

Mazlum Abdi, Şara’nın 18 Ocak’taki ateşkes anlaşmasını ilanından hemen sonra Ronahi TV’ye yaptığı açıklamada, daha fazla kan dökülmesini durdurmak için Şam ile yapılan anlaşmayı kabul ettiklerini söylemişti.(Foto: Ekran Görseli)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 19 Ocak’ta Şam’da yapılan görüşmenin uzlaşmazlıkla sonuçlandığı, daha bir gün önce ilan edilen ateşkes anlaşmasında ilk gediği açtığı bildiriliyor. SDG bunun üzerine savaşa devam kararı aldı. Abdi’nin Şara’ya “Şerefimle ölürüm daha iyi, Rojava’ya savaşmaya dönüyorum” diyerek toplantıdan ayrıldığı bildiriliyor. İş bir günde buraya geldiyse, Şara’nın kriz yönetimi zafiyetinin de payı olabilir. Bu gelişme üzerine Suriye ordusu da başta Haseki ve Kobani (Ayn el Arab) olmak üzere SDG kontrolündeki şehirlere yöneldi.
Suriye’de gerilim yeniden tırmanırken DEM Parti, bugünkü (20 Ocak) TBMM Grup toplantısını, bir protesto yürüyüşüyle birleştirerek SDG’nin kontrolündeki Kamışlı’nın Türkiye tarafındaki komşusu Nusaybin’de yapmaya karar verdi.
Peki bir günde, 18 Ocak’tan 19 Ocak’a ne değişmişti?
Kırılgan Ateşkes ve ABD
Abdi, Şara’nın 18 Ocak’taki ateşkes anlaşmasını ilanından hemen sonra Ronahi TV’ye yaptığı açıklamada, daha fazla kan dökülmesini durdurmak için Şam ile yapılan anlaşmayı kabul ettiklerini söylemişti. Abdi, bu nedenle güçlerini Rakka ve Deyrizor’dan geri çektiklerini ama Şam’daki toplantıya katılarak “anlaşmayı kesinleştireceklerini” ve “bölgelerini koruyacaklarını” da sözlerine eklemişti.
Şara’nın duyurduğu 14 maddelik ateşkes anlaşması 17 Ocak’ta KDP lideri Mesud Barzani’nin ev sahipliğinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin merkezi Erbil’de yapılan toplantıda ortaya çıkmıştı. 13-15 Ocak tarihlerinde Türkiye’de kapsamlı görüşmeler yapan ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşma metnini alarak 18 Ocak’ta Şam’a gitmiş, Şara’nın da onayını almıştı.
Barrack, Şam’da Şara ve Abdi’nin ekipleriyle yaptığı toplantıda da vardı. Yani her iki taraf da medyaya ne söylerse söylesin, iki tarafın da ne konuştuğuna ABD temsilcisi tanık olmuştu. Ve muhtemelen, başarısızlıkla biten toplantı ardından Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda konuşması öncesinde Trump’ı bilgilendirmişti.
5 saatlik toplantıda 5 gün pazarlığı
Şam’da 5 saat süren toplantıda bir “5 gün pazarlığı” olduğu daha toplantı dağıldığı sırada duyulmuştu.
Buna göre Abdi, anlaşmayı SDG liderliğiyle görüşmek için 5 gün süre talep etmişti. SDG’nin lideri kendisi olarak bilindiğine göre ve kendisi 14 maddelik ateşkes anlaşmasını “daha fazla kan dökülmesini durdurmak için kabul ettiğini” söylediğine göre, bu 5 günlük sürede PKK’nın Irak’ın Kandil Dağlarındaki merkeziyle danışacağını anlamak zor değildi. Keza Abdi’nin, daha o Erbil’de Barrack’a anlaşmayı kabul ettiğini söylerken ret ve direniş çağrısı yapan PKK/KCK’nın baskısı altında olduğu anlaşılıyordu.
Nitekim Şam’daki görüşmede Abdi’nin heyetinde yer alan SDG’nin kadın birliklerinin (YPJ) komutanı Rohilat Efrin, ve PYD sözcüsü Foza Yusuf’un Rudaw TV’ye söyledikleri, Şara’nın kabul ettiği ateşkes anlaşmasının neredeyse tüm can alıcı maddelerine karşı olduklarını gösteriyor. Bunların en önemlileri SDG’nin Suriye ordusuyla bütünleşmesiyle sınır kapıları, petrol ve gaz sahaları gibi stratejik noktaların Suriye hükümetinin denetimine verilmesi ve Suriyeli olmayan SDG’lilerin gönderilmesidir.
PKK’nın, SDG’nin uzlaşmasına izin vermediği anlaşılıyor.
Haseki ve Kobani’yi de Yitirebilir
Bu arada herkes için, Türkiye için de endişe verici bir gelişme oldu. Haseki yakınlarındaki El Şeddadi Cezaevinden bir grup DEAŞ (IŞİD) militanı kaçtı. Hem Suriye hükümeti hem SDG bu kaçıştan dolayı birbirini suçluyor. Oysa bu ABD Yönetimi ve Kongresi açısından en hassas konu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da ateşkes anlaşması ardından Şara’ya telefonunda Suriye’ye DEAŞ’a karşı mücadelede desteğe hazır olduğunu özellikle vurgulamıştı. Bu konunun şakaya gelir yanı yok.
Ancak ateşkes anlaşmasını sabote etmek isteyen aktörlerin bu konuyu daha da kaşıyabileceği görülebiliyor.
Ateşkes anlaşmasında Haseki’deki SDG varlığı, devlet dairelerinin Şam yönetimine devriyle birlikte SDG’nin onaylayacağı bir Kürt vali atanması yoluyla kabul ediliyor aslında. Keza, Kobani’de (Ayn el Arap) SDG güçlerinin şehirde güvenlik ve asayişi amaçlı varlığı da kabul ediliyor.
DEM ve Terörsüz Türkiye
SDG, 10 Mart anlaşmasını, İsrail’in de dolduruşuyla uygulamaya koymaya başlasaydı, bugün Suriye yönetimine ortaktı; bugün 10 Mart anlaşmasını arar durumda ama bunun da farkında değil. Terörsüz Türkiye sürecinde asli aktörlerden olan DEM ise ya farkında değil ya da Kandil ve PKK’nın maksimalist taleplerine karşı duramıyor, ateşkes anlaşmasının uygulanmasıyla iç barış sürecinin başarıya biraz daha yaklaşabileceğini kabul etmek istemiyor.
PKK, SDG’yi Halep direnişine zorlayarak Suriye ordusunu Haseki kapılarına kadar getirdi ama hâlâ maksimalist taleplerde ısrarlı.
Bu çizgiyi sürdürdükçe SDG Haseki ve Kobani’yi de üstelik daha çok can kaybıyla yitirilebilir.

