Avatar

Gazeteci-Yazar

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, hastalığın çıktığı Wuhan şehrinde, karantina altındaki hastaları video aracılığıyla uzaktan ziyaret ediyor. (Foto: Çin Sağlık Bakanlığı)

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 10 Mart’ı 11 Mart’a bağlayan gece açıkladı ki Türkiye’de de saptanan 1 (yazıyla bir) koronavirüs vakası varmış. Zaten gündüz saatlerinde 114 ülkede ve bütün komşularda görülüp bir tek bizde görülmeyen hastalığın Türkiye’de de olabileceğini söyleyerek alıştırmaya başlamıştı. Hasta, virüsü Çin’den değil, Avrupa’dan kapmış bakanın açıkladığına göre.

Belki de 2020 Çin-İtalya Kültür ve Turizm Yılının 1 Ocak’ta başlamış olmasıyla koronavirüsün (COVID-19) Çin’den sonra İtalya’nın en büyük yayılma merkezi olması arasındaki bağlantıyı sorgulamak fazla iddialı olur. Zaten her yıl beş milyon Çinli turist İtalya’yı ziyaret ediyor. Öte yandan İtalya’daki “sıfırıncı hasta” olarak saptanan Milano’lu bir erkeğin yakınlarda zamanda Çin’e seyahat ettiği bilgisi var. İtalyan hükümeti 9 Mart’ta koronavirüs COVID-19’ nedeniyle ölenlerin sayısı 463’e yükselince Milano başta olmak üzere ülkenin pek çok önemli şehrine, zorunlu haller dışında giriş çıkışları, ayrıca üniversiteler dahil okulları kapattı, 1000 kişiden fazlasını bir araya getiren toplantıları yasakladı.

Okullar ve önemli kurumlar ve 9 Mart’ta ölüm sayısını 237 olarak açıklayan İran’da da kapatıldı. İran’daki “sıfırıncı hasta” da Şii Müslümanların kutsal şehri Kum’dan yakınlarda Çin’e gidip gelen bir tüccar olarak açıklandı. Meclis’te 23 milletvekili ve bir bakanda virüs tespit edilen İran, 70 bin mahkûmu da tahliye etti. Tahran-İstanbul seferi yapan bir uçakta çok sayıda yolculun ateşi yükselmesi üzerine (her halde İstanbul Havalimanına inmiş olmasınlar diye) Ankara’ya indirilenlerin karantinaya alınmalarından sonra Türkiye İran ve Irak’la uçuşları durdurdu, kapıları kapattı. Kapıların kapatılmasının Türkiye’nin Orta Doğu ve Arta Asya ile kamyon ticaretinin yüzde 90’ını durdurduğu bildiriliyor.

Yaşam ve ekonomi üzerindeki etkileri

Virüsün kaynağı olan Çin, yarasalar tarafından enfekte edilen av hayvanlarının açıkta satıldığı Wuhan pazarından yeni bir hastalığın ortaya çıktığını kabulde geç kalsa dahi, yayılmayı tecritte sorumlu davranıyor. Ancak iş işten geçmiş, hastalık dünyaya yayılmış durumda. Dünya çapında karantina altına alınan turistik yolcu gemilerinde gerçek hayattan korku filmleri yaşanıyor. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Kaliforniya açıklarında tutulan böyle bir kruvazörde 21 kişinin testten hasta çıktığını, bunlardan 19’unun gemi çalışanı olduğunu açıkladı. Bu kişiler mutfakta mı çalışıyorlardı, mesela oda temizliğinde mi? Orası açıklanmadı.

Ancak herkes bu yıl ve belki de önümüzdeki yıllarda da yüksek turizm gelirlerini unutmalı; sivil havacılık da aynı şekilde. Ayrıca ihracat ürünlerinden de dünya çağında kaçış eğilimi gözleniyor. Sadece Çin, Japonya ve Güney Kore’den olanlardan değil; Schengen seyahat özgürlüğü sayesinde virüsün daha kolay yayılabileceği Avrupa’dan olanlardan da. Japan Today News, 9 Mart’ta Twitter hesabından 6 günlük bir oylama başlattı. “Evet” veya “hayır” yanıtı bekledikleri soru şuydu: “Koronavirüs histerisine aldırmayın- şimdi Japonya’yı ziyaret etmek için mükemmel bir zaman çünkü uçaklar ucuz, daha az kalabalık var ve virüs bulaşma şansı düşük. Katılıyor musunuz?” Belki de daha çok Japon halkının ankete yükleneceği ve olumlu cevap çıkacağı umuluyordu. Ama daha ikinci günün sonuçlarında “Hayır” diyenler yüzde 67 ile arayı açmıştı. Japon hükümeti Tokyo’daki Yaz Olimpiyat Oyunları hakkında ne yapacağını tartışıyor.
Dünyanın 36 önemli ekonomisini temsil eden Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), küresel GSYİH oranını 2020 için neredeyse yarı yarıya% 1.5’e düşürdü; salgından önce% 2.9 idi.

Brexit’ten sonra AB’ye ikinci darbe

İngilitere’nin, modern zamanların en etkili barış ve kalkınma projesi olan Avrupa Birliğinden (AB) çıkışından sonra AB’ye bir darbeyi de COVID-19 virüsünün vurmuş olduğu söylenebilir. Brexit’ten sonra AB liderleri “Hiç acımadı ki, İngilizlerin canı daha çok acıyacak” izlenimi vermeye çalışıyor ama pek inanan yok; AB’nin “yumuşak güç” çekiciliği eskisi kadar güçlü değil. Ve güçten söz etmişken, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından 15 Şubat 2020’de Münih Güvenlik Konferansı’nın (MSC) açılış konuşmasında açıkça belirtildiği gibi, AB’nin ortak savunması Brexit’ten sonra NATO ve ABD’ye çok daha bağımlı hale gelmiş durumda.
Zaten Münih Konferansının bu yılki konusu “Batısızlık” idi ve raporunda da günümüz dünyasındaki “küresel eğilimin küreselleşme-karşıtlığı” olduğu saptanıyordu. Raporda ayrıca, esas olarak insan haklarına ve liberal demokrasiye saygı, piyasa ekonomisi ve çatışmaların diyalog yoluyla çözülmesi olarak tanımlanan “Batılı değerlerin” bizzat “Batı” tarafından aşındırıldığı da yazılıydı. Bugünlerde iki NATO ülkesi olan Türkiye ve Yunanistan’ın ortak sınırındaki çaresiz mültecilerin dramında bu aşınmayı gözlüyoruz; üstelik Yunanistan ayrıca AB üyesi. Konferans sırasında dünyanın küreselleşmeden yeni bir ulus-devlet düzeni biçimine dönüp dönmeyeceği ile ilgili sorular da çeşitli konuşmalarda ve panel tartışmalarında sorgulandı. Açık bir yanıt bulamadı ama zaten yanıt sorunun kendisindeydi.

Dünya içine kapanıyor

Küreselleşme kavramı, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından ve daha sonra 1992’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana yaklaşık 30 yıldır yaygın biçimde kullanılıyor. Hatta ilk başlarda, kutuplardan biri artık ortadan kalktığı varsayımıyla, “Tek kutuplu dünya” kavramına paralel olarak kullanılıyordu. Adeta bir yandan ABD’nin NATO müttefikleriyle birlikte Sovyet Rusya ve müttefiklerine, başka deyişle kapitalizmin komünizme karşı zaferi böylelikle kutlanıyor, kutsanıyor gibiydi. Bu nedenle Doğu Avrupa’daki eski Moskova müttefikleri, günümüzde yanlış olduğunu kanıtlayan stratejik hesaplamalar nedeniyle kriterleri pek de yerine getirmeden alelacele AB’ye alındı. 1990’larda ve 2000’lerde sadece ABD değil, AB de küresel egemenliğin tadını çıkardı. AB, bir ara 2018’de, tek bir ülke gibi hesap edilse dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi. Ama Brexit’ten sonra bunu söylemek artık mümkün değil. AB’nin Doğu Avrupalı üyeleri de yüzlerini Almanya, Fransa gibi güçlü AB üyeleri, yerine ABD’ye çevirmeye başladı. Kendilerini Rusya’ya karşı AB’nin değil, ABD’nin koruyacağına inanıyorlar.

“Batı” Rusya’yı sadece sömürülecek yeni bir pazar, Çin’i yeni bir pazar ve ucuz işgücü olarak gördü ve yanıldı. Çin beklentilerin ötesine geçti. ABD’den sonra 2019’da dünyanın (yüzde 16 ile) ikinci büyük ekonomisi oldu. (SARS salgınının çıktığı 2003’te 20 milyon Çinli turist dünyayı dolaşıyordu; 2018’de bu sayı 150 milyona yükselmişti; bu da 250 milyar dolarlık bir ekonomi ve küresel turizmin yüzde 9 ‘u demekti.)
ABD’nin hem Çin’e hem de Avrupa’ya getirdiği yeni ticaret engelleri ile Rusya’ya ve İran’a görüldüğü üzere siyasi amaçlı yaptırımlar, ayrıca yerel ekonomilerin güçlenmesi, daha COVID-19 virüsü yayılmadan önce bile, bundan otuz yıl önce tanımlandığı şekliyle küreselleşmenin sona ermeye başladığını gösteriyordu. Dünyayı Birinci Dünya Savaşı öncesi koşullarına doğru sürükleyen yeni ve daha tehlikeli bir ulus-devlet modeli ufukta yükseliyor.

Brexit, küreselleşmenin sonunun siyasi ilanı gibiydi; koronavirüs ise çok can kaybı pahasına insani ve ekonomik ilanı gibi oldu.