Hangi politika faizi? Komediye son vermek gerekiyor

Merkez Bankası politika faizini yüzde 14’te tutuyor ama selefi Albayrak ile görülen Hazine ve Maliye Bakanı Nebati “önemi kalmadı” diyor. Komedi güldürmüyor.

Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) 14 Nisan günü toplandı ve politika faizini değiştirmeyerek yüzde 14 düzeyinde tuttu. Politika faizi, Naci Ağbal döneminde, 18 Mart 2021 tarihli toplantıda iki puan artırılarak yüzde 19’a yükseltilmişti. İki gün sonra, 20 Mart 2021’de yeni bir Merkez Bankası Başkanı, Şahap Kavcıoğlu atandı. Politika faizi 23 Eylül 2021’deki toplantıya kadar değiştirilmedi. O toplantıda ve izleyen üç toplantıda dört kez düşürüldü. Böylelikle, 16 Aralık 2021’deki PPK toplantısı sonrasında politika faizi yüzde 14 oldu.

Hangi politika faizi?

Hangi politika faizi mi? Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin Ocak ayı içinde yaptığı bir açıklamada “politika faizinin bir önemi kalmadı, devreden çıkardık” dediği faiz. Hangi politika faizi mi? Son paragrafında “TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir” denilen PPK karar metninin ilk cümlesinde açıklanan faiz.
Hangi politika faizi? İlk faiz indiriminden hemen önce (22 Eylül 2021’de) 8,6 lira olan dolar kurunun, son indirimin ertesi günü (17 Aralık 2021) 16,4 liraya, indirimden iki işgünü sonra da (20 Aralık 2021) 17,5 liraya sıçradığı ülkenin politika faizi (Grafik 1).

Grafik 1. Politika faizi (%) ve dolar kuru (TL): 5 Ocak 2021 – 14 Nisan 2022.

Hangi politika faizi? Eylül 2021’de yüzde 20 olan tüketici enflasyonunun Ocak 2022’de yüzde 49’a, Mart 2022’de ise yüzde 61’e çıktığı ülkenin politika faizi. Hangi politika faizi? Eylül 2021’de yüzde 44 olan üretici enflasyonunun Ocak 2022’de yüzde 94’e, Mart 2022’de ise yüzde 115’e çıktığı ülkenin politika faizi (Grafik 2).

Grafik 2. Tüketici (%, sol eksen) ve üretici (%, sağ eksen) enflasyonu: Ocak 2021 – Mart 2022.

Faiz, risk, kur ve enflasyon

İki grafikten de anlaşılacağı gibi, politika faizinin düşürülmesi ile döviz kurunun ve enflasyonun sıçraması arasında yakın bir ilişki var. Bu değişkenler arasında teorik bir ilişki olmasaydı, salt grafiksel analize dayanarak ‘yakın bir ilişkiden’ söz etmek anlamlı olmayabilirdi.
Oysa iktisat kuramı açık: enflasyon yüksekken ve yükselme ihtimali de varken faiz indirimine giderseniz, o ülkenin riskini yükseltirsiniz. Türkiye’nin 22 Eylül 2021’de 387 olan risk primi (CDS) 21 Aralık 2021’de 624’e sıçradı. Bir yandan düşen faiz diğer yandan artan risk primi, o ülkenin parası cinsinden mali varlıkların cazibesini yabancılar açısından düşürür: bu daha az döviz girişi (arzı) demektir.
Aynı ortamda yerlilerin de döviz talebi artar: bu da daha çok döviz talebi demektir. Döviz arzının azalması ve döviz talebinin artmasıyla da döviz kuru sıçrar. Döviz kuru enflasyonun önemli belirleyicilerinin başında geliyor. Dolayısıyla da bir süre sonra enflasyon yükselir.

Tek neden dışsal şoklar olsaydı

Böyle olmasaydı da bizdeki enflasyon artışının tek nedeni dışsal şoklar olsaydı durum ne olurdu? Yani bizde enflasyon sadece uluslararası piyasalarda artan emtia fiyatlarının, bir de Rusya’nın Şubat sonuna doğru Ukrayna’ya saldırması ile daha da yükselmesi nedeniyle artmış olsaydı durum ne olurdu? Bu durumda, Merkez Bankası’nın politika faizini değiştirmemesi bir koşulla haklı olabilirdi. Bu dışsal şokların bir süre sonra ortadan kalkacağının yaygın bir şekilde düşünülmesi nedeniyle ekonomik birimlerin enflasyon beklentilerinin bozulmaması ve dolayısıyla fiyatlama davranışlarının değişmemesi.
Türkçesi; üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının ikide bir artırılmadığı ve daha yüksek ücret artışlarının istenilmediği bir dünyada olsaydık, Merkez Bankası da politika faizini artırmayabilirdi.
Oysa öyle olmadığı açık. Rusya Ukrayna savaşı başlamadan önce kur, risk ve enflasyon sıçradı Türkiye’de. Evet, savaştan önce uluslararası piyasalarda emtia fiyatları yüksek seyrediyordu. Türkiye’deki enflasyon üzerinde olumsuz etkisi vardı. Ama döviz kuru bu kadar sıçramasaydı, emtia fiyatlarındaki artışın bizdeki enflasyona etkisi sınırlı kalacaktı.

Birkaç karşılaştırma

Bunu kanıtlamak çok kolay. Alın mesela ham petrolün varilinin dolar cinsinden fiyatlarını. Eylül ayı ile Rusya – Ukrayna savaşının başlamasından önceki dönemdeki artışına bakın: Şubat ortalaması Eylül ortalamasına göre yüzde 30 daha yüksek. Oysa aynı dönemde benzin fiyatlarındaki artış yüzde 95’e, motorin fiyatlarındaki artış ise yüzde 110’a yaklaşıyor.
Ya da aynı dönemdeki enflasyon artışları açısından Türkiye’yi başka ülkelerle karşılaştırın. Eylül 2021-Mart 2022 döneminde tüketici enflasyonu bizde 41 puan arttı. Oysa aynı dönemde ABD’de 3,1, İngiltere’de 3,9, Brezilya’da 1,1 ve Meksika’da 1,5 puan yükseldi tüketici enflasyonu.
Sonuç açık: Enflasyondaki yükselişin ana sorumlusu bizim uyguladığımız ekonomi politikası, özellikle de para politikası.

Komediye son vermek gerekiyor

Politika faizi silahının kullanılmak istenmediği açık. Ama gelin görün ki politika faizinin merkezinde yer aldığı bir para politikası rejiminin kurumsal yapısı var karşımızda. PPK toplanıyor. Politika faizi kararı açıklıyor. Bu kararın arkasındaki nedenler karar metninde anlatılıyor. Beş gün sonra toplantı özeti açıklanıyor. Yılda dört kez enflasyon raporu yayınlanıyor. Bu raporda enflasyon tahminleri yapılıyor. Politika faizi ile bu tahminler arasında bir ilişki kuruluyor. Her PPK toplantısı sonrasında televizyonlarda faiz kararı hakkında uzun uzun tartışılıyor.
Bu komediye son vermek gerekiyor. Merkez Bankası’na başka bir para politikası çerçevesi gerekiyor. Kullanmak istemediğine göre, temelinde politika faizinin yer almadığı bir çerçeve. Anlaşılan Merkez Bankası da bunun farkında.

Güldürmüyor, nasıl güldürsün ki?

Bir süredir PPK karar metinlerinde yeni bir politika çerçevesi –ki buna liralaşma diyor- üzerinde çalıştığını söylüyor bize. İlk 16 Aralık 2021 PPK toplantısı karar metninde bu çalışmadan söz etti bize. Dört ay geçti aradan; bekliyoruz hala. Sorun şu ki enflasyon beklemiyor.
Komediye son vermek gereği komedi bizi güldürmediği için ortaya çıkmıyor. Güldürmüyor elbette. Nasıl güldürsün ki? Artan enflasyon, ücret ve maaşları eritiyor, yoksulluğu artırıyor. Gerekiyor çünkü “bahar gelecek; çiçekler açacak, barış olacak; enflasyon düşecek” politikasızlığından çekip çıkarmak gerekiyor para politikasını.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...