Dijital Dönüşüm mü, Dijital Üretim mi?

ARM işlemcisinin mucidi Sophie Wilson, 1970’lerde Cambridge Üniversitesinde matematik ve bilgisayar bilimleri okumuş. (Foto: Chris Monk/Flickr)

Yine ihracat verileri açıklandı; ortaya çıktı ki yüksek teknoloji ürünleri ihracatımız % 4’ten % 3’e düşmüş. Daha fazla ihracat yapıyoruz; daha az para kazanıyoruz, çünkü düşük katma değerli üretim yapıyoruz. Öte yandan, çareyi dijital dönüşümde arıyoruz. Çoğu insan da bunu şöyle anlıyor: İşçi yerine robot çalıştıracağız, verimimiz artacak, daha çok ihracat yapacağız. Ne değişecek? Tekstil ürününü işçi de yapsa, robot da yapsa, tekstil düşük teknoloji ürünü. Asıl marifet, yüksek teknolojili ürün, nitelikli dijital ürün üretmekte.

Niye yüksek teknolojili dijital ürün üretemiyoruz?

Biz yapamıyoruz da, yapanlar nasıl yapıyor? İngiltere’ye bakalım. 1970’ler, 1980’ler dijital teknolojilerin ortaya çıktığı seneler. 1980’lerin başında İngiltere’de kurulan ARM, nispeten küçük bir yazılım şirketi; bilgisayar yongalarının içindeki çekirdekleri tasarlıyor. Bu tasarımları bir yazılım kütüphanesi gibi düşünebilirsiniz. Dünyada 200 milyar ARM çekirdeği var. Dünya nüfusu 8 milyardan az. Demek ki her bir kişiye 25 taneden çok ARM çekirdeği düşüyor. Ya bilgisayarının içinde, ya telefonunun içinde, arabasında, ev aletlerinde, işyerinde, bir kısmında birden çok ARM çekirdeği var. Müthiş bir sayı. Şirket 40 milyar dolar ediyor şu anda.

Peki ARM nasıl bir şirket; fabrikası var mı? Yok. Değerli madenler, bulunamayacak stratejik öneme sahip yarı mamuller kullanıyor mu? Hayır. Peki ne kullanıyor? Nitelikli, eğitimli insan gücü. Entellektüel sermaye. ARM’ın en önemli buluşlarını yapan kişilerden birisi, Sophie Wilson. 1970’lerde Cambridge Üniversitesinde matematik ve bilgisayar bilimleri okumuş. O zamanlar Roger Wilson olarak biliniyormuş. 1994’te cinsiyet değiştirip Sophie adını almış. ARM işlemcinin mucidi olarak tanınıyor. Çok çeşitli ödülleri var; içinde olduğu toplumun çok saygın, değer verilen bir üyesi. En önemli buluşlarını yaptığı sırada üniversite öğrencisiymiş; ya da yeni mezunmuş. Mikroişlemcisinin tüm komut seti mimarisi tasarımını kafasından yaptığını, hala da kafasında koştuğunu anlatıyor; müthiş bir zeka.

Aynı yıllarda Türkiye’de durum

1980’li yıllarda ben de Türkiye’de Elektronik Mühendisliği öğrencisiydim. Benim sınıf arkadaşlarımın içinden de çok parlak, çok başarılı girişimciler çıktı; mikroişlemci tasarımına dayalı ürünler tasarladılar. Dijital devrimin başlangıç yılları; bu teknolojiyi geliştiremesek de, elektronik pek çok ürün geliştirilebilirdi. Başarılı girişimler ortaya çıksa da, bu sektör çok gelişmedi. Niye? Birinin hikayesini anlatayım, belki anahtar olur.

1990’lı yıllar Türkiye’de tekstilin en belli başlı ihracat ürünü olduğu yıllar. Bahsettiğim başarılı girişimci sınıf arkadaşım Murat Taşman, Bursa’da aile işi olan tekstil üretimini modernize etmeye girişmiş. Şimdiki deyimiyle, dijital dönüşüm yapıyor.

Klasik Jakarlı tekstil tezgahları, çok ilginç makinalardı: Tepede asılı duran, delikli kartlardan oluşan analog programları vardı. Bu kartlardaki deliklere bağlı olarak, bir mekanik aksamla çözgü ipliği ya yukarı kaldırılıyor, ya aşağıda kalıyordu. Atkı ipini taşıyan mekik, kaldırıldıysa çözgünün altından, kaldırılmadıysa üstünden geçiyor, böylece ortaya bir desen çıkıyordu. Tasarımcı, jakarlı dokuma için gerekli tasarımı yaptıktan sonra, bu tasarım, el emeğine dayalı bir şekilde gözle bakılarak kartonlara deliniyor; sonra prova üretimi yapılıyor; değişiklik gerekirse kartonlar bir daha deliniyordu. Değişik aşamalara sahip, hem zahmetli, hem hataya açık, hem de yavaş bir işti. Murat Taşman, 1993 yılında deseni dijital hale dönüştüren ve karta delen bir makina geliştirmişti. Yeni tezgah almadan, üretimleri hem daha esnek, hem daha hızlı, hem de daha verimli hale gelmişti.

Dijital dönüşümün yerli kaynaklarla yapılmasını destekleyebilirdik

Bu sisteme hayran kalmıştım. Ancak kendi tezgahlarının dönüşümünü yaptıktan sonra, bu işi bırakmasını anlayamıyordum. Kumaş üretmek yerine, niye elektronik dokuma tezgahı üretme işine girmiyorsun diye sordum. Gaziantepli tezgah üreten bir usta varmış; elektronik aksamı da yapılır; tamamen yerli üretim elektronik dokuma tezgahı üretilir. Satmaz mı? Satmaz.

O dönemler Alman malı bir elektronik dokuma tezgahı birkaç yüz bin Mark. İhracatçılara Alman malı tezgah almaları için ucuz kredi veriliyor; onar onar alıyorlar. Nasıl olsa parası ceplerinden çıkmıyor. Tezgahların çoğu yatıyor; ama olsun. İhracatı destekliyoruz. Kim alacak Gaziantep malı tezgahı?

Oysa tekstil ürünleri imalatı düşük teknoloji; dokuma tezgahı üretimi orta teknoloji; elektronik sistem üretimi yüksek teknoloji. Biz yıllarca düşük teknoloji üretimine yatırım yaptık. Onu da yapmaya devam edebilirdik; ama tekstilin dijital dönüşümünün yerli kaynaklarla yapılmasını destekleyebilirdik. Teknolojik üretim için bir ekosistem gerek; bu ekosistemi yavaş yavaş geliştirebilirdik. Bunun için tek eksik öngörü değil elbette; rekabet ortamını sağlayacak sağlam bir hukuk altyapısı da lazım. Bir de tabii yüksek eğitimli işgücü.

Yüksek teknoloji üretiminin hammaddesi nitelikli eğitimli işgücü

Aradan 30 yıl geçti; belki biraz daha iyi durumdayız. İyi üniversitelerimiz, genç ve eğitimli nüfusumuz var. Yazılım sektöründe çok başarılı örnekler ortaya çıkıyor. Ancak bildiğim yazılım firmaları, Avrupa’da ya da Amerika’da şirket kurmaya, orada ekip oluşturmaya çalışıyorlar; çünkü burada rekabet ortamı yok. Yazılımcılar da ilk fırsatta yurtdışına gitmek istiyor. Sebeplerini daha önce konuşmuştuk: Yaşam kalitesi, ifade özgürlüğü, insan haklarına saygı. Sophie Wilson bu ülkede doğsaydı, başına neler gelirdi düşünmek bile istemiyorum. Benzeri eğitimli gençlere bin bir hakaret, bin bir eziyet ediliyor; ilk fırsatta kendilerini yurtdışına atıyorlar; eğitimli genç nüfusumuzu kaybediyoruz.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...