Ne Türkiye ne Fransa ne de İsrail Putin’i yumuşatabiliyor

Diplomasi Putin’i yumuşatamıyor. Ukrayna’dan bütün koşulların kabulünü istiyor. (Foto: Twitter/Kremlin)

Ankara Rusya’nın Ukrayna’yı istilasında ateşkes sağlanabilmesi ve Türkiye’yi de tehdit edecek şekilde etrafa sıçramaması için devrede. Ancak ne Türkiye ne de diğer ülkelerin çabaları Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i yumuşatabiliyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 6 Mart’ta 1 saatlik telefon görüşmesinde Putin’i ateşkes ve insani koridor çabasına ikna etme gayreti de “Ukrayna Rusya’nın taleplerini kabul etmeden olmaz” duvarına çarptı. Erdoğan’dan bir gün önce Putin’i ikna edebilmek için İsrail Başkanı Naftali Bennet Moskova’daydı; 3 saat görüştüler ama nafile. Bir gün önce 3 Mart’ta Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, 3 Mart’ta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2 Mart’ta Hindistan Başbakanı Narendra Modi idi Putin’i Ukrayna’yı istila harekâtını durdurma emri vermesini sağlayamayan. Geçici ateşkesler yanıltıcı olabiliyor, sonuncusu 40 dakika sürmüştü.
Putin’i cesaretlendiren 3 Mart’ta ABD Başkanı Joe Biden, ardından 4 Mart’ta NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelensky’nin Ukrayna’da uçuşa yasaklı bölge ilan edilmesi talebini geri çevirmesi.

Putin’i durdurma çabaları sürüyor ama…

Doğrusu Zelensky’nin talebi savaş halinin Ukrayna toprakları dışına taşması ve -Türkiye’yi de içine çekebilecek- NATO-Rusya savaşının patlaması, belki herkesin korkusu olan atom silahlarının kullanılması demekti. Bunu kışkırtanlar var, özellikle de sonbahardaki ABD ara seçimlerinde askeri sanayi ve petrol-gaz lobilerinin desteğini arkasına almak isteyen Amerikalı siyasetçiler arasında.
Erdoğan da son günlerde Ukrayna diplomasisine hız verdi. Putin’den önce, 5 Mart’ta AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, 4 Mart’ta Zelensky ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile görüşmüştü. Önümüzdeki günlerde, 9-10 Mart’ta İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un ziyaretiyse artık Orta Doğunun yanı sıra Ukrayna Krizi bakımından da önem taşıyor. Çünkü İsrail de Ukrayna için devrede.
5 Mart Cumartesi günü Moskova’da Putin’i ziyaret eden Bennet hemen ardından Zelensky’le görüştü. İsrail’in bir amacı da Ukrayna’daki Yahudileri çatışma bölgesinden kurtarmak, aynı zamanda işgal altındaki Filistin topraklarına yerleştirerek nüfus dengesini değiştirmek. 4 Mart’ta Ukrayna’dan 100 Yahudiyi taşıyan uçak İsrail’e indi; sayının 10 bini bulacağı medyaya yansıdı.

Kriz uzadıkça ekonomi kötüleşiyor

Dünyanın çabası Putin’i durdurmak. Adeta herkes dursun da verebileceğimiz tavizi verelim havasında. ABD ve AB Rusya ekonomisini sarsacak ekonomik yaptırımlar ilan ediyor ama onlar uygulanma sürecindeyken Rus ordusu ilerlemeye devam ediyor. Kriz uzadıkça Covid-19 salgını ardından ekonominin canlanacağını umanlar savaş gerçeğiyle karşılaştı. Kriz uzadıkça ekonomilerin -belki silah ve petrogaz sektörleri dışında- toparlanma ihtimali azalıyor.
Türkiye’nin daha da özel bir kırılganlığı var.
Türkiye Ukrayna krizine zaten çıkmaya çabaladığı bir ekonomik krizin ortasında yakalandı. Petrol fiyatları, gaz fiyatları, buğday, ayçiçeği yağı, mazot, benzin ve elektrik fiyatları Erdoğan ve AK Parti hükümetini zorluyor. Erdoğan bir yandan Rusya’dan çekilen Batı sermayesini Türkiye’ye çekmek istiyor. Bunun AK Parti muhibbi müteahhitler üzerinden 2023 seçim kampanyasına destek sağlama boyutu da var. Türkiye’ye yatırım gelmesi değil ama para akışının Erdoğan’ın seçim kampanyasına gitme ihtimali muhalefetin dile getirilemeyen endişesi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Fikret Bila’ya yaptığı açıklamada “Erdoğan oligarklarından hesap sorma” vaadini tekrarladı.

Montrö ile dış politikada ayaklar suya erdi

Kılıçdaroğlu’nun bu defa kastettiği bir zamanların Maocu lideri Doğu Perinçek ile, şimdi Erdoğancı olan o zamanki yoldaşlarından Ethem Sancak’ın Moskova seferiydi. NATO kararlarına ortak olan Türk hükümetinin aksine NATO’yu kötüleyerek Rusları kandıracaklarını sanıyorlardı.
Oysa Ukrayna krizi ABD’nin ilk defa -yıllarca delmeye çalıştığı Montreux Sözleşmesine tam destek vermesini sağladı. Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın 5 Mart’ta telefonla görüştüğü ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, 6 Mart’ta Habertürk muhabiri Sena Alkan’a Türkiye’nin Montrö’yü uygulayıp “Boğazları savaşın bir parçası haline getirmemesinden” memnuniyetlerini bildirdi. Ukrayna krizine dek Rusya da aynı şeyi söylüyordu
Ama Ukrayna krizine dek AK Parti’den belli isimler Atatürk döneminde, 1936’da imzalanan Montrö Sözleşmesine, “Boğazlardan para kazanamıyoruz” türü sığ bahanelerle burun kıvırıyordu. Şimdi ayaklar suya erdi.
Putin’i diplomasiyle durdurmak -Çin’in devreye girmesi dışında- zor görünse de çabalar devam ediyor: doğrusu da bu. Ukrayna krizi yakın zamana dek küçümsenen Dışişleri Bakanlığının da yeniden öne çıkmasını sağladı.
Doğru dış politika ekonomiye destektir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...