere göre belirlemeliyiz

Türkiye’deki salgın yönetiminin başından beri en önemli zaafı bir stratejisinin olmaması. Önceliklerin ne olduğunu bilmiyoruz. Ama uygulamalara bakınca öncelikler ortaya çıkıyor. Hangi kurumların ne kadar açık kaldığını, yasakların hangi grupları hedeflediğine bakalım. AVM’ler en kısa süre kapalı kalan yerler. Okullar en uzun. 65 yaş üzeri ve 20 yaş altının ayak altında dolanmaması gerek. Toplu taşımayı dahi kullanamazlar. Ama ekonomik olarak aktiflerse mesele yok. Bu önceliklerin ilan edilmesi iyi olurdu, en azından vatandaşlar olarak bunların bizim de önceliğimiz olup olmadığını değerlendirirdik.

Türkiye’de yeni vaka sayıları. Günlük çeşitlilikten arındırılmak için yedi günlük ortalamalar kullanışmıştır. Grafikte kırmızı kare son bir ayın rakamlarını gösteriyor. Vaka sayıları 24 Ocak’ta en alt noktaya düştükten sonra yeniden hızla  artmaya başladı.
(Grafik: Zeki Berk)

Turizm ve ticareti ne bahasına olursa olsun açık tutmak stratejisi başarılı olamadı. Hem çok can kaybettik hem de açık kalan bu iki sektör hayal edilen getirileri getiremedi. Salgını kontrol etmeden ekonominin canlanacağını beklemenin gerçekçi olmadığını o zaman da söylemiştik. Ama artık elde birçok veri, hem Türkiye’nin hem diğer ülkelerin deneylerinden çıkarılacak birçok ders var.

Bunların ışığında bulaşmayı önlemekte faydası sınırlı, zararı yüksek uygulamaları bırakıp etkisi yüksek olanlara yönelmemiz lazım. Aylar boyunca hafta sonu, akşam aç kapa yapacağımıza bunları art ardına ekleyip dört hafta boyunca yalnızca çocukların, yaşlıların değil herkesin hareketliliğini gerçekten azaltacak tedbirler almak gibi. AVM’leri ve otelleri bir süreliğine kapatıp okulları açmaya öncelik vermek gibi.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.