Enerji Yoksulluğu Derinleşiyor

Enerji yoksulluğu, çağdaş enerji ürünlerine erişememe, bu hizmetleri kullanım olanağına sahip olmama, yani enerji kullanımından yoksun olma anlamına geliyor. Enerjiye yapılan zamlarla birlikte Türkiye kara bir kışa derinleşen bir enerji yoksulluğuyla giriyor.

Türkiye 2022 yılına benzeri görülmemiş bir zam yağmuru ile girdi. Enflasyonu, zamları, alım gücünün düşmesiyle artan yoksulluğu tartışmaya başladık ancak bu tartışmalara bir madde daha eklemek gerekiyor: enerji yoksulluğu. Aslında 10 yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin gündeminde olan “enerji yoksulluğu” son yapılan elektrik ve doğalgaz zamlarından sonra daha da derinleşen bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Enerji yoksulluğu ne demek? Bu terim, halkın bir kesiminin, başta elektrik olmak üzere çağdaş enerji ürünlerine erişememesi, bu hizmetleri kullanım olanağına sahip olamaması, yani enerji kullanımından yoksun olması anlamına geliyor. Bir hanenin toplam enerji harcaması (elektrik+su+doğal gaz) aylık veya yıllık bütçesinin %25’ini aştığında bu hane “enerji yoksulu” olarak nitelendiriliyor. Elektrik için bakıldığında toplam bütçesinin %10’undan fazlasını elektrik gideri için ayıran hane halkları “elektrik yoksulu” olarak adlandırılıyor. Su yoksulluğu için bu sınır gelişmiş ülkeler için toplam bütçenin %3’ü, gelişmekte ve yoksul ülkeler için ise % 5 ila 6’sı üzerinde bir giderin su için ayrılması durumunda ortaya çıkıyor. Doğalgaz için bu sınır biraz daha yüksek, kullanılabilir gelirinin %10’undan fazlasını doğalgaz harcaması için ayıran bir hane doğalgaz yoksulu olarak adlandırılabiliyor.

Hükümetlerin enerji hizmeti sağlaması gereklidir

Isıtma, soğutma, aydınlatma, yemek pişirme, ev aletlerini ve bilgi teknolojisini kullanma için gerekli düzeyde ve kalitede enerji ürünlerini satın alamıyorsak enerji yoksulu sayılıyoruz. Enerji yoksulluğunu belirlemede, düşük hane halkı gelirleri, yüksek enerji fiyatları ve konutların düşük enerji verimliliği gösterge oluyor.

Biraz daha detaya girersek, işgücü piyasası, işsizlik oranları, refah devleti uygulamaları, enerji piyasası, konut piyasası ve tüm bu konularda izlenen politikaların başarısızlığı enerji yoksulu bir ülke olmanıza neden oluyor.

Yapılan çalışmalarda, Türkiye’deki yüksek enerji fiyatlarının arkasında, 1980 sonrası, enerjideki neoliberal dönüşümün etkisi olduğu iddia ediliyor. Enerji piyasalarındaki özelleştirmelerin yol açtığı tekelci yapılanmaların fiyatların yükselmesine neden olduğu tespit ediliyor.

Yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve güvenilir enerjiye ulaşmak tüketicinin temel hakkıdır ve hükümetlerin bu hizmeti sağlaması gereklidir.

Dar gelirlilerin yoksulluğu her alanda artacak

Enerji sektöründe dışa bağımlılığımız, döviz kurlarında yaşanan yükselme ve artan enerji fiyatları, sanayide, tarımda, ve hanelerde enerji tüketiminin yüksek fiyatla kullanılması sonucunu doğurmuştur.

Son yapılan zamlardan sonra dar gelirli haneler sadece elektrik, su ve ısınma maliyetlerini karşılamakta zorlanmakla kalmayacak, enerji fiyatlarındaki artışın neden olacağı tarım ürünlerinden, hazır gıdaya, kıyafetten, benzine, ekmekten içme suyuna, her şeyin fiyatının artması ile daha da yoksullaşacaktır.

Örneğin elektrik fiyatlarına yapılan kademeli düzenlemede EPDK tarafından en düşük gelir grubuna özgülenen tüketim değeri olan günlük 5 kW, aylık 150 kWh kullanım için dahi yüzde 50 zam yapılmıştır. Aylık 150 kWh üzerindeki tüketim için bu zam %125’e kadar çıkabiliyor. Elektrik Mühendisleri Odası’nın hesaplarına göre Türkiye`de 4 kişilik bir hanenin aylık asgari elektrik tüketimi 230 kWh. Yani bu durumda, Aralık 2021’de aylık elektrik tüketimi 230 kWh olan 4 kişilik bir ailenin ödediği fatura toplamı 210.58 TL iken, Ocak 2022 itibarıyla yüzde 76 artarak 370.80 TL’ye çıkacaktır.

Faturalardan kaldırılan Enerji Fonu ve TRT payı, yapılan artışların yanında çok küçük kalemlerdir. EMO’nun önerisi fatura üzerindeki vergi yükünün azaltılması için KDV’nin yüzde 18’den, yüzde 1’e çekilmesi, ayrıca ilk kademe sınırının 150 kWh’ten 230 kWh’e yükseltilmesidir.

Elektrik zamları hep enflasyonun üzerinde

Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında örnek bir hesap üzerinden vatandaşları nasıl koruduklarını, %50 ile %125 arasında değişen zamların vatandaşların lehine düzenlendiğini anlattı.

Yaptığı hesap, 150 kW elektrik, 125 m³ doğalgaz kullanımına dayanıyordu. Bu kullanım miktarları üzerinden ödenen bedelin bugün asgari ücretin %13’üne denk geldiğini aktardı. Karşılaştırmayı ise 2002 yılı ile yaptı.

20 yıl öncesine giderek, 2002 yılında bu miktarlarda elektrik ve doğalgaz kullanan hanenin asgari ücretin %47’sini ödediğine işaret etti. Referans noktası, bu politikaları uygulayan partilerin baraj altında kaldığı, AKP’nin bir umut olarak görüldüğü seçim dönemiydi.

Enflasyonun TÜİK’e göre bile %36 olarak açıklandığı günün akşamında elektrik için %50-%125 aralığında gerçekleşen zamları enflasyona göre kıyaslamayı tercih etmedi. Aslında Türkiye’de 2005–2019 itibariyle elektrik ve doğalgazdaki fiyat artışları her zaman enflasyonun üzerinde olmuştu.

Bu demektir ki, asgari ücrete yapılan zam, minimum harcama miktarlarında bile maaşlar ele geçmeden önce geri alınmış durumda.

Kapkara bir kış kapımızda

Elektrik Mühendisleri Odası’nın tanımladığı 230 kW elektrik harcama değeri üzerinden gider, kış aylarında en düşük ısıtma değerlerinde dahi 300 m³’lerde doğalgaz kullanımı gerekliliğini gözönüne alırsak kapkara bir kışın kapımızda olduğunu söyleyebiliriz.

Maaşı 2500TL olarak belirlenen emeklilerin gelirlerinin, minimum harcamalarda dahi %35’ini elektrik ve doğalgaza ayırması gerekliliği, emeklileri peşinen enerji yoksulu yapıyor ve yaşam hakları elinden alınıyor.

Enerjinin herkes için erişilebilir ve makul fiyatlı olması gerekirken, vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun bu haktan yoksun kaldığı acı gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz net olarak ortadadır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin sık sık uyardığı şekliyle:

“Enerjide özelleştirme ve serbestleştirme politikaları, ucuz, kaliteli ve kesintisiz elektriğe ulaşımı sağlamamış, Türkiye pahalı bir karanlığa mahkûm edilmiştir. Kışın ortasında vatandaşlar soğuk ve yokluk arasında seçim yapmaya zorlanmaktadır. İthal kaynaklara bağımlılık yüksek seviyelerde seyretmekte, enerji tasarrufu ve verimlilik politikaları sadece söylemde kalmakta, yaşama geçirilememektedir.

Yapılan zamlar toplumsal yaşamın her alanını etkileyerek, mal ve hizmet üreten tüm sektörlere de yansıyacaktır. Elektrik enerjisinin temel girdi olduğu tüm alanlarda kaçınılmaz fiyat artışları gündeme gelecek ve enflasyon daha da yükselecektir. Döviz kurundaki artış bahanesinin ardında süreklilik kazanan zamlar nedeniyle şirketler kasalarını doldururken, halkımız günden güne yoksullaşmaktadır.”

Her alanda ve toplumun büyük bir kesiminde yoksulluk kaderimiz olacak gibi görünüyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...