

Savaş belirsizlikleri artırdı. İran ve Körfez ülkelerindeki petrol ve LNG tesislerinin vurulması, Hürmüz Boğazı riskleri petrol fiyatlarını yükseltiyor. Gelişmeler ekonomideki belirsizlikleri arttırıyor. Yılsonu enflasyon yüzde 30’u bulabilir.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmaları ile başlayan ve Körfez ülkelerine de sıçrayan savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkiler? Soru ne kadar açıksa ilk yanıt da bir o kadar açık: Çok fazla belirsizlik var. Bu savaş ne kadar daha sürecek? Savaş bitse bile Hürmüz Boğazı’nda trafik güveni sağlanabilecek mi? Petrol kuyularının, boru hatlarının ve depolama tesislerinin yeniden çalışır hale gelmesi için ne kadar süre gerekecek? ABD’nin çılgınlıkları ne yöne evrilecek? Dolayısıyla, soruyu makul bir hata payı ile yanıtlamak çok zor.
“2026’da Türkiye ekonomisi nasıl şekillenebilir?” sorusuna yanıt aradığım yazı 2025’in son günlerinde yayınlanmıştı. En iyisi o yazıdan alıntılar yaparak başlamak.
Henüz ortada savaş yoktu ve yine de Türkiye ekonomisinde 2026’da olabilecekler hakkında dişe dokunur bir analiz yapabilmek için senaryolar oluşturmak gerekiyordu. Senaryolar, ekonomimizi yakından etkileyebilecek dışsal koşullar hakkında bazı varsayımlar yapmak anlamına geliyordu.
Dışsal Koşullar
‘Dışsal’ derken hem iç siyaset-yargı düzlemindeki gelişmeleri hem de bizim kontrolümüzde olmayan ama ekonomimizi belirgin biçimde etkileyebilen dış ekonomik koşulları kastediyordum. Bu ikincisine ilişkin şunları söylemişim: “Üç soru özellikle önemli ve yanıtlanmalı. Birincisi, küresel risk alma iştahı nasıl gelişecek? İkincisi, enerji ithal fiyatları nasıl şekillenecek? Üçüncüsü, küresel büyüme nasıl gelişecek?”
Enerji fiyatlarına ilişkin yazıda belirtilenler şöyle: “Enerji fiyatları küresel gelişmelerle yakından ilgili. Özellikle de Rusya-Ukrayna savaşı. Şu anda Brent petrolünün varili 62 dolar civarında. ABD Enerji Ajansı, varil fiyatının yılın ilk çeyreğinde 55 dolara kadar düşeceğini, sonra da bu düzeyde kalacağını öngörüyor. Avrupa doğal gaz fiyatlarının da düşmesi bekleniyor. Bunlar da Türkiye için iyi haberler…” Geride bıraktığımız haftanın son işgününde Brent petrolünün varili 106,8 dolardı. Farklı bir ifadeyle, ham petrol fiyatı düşmek bir yana, yüzde 72 oranında yükseldi. Bir süre daha yüksek düzeylerde seyretmesi Türkiye ekonomisini olumsuz yönde etkileyecek.
Küresel Tıkanıklık
Sıra, özellikle ihracatımız açısından belirleyici olan küresel büyümede. Dallas Fed’in son duruma ilişkin bir analizi yayımlandı. Çalışmada, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması ve dolayısıyla enerji arzındaki tıkanıklıkların sürmesi durumunda, hiç tıkanıklığın olmadığı (savaş öncesi temel) senaryoya kıyasla küresel büyümenin ne kadar düşeceği araştırılıyor. Bulgular şöyle:
Tıkanıklık sadece ikinci çeyrekte sürer ve sonra ortadan kalkarsa, ikinci çeyrekte küresel büyüme oranı 0,7 puan daha düşük oluyor (yıllıklandırılmış olarak yüzde 2,8 anlamına geliyor). Üçüncü çeyrekte de sürer ve sonra ortadan kalkarsa üçüncü çeyrek büyümesi 0,3 puan daha düşük oluyor (yıllıklandırılmışı yüzde 1,2). Tıkanıklığın dördüncü çeyrekte de sürmesi halinde üçüncü çeyrektekine çok yakın bir düşüş var.
IMF’den Ürkütücü Tahmin
IMF’nin son ‘Dünya Ekonomik Görünümü’ Raporu’ndaki 2026 küresel büyüme tahmininin yüzde 3,6 olduğunu hatırlatırım. Bunu çeyreklik büyüme olarak ifade edersem, ortalamada küresel büyümenin her çeyrek yüzde 0,88 olmasının beklendiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, raporda tahmin edilen değerler oldukça yüksek değerler: 0,7, sonra 0,3 ve sonra yine 0,3 puan düşüş. Özellikle, ikinci çeyrek için öngörülen etki ürkütücü.
Bir diğer varsayım küresel risk alma iştahına ilişkindi. ‘Yeni savaşlar çıkmazsa’ senaryosu altında, küresel risk alma iştahının (‘Türkiye gibi dış borca bağımlı ülkelerin makul maliyetlerle ve miktarlarda dış borç bulma olanaklarının’ diye okuyabilirsiniz) temel belirleyicisi büyük merkez bankalarının faiz politikaları olacaktı. ABD Merkez Bankasının (Fed’in) politika faizini düşürmesi, Avrupa Merkez Bankasının (ECB’nin) ise zaten düşük düzeyde olan politika faizini sabit tutması bekleniyordu. Enflasyondaki gelişmelere bağlı olarak politika faizlerinin yükselmesi gündeme gelebilir. Kaldı ki artık temel belirleyici büyük merkez bankalarının faiz politikaları da değil. Savaş var. Risk alma iştahı azaldı.
Petrol, Tarım, Turizm
İş bunlarla da kalmıyor. Gübre fiyatları ile plastik ürünlerinin hammaddelerinin fiyatları da yükselme eğiliminde. Hadi yüksek fiyata razı oldunuz, temin edebilecek misiniz? Otel rezervasyonlarının peşi sıra iptal edilmekte olduğuna dair haberler yayımlanıyor; savaş her alanı etkiliyor. Turizm gelirleri açısından da sevimsiz gelişmeler söz konusu. Bir de bütçeye gelen yükten söz etmek gerekiyor.
Ham petrol fiyatlarındaki büyük artışın pompa fiyatlarına ve dolayısıyla enflasyona olan etkisini azaltmak için vergi yükü hafifletildi. Bu nedenle bütçe gelirleri daha düşük, dolayısıyla bütçe açığı daha yüksek olacak. Petrol fiyatlarının bu düzeylerde kalması durumunda bu politikanın sürdürülebilir olmadığını ilgili bakan söyledi.
Yukarıda sözünü ettiğim yazımda temel senaryo altında şu tahminleri yapmışım: “2026 büyümesinin 2025’ten düşük olması beklenmez… Büyümenin yüzde 3,5-4 arasında bir oranda gerçekleşmesi şaşırtıcı olmaz. Öyleyse cari işlemler açığında kayda değer bir değişiklik beklenmez… Yıl sonunu yüzde 25 civarında bir enflasyonla kapamak olası. Daha da düşük geçekleşebilir enflasyon. Ama yüzde 20’nin aşağısı zor görünüyor. Politika faizinin 2026’yı kapatacağı düzey ise enflasyondaki gelişmelere bağlı… Enflasyon yüzde 20-25 arasında kalacaksa, politika faizinin de yüzde 25-30 aralığında bir yerde yılı kapatması beklenir.”
Savaş Yüzde 30’a İtiyor
Temel senaryonun üç önemli varsayımı ‘çökünce’ bu tahminler de büyük ‘risk altına’ girdi. Özellikle cari açığa ve enflasyona ilişkin öngörülerimin tutma olasılığı kalmadı. Savaş belirsizlikleri artırdı, işleri zorlaştırdı.
Cari işlemler açığı daha yüksek olacak. Enflasyonun yüzde 20-25 aralığı yerine yüzde 30’a yakın bir değerde gerçekleşmesi ihtimali az değil. Büyüme ise daha düşük olacak. Dikkat ederseniz özellikle cari açık ve büyüme için değer vermekten kaçındım; bu büyük belirsizlik ortamında
değer vermek oldukça zor çünkü.
Ama şu konuda bir belirsizlik yok: Yine sözünü ettiğim yazımdan alıntı yapıyorum: “… üst gelir grupları ile alt gelir grupları arasındaki büyük gelir dengesizliğinin sürmesi beklenir. Kısacası Türkiye, 2026’da, 2025’te olduğu gibi potansiyelini kullanmak için hamle yapmayan, üstelik nüfusunun önemli bir kısmının çok yetersiz gelir düzeyine sahip olduğu bir ülke olarak kalır.”


