

Toplumsal gerilim giderek insanların aile ve arkadaşlık ilişkilerini sarsmaya başladı. Siyasi gerilimin düşürülmesi gerekiyor. (Şekil: Research Istanbul)
Research Istanbul’un 16 Mart 2026 tarihinde aboneleriyle paylaştığı Türkiye Raporu araştırması, Türkiye toplumunun ruh hâline dair önemli ve düşündürücü bir tablo sunuyor. Araştırmadaki tüm veriler, 2-6 Mart 2026 tarihlerinde Türkiye genelinde 2000 kişiyle yapılan ankete dayanıyor. Ortaya çıkan tablo açık; Türkiye’de toplumsal gerilim artıyor. Siyaset de artık yalnızca partiler, liderler ya da seçimler meselesi değil, aynı zamanda gündelik hayatın, aile ilişkilerinin, arkadaşlıkların ve en temel sosyal bağların içine kadar işlemiş durumda.
Bunu söylerken, altını özellikle çizmek istediğim bir nokta var. Kuşkusuz gerilimin tek kaynağı siyaset değil. Siyaset, toplumların kendini ifade etme, taleplerini görünür kılma ve ortak gelecek inşa etme alanı. Ancak bugün Türkiye’de sorun, siyasetin varlığı değil, bundan ayrı bir şekilde siyasetin toplumsal gerilimi taşıyan ve büyüten bir hatta akmasıdır. Tam da bu nedenle, mevcut tablo bize toplumun çok gergin olduğunu ve bu gerginliğin en küçük ilişki ağlarını bile etkilediğini gösteriyor.
Aile ve Arkadaşlıkta Siyaset
Araştırmanın ilk dikkat çekici bulgusu, siyasetin bireyler arası ilişkilerde yarattığı hasarı görünür kılmasıdır. Son bir yıl içinde katılımcıların yüzde 32,8’i siyaset nedeniyle aile üyeleri ya da arkadaşlarıyla tartıştığını söylüyor. Yüzde 27,5’lik bir kesim bir daha siyaset konuşmamaya karar verdik derken, yüzde 23,1’i daha az görüşmeye başladığını belirtiyor. Daha çarpıcısı, yüzde 13,6’lık bir kesim ise görüşmeyi tamamen kestiğini ifade ediyor.

(Şekil: Research Istanbul)
Bu oranlar, siyasetin artık sadece fikir ayrılığı üretmediğini, bunun da ötesinde doğrudan ilişki azaltan, teması daraltan ve bazı durumlarda bağı koparan bir etki yarattığını gösteriyor. İnsanlar farklı düşünmeyi değil, farklı düşünmenin yarattığı duygusal maliyeti taşımakta zorlanıyor.
Gerilim Arkadaşlıkları Sarsıyor
İkinci veri seti, bu gerilimin kimlerle yaşandığını gösteriyor. Son bir yıl içinde siyaset nedeniyle gerilim yaşanan kişiler arasında ilk sırada açık ara arkadaşlar geliyor, yüzde 60,6. Onu kardeşler yüzde 14,7 ile izliyor. Eş ya da partner yüzde 11,3, baba yüzde 9,8, anne ise yüzde 7,6 düzeyinde.

Buradaki tablo önemli. Siyaset kaynaklı gerilim, daha çok seçilmiş sosyal çevrelerde ve yatay ilişkilerde yoğunlaşıyor. Arkadaşlıklar, ortak duygular, benzer hayat tarzları ve gündelik paylaşım üzerine kurulu ilişkiler olduğu için, siyasal kutuplaşmanın baskısını daha hızlı hissediyor olabilir. Aile içi bağlar ise daha dayanıklı, ama orada da mesafe ve suskunluk stratejileri öne çıkıyor. Bu da toplumsal tansiyonun sadece kamusal alanda değil, özel hayatın içinde de yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor.
Karşı Taraf Nasıl Görülüyor?
Bir diğer veri ise kutuplaşmanın dilini ortaya koyuyor. 2023 ile 2026 yılları kıyaslandığında, hem iktidar seçmenlerinin muhalefet seçmenlerine hem de muhalefet seçmenlerinin iktidar seçmenlerine dair olumsuz yargıları belirli ölçülerde sürüyor. Bazı alanlarda geriliyor, bazı alanlarda ise sertliğini koruyor. En dikkat çekici veri, ülkenin geleceği için tehdit oluşturduğu ifadesi. 2026’da muhalefet seçmenlerinin yüzde 49’u iktidar seçmenlerini böyle görüyor. Bu, artık karşı tarafın yalnızca yanlış düşünen ya da farklı tercihte bulunan bir grup olarak değil, doğrudan ülkenin geleceğine dönük bir risk olarak algılandığını gösteriyor.

(Şekil: Research Istanbul)
Benzer şekilde “yalancı”, “eğitimsiz”, “tembel”, “ahlaksız” gibi sıfatlar da siyasetin ahlaki ve toplumsal karakter yargılarına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Siyasi ayrışma, fikir farkının ötesine geçiyor; karşı tarafın meşruiyetini aşındıran bir dile dönüşüyor.
Toplumsal Gerilim Düşürülmeli
Bu veriler bize şunu söylüyor; Türkiye’de toplum çok gergin. Siyaset canlıdır, gereklidir, hatta vazgeçilmezdir. Bu bağlamda kesinlikle gerilimin kaynağı siyaset demiyorum. Ekonomik sıkıntılar bütün anketlerde halkın bir numaralı sorunu. Ama siyaset, toplumu taşıyan en küçük bağları zayıflatmaya başladığında, mesele sadece rekabet değil, ortak yaşam kapasitesi olur. Türkiye’nin bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğu şey, toplumsal tansiyonu düşürecek bir sakinleşme zemini. Çünkü demokratik hayat, sadece sandıkta değil; sofrada, aile içinde, arkadaşlıkta ve gündelik dilde de ayakta kalır.

